top of page

Din İnsanları Kontrol Etmenin Bir Yolu Mudur?

  • 14 Şub
  • 3 dakikada okunur

Hristiyanlık inancı diğer insanları kontrol etmenin bir yolu mudur? Din insanları kontrol etmenin bir yolu mudur?


Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Bu soru elbette ki diğer inançtan kişilere de sorulabilir. Fakat bizler bu soruyu Hristiyan inancına mensup kişiler olarak ve Hristiyan perspektifinden ele alacağız.


 Din insanları kontrol etmenin bir yolu mudur?

Bu, gerçekten çok adil ve sorulması gereken cesur bir soru: "Hristiyanlık, aslında sadece bir grup insanın diğerlerini kontrol altında tutmak için uydurduğu bir yol mu?"


Eğri oturup doğru konuşalım; tarihe baktığımızda bunun ne yazık ki doğru olduğu zamanlar görüyoruz. Kilise 2000 yıldır var ve Mesih’in adı kullanılarak çok güzel işler yapıldığı gibi, maalesef korkunç hatalar da yapıldı. Belki senin hayatında bile dini kullanarak insanları inciten, küçümseyen veya baskı kurmaya çalışan dini liderler olmuştur. Sadece Hristiyanlık bazında değil, diğer inançların mensuplarında da bunu görüyoruz. Çünkü insan doğası kirlenmiştir.


Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı. (Romalılar 3:23)

Gerçek şu ki; hepimiz insanız, hepimiz hata yaparız. Hristiyanlar da buna dahil. Rab'bin Kutsal Ruh'u bizim yüreklerimizi değiştirmek için bizimle çalışmak istiyor. Avantajımız budur.



Ancak insanların hatalarını bir kenara bırakıp meselenin özüne indiğimizde, bakış açımızı kontrol kelimesinden otorite kelimesine çevirmeyi öneriyorum. Çünkü dürüst olalım, hayatta otoriteden kaçış yok. Devletler, aile yapısı, kurumlar, hatta arkadaş grupları bile üzerimizde bir beklenti, bir otorite oluşturur. Bunların hepsinden kaçsanız bile, içinizdeki o ses, yani vicdanınız size neyin iyi neyin kötü olduğunu fısıldayarak bir otorite kurar. Yani hayatımızda her zaman bir "yapmalı/etmeli" duygusu olacaktır.


Benim mantığım şu: Eğer hayatımda bir otorite olacaksa, bunun Rab İsa Mesih olmasını tercih ederim.


Neden mi? Çünkü İsa, gücü elinde tutup da yozlaşmayan tek örnektir. "Mutlak güç mutlaka yozlaştırır" sözü İsa'da işlemez. O, gücünü ezmek için değil, hizmet etmek için kullanan ve bunu öğütleyen bir kraldır. Kutsal Kitap bize O’nun bizim tarafımızda olduğunu söyler. Eğer Hristiyanlık İsa’nın otoritesiyle ilgiliyse, bu başkalarını kontrol etmekle ilgili olamaz ve olmamalıdır.


Özgürlük Çağrısı ve Liderlik Anlayışı


İşin teolojik ve tarihsel boyutuna baktığımızda da bu kontrol mekanizması iddiasının temellerinin sarsıldığını görüyoruz. İsa'nın mesajı, körü körüne bir itaat veya tek tipleştirme değil; tam tersine gönüllü bir ilişki davetidir. İncil’de İsa: "Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak" der.


Bu bir zihin kontrolü değil bir özgürleşme manifestosudur.


İsa’nın liderlik modeli, bugün bildiğimiz tiranlıklardan veya baskıcı rejimlerden, insanların paralarını sömüren kişilerden tamamen farklıdır. O, öğrencilerine açıkça şöyle demiştir:

"İsa onları yanına çağırıp şöyle dedi: “Bilirsiniz ki, ulusların önderleri sayılanlar, onlara egemen kesilir, ileri gelenleri de onlara ağırlıklarını hissettirirler. Sizin aranızda böyle olmayacak. Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun." (Markos 10:42-44)

Rab olduğu halde eğilip insanların ayaklarını temizleyen, hizmet eden, canını veren bir lider profili, kitleleri manipüle etmek isteyen bir sistemi öğütleyebilir mi?


Tarih boyunca bu inancı politik güç için kullananlar oldu mu? Evet, oldu. Ancak bu, Hristiyanlık değil insanın sapkınlığıdır.

Yani baskıcı, sömüren, kendi çıkarını arayan her yönetim (Kilise önderi, papazı, rahibi vb bile olsa) aslında Hristiyanlığın kendi kitabına ihanet etmektedir.


Kanıtlar Ne Söylüyor?


Bazen bu inancın sonradan uydurulmuş bir kurgu olduğu düşünülür. Ancak arkeoloji ve metin bilimi bize başka bir hikaye anlatıyor. Ölü Deniz Parşömenleri gibi keşifler ve elimizdeki binlerce antik el yazması, bu metinlerin yüzyıllar boyunca ne kadar titizlikle korunduğunu gösteriyor. Yani ortada, sonradan "halkı kandırmak için" değiştirilmiş bir metin yok, ne yazıldıysa o günümüze kadar ulaşmış durumda.


Dahası, davranış bilimleri açısından bakıldığında, insanları kontrol etmek isteyen sistemler korku ve beyin yıkama üzerine kuruludur. Oysa Hristiyanlık, "Düşüncenizin yenilenmesiyle değişin" der. Pavlus gibi ilk dönem liderleri, insanlarla tartışmış, onları araştırmaya ve sorgulamaya teşvik etmiştir. Gizli kapaklı bir manipülasyon örgütü, "Her şeyi sınayın, iyi olana sımsıkı tutunun" diyerek takipçilerine eleştirel düşünme çağrısı yapmaz.


En Büyük Kanıt: Gönüllülük ve Diriliş


Eğer bu sistem insan uydurması olsaydı, kurucularının bundan bir çıkarı olması gerekirdi. Oysa İsa’nın dirildiğini iddia eden ilk öğrenciler (Havariler diye de bilinir), bu iddiaları yüzünden zengin olmadılar, güç kazanmadılar; aksine dışlandılar, işkence gördüler ve öldürüldüler. İnsanlar yalan olduğunu bildikleri bir şey için ölümü göze almazlar. Onların bu samimi inancı ve cesareti, olayın bir kontrol kurgusu olmadığının en büyük kanıtıdır.


Ayrıca Hristiyanlık gönüllülük esasına dayanır. Hristiyanlığın tabiri caizse kelime-i şehadet'i:


İsa'nın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı'nın O'nu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen (sana bağlı), kurtulacaksın. (Romalılar 10:9)

Bu ifade tamamen kişisel ve özgür bir seçimi işaret eder. Zorla sevgi olmaz, zorla iman da olmaz.



Hristiyanlık, evrenin kör tesadüflerle değil, bilinçli bir Tasarımcı tarafından yaratıldığını ve bu Tasarımcı'nın bizimle bir ilişki kurmak istediğini söyler. Evet, tarih boyunca dini kendi çıkarları için kullananlar oldu ve olmaya devam edecek. Ancak İsa’nın hayatına, öğretilerine ve O’nun sunduğu iyi otoriteye baktığımızda, karşımızda bizi köleleştirmek isteyen bir sistem değil bize onur, değer ve gerçek özgürlük sunan bir davet buluyoruz.


Bu, beynimizi kapıda bırakıp içeri girdiğimiz bir yer değildir.

Aklımızla, yüreğimizle ve hür irademizle katıldığımız bir yolculuktur.

bottom of page