Hristiyanlıkta Tanrı Kendini Nasıl Sınırlar?
- 4 May
- 4 dakikada okunur
Soruyu soran kişi: " Hristiyanlıkta Tanrı kendini nasıl insan bedeninde sınırlar? Mutlak güç sahibi kendini sınırlar mı? İsa Mesih Tanrı'ysa o zaman güçsüz değil mi?"
Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Bu sorulara aşinayız. Çünkü biz de bu kültürde büyüdük ve ailemizin inancıyla büyüdük. Buralara kadar geldiyseniz, tebrik ederiz. Araştırma cesaretini gösterdiğiniz için RAB sizi yönlendirsin ve Ruh'uyla öğretsin.

Eğer İslam kültürüyle yoğrulmuş bir coğrafyada büyüdüyseniz (ki öyle olduğu için bir Türk Hristiyan'ın websitesindesiniz muhtemelen) veya bu inancın temellerini biliyorsanız, Tanrı (Allah) tasavvuru zihninizde çok nettir: O, mutlak güç sahibidir. Yemez, içmez, uyumaz, acı çekmez ve yaratılmışlara benzemekten tamamen münezzehtir (uzaktır). O, her şeyin ötesinde, ulaşılamaz bir yüceliktedir.
Tam da bu harika ve görkemli Tanrı inancıyla yola çıktığımızda, Hristiyanlık'taki Tanrı'nın İnsan (İsa Mesih) olarak beden alması fikri ilk duyulduğunda akla mantığa sığmayan, hatta Tanrı'nın yüceliğine yapılmış bir hakaret gibi gelebilir.
"Kozmosu yaratan, milyarlarca galaksiyi avucunda tutan o mutlak ve sınırsız güç, nasıl olur da aciz bir insan bedenine sıkışır? Tanrı nasıl zayıf düşebilir, acıkabilir, hatta ölebilir?"
Okyanusu Bardağa Sığdırmak mı, Yoksa Yazarın Romanına Girmesi mi?
Genelde yapılan en büyük mantık hatası şudur: Tanrı insan oldu denildiğinde, Hristiyanların evreni yöneten Tanrı'nın Allah'lığı tabiri caizse boş bırakıp, bütün varlığını sadece bir insan bedenine hapsettiğini düşündüğü sanılır. Yani okyanusu alıp bir su bardağına sığdırmaya çalışmak gibi. Elbette ki bu imkansızdır.
Ancak Hristiyan inancındaki beden alma kavramı daha çok usta bir yazarın, yazdığı romanın içine bir karakter olarak girmesine benzer. Örneğin Elif Şafak'ın bir kitabı kaleme aldıktan sonra, o hikayenin içine bir karakter olarak girdiğini hayal edin. Yazar kitabın içine girdiğinde yazar olma vasfını, dışarıdaki gerçekliğini veya evrenini yaratma gücünü kaybeder mi? Hayır. Sadece kendi yarattığı dünyanın kurallarına, o dünyanın içindeyken tabi olmayı seçmiştir.
İncil (Yuhanna 1:1 ve 1:14 bölümleri), bu durumu mükemmel bir şekilde açıklar. İslam'ın da İsa için kullandığı "Kelimetullah, Kelamullah" (Tanrı'nın Sözü/Kelamı) kavramına çok benzeyen bir ifadeyle şöyle der:
"Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı." (Yuhanna 1:1)
Tanrı sonsuzluğunu kaybetmedi; sadece görünmez olan Tanrı bizim onu anlayabilmemiz, dokunabilmemiz ve duyabilmemiz için anlayacağımız dilde bir Söz oldu ve bizim boyutumuza adım attı.
Mutlak Güç, Kendini Sınırlandırma Gücünü de İçermez mi?
İslam perspektifi "Tanrı yapamaz, O'nun şanına yakışmaz" derken,
Hristiyanlık şöyle sorar:
Mutlak güce sahip bir Tanrı için, sırf kullarına duyduğu sevgi yüzünden kendi ihtişamını bir kenara bırakıp insan olmak neden imkansız olsun?
Eğer Tanrı her şeye kadirse, kendi gücünü geçici olarak perdeleme gücüne de sahip olmalıdır. İncil, İsa'nın durumunu şöyle anlatır (Filipliler 2:6-8):
"Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama kul özünü alıp insan benzeyişinde doğarak ululuğunu bir yana bıraktı. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı."
Dikkat edin, "Tanrılığından vazgeçti" demez, "ululuğunu bir yana bıraktı" der. Üzerindeki o göz kamaştırıcı, yakıcı ilahi ihtişam hırkasını çıkardı. Tıpkı tebaasının yaşadığı sefaleti, hastalığı ve acıyı sadece uzaktan izlemek istemeyen, sarayından çıkıp kraliyet kıyafetlerini çıkaran ve halkının arasına bir köylü gibi karışan büyük bir Kral gibi. Bu bir güçsüzlük değil, muazzam bir irade ve sevgi gösterisidir.
Tanrı "Güçsüz" Olabilir mi?
"Güç" ve "Zayıflık" kelimelerinin anlamlarını yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Bir babanın, üç yaşındaki oğluyla halının üzerinde güreşirken oğlunun onu yenmesine ve yere sermesine izin verdiğini düşünün. O baba o an güçsüz müdür? Gerçekten yenilmiş midir? Hayır. Çocuğuna duyduğu derin sevgi ve şefkat yüzünden güçsüz olmayı seçmiştir. Onu asıl güçlü ve harika bir baba yapan şey kaslarındaki kaba kuvvet değil, çocuğunun seviyesine inebilme erdemidir.
İşte tam bu noktada akıllara çok sık sorulan şu soru gelir:
"İsa Mesih Tanrı'ysa o zaman Tanrı güçsüz mü, çünkü çarmıha gerildi ve öldürüldü?"
Hristiyan ilahiyatında İsa'nın çarmıha gerilmesi, O'nun düşmanlarına karşı aciz kalıp yenildiği bir zayıflık anı değildir. Aksine, kendi isteğiyle ölüme yürüdüğü, insanlığı günahtan kurtarmak için o bedeli bizzat ödediği nihai bir kurtuluş anıdır.
İncil'e göre İsa'yı o çarmıhta tutan şey çiviler veya Roma askerlerinin gücü değil, insanlığa duyduğu merhamettir.
"Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var. " (Yuhanna 10:18)
diyerek bu zayıflık görüntüsünün altındaki mutlak iradeyi vurgular.
Hristiyanlığa göre, Çarmıh'taki zayıflık ve ölüm de tam olarak budur. İnsanların "Tanrı yenildi, Tanrı acı çekti, bu ne biçim inanç!" dediği noktada İncil (1. Korintliler 1:25) şöyle cevap verir:
"Çünkü Tanrı'nın “saçmalığı” insan bilgeliğinden daha üstün, Tanrı'nın “zayıflığı” insan gücünden daha güçlüdür." (1. Korintliler 1:25)
Tanrı bizi korkutarak itaat ettirebilecekken; bizim acılarımızı, gözyaşlarımızı, ihanete uğramamızı ve hatta ölüm korkumuzu bizzat yaşayarak, içimizden biri olarak kalbimizi kazanmayı seçmiştir. Diğer inançlardan farkımız budur.
Hristiyanlık Tanrı'nın acizleştiğini, küçüldüğünü veya yüceliğini kaybettiğini söylemez. Aksine, Tanrı'nın sevgisinin o kadar büyük, o kadar sonsuz olduğunu söyler ki, bu sevgi O'nu bizim çamurlu, karanlık dünyamıza kendi isteğiyle girmeye itmiştir.
Tanrı'nın insan olması fikri O'nun güçsüzlüğünün bir kanıtı değil, insanın kendi başına Tanrı'ya ulaşamayacak kadar aciz olmasının ve Tanrı'nın bu mesafeyi kapatmak için cennetten yeryüzüne inmesinin hikayesidir. Yukarıdan bağırarak emirler veren bir yaratıcıdan ziyade, yarattıklarının dertlerine ortak olmak ve kurtarmak için çamura batan bir Yaratıcı portresidir bu.
Belki mantığımız "Mutlak güç buna tenezzül etmez" demeye devam edebilir. Ancak kalbimiz, böyle bir sevginin gerçek olması ihtimalinin büyüklüğü karşısında durup düşünmeye değer bir alan bulacaktır.




