top of page

Hristiyanlıkta Astrolojinin Yeri Nedir?

  • 4 gün önce
  • 4 dakikada okunur

Soruyu soran kişi: "Hristiyanlıkta astrolojinin yeri nedir? Kutsal Ruh aracılığıyla geleceği öngörmek mümkün mü? Bazen falcılar da geleceği öngörebiliyorlar ama nasıl? "


Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz.


Hristiyanlıkta astrolojinin yeri nedir? Kutsal Ruh aracılığıyla geleceği öngörmek mümkün mü? Bazen falcılar da geleceği öngörebiliyorlar ama nasıl?

Bizim buralarda kahveyi içip fincanı kapatmamak bazen neredeyse ayıptır. "Neyse halim, çıksın falım. Fala inanma ama falsız da kalma" denir. Sohbetin en tatlı, en koyu anlarında o telvelerin içinde bir umut ışığı aranır. Sabah uyanır uyanmaz telefondan günlük burç yorumlarına göz atmak ya da favori astroloğu Youtube'dan dinlemek de cabası. Çoğumuza göre bunlar son derece zararsız, küçük, tatlı eğlenceler. Bazen de falcıların olayları bildiği oluyor.


Hristiyan inancı bu işe ne diyor? Kutsal Kitap'a baktığımızda kahinlik, astroloji veya falcılık gerçekten masum birer pratik mi, yoksa uzak durulması gereken tehlikeli sular mı?


Gökyüzünü Okumak Bilim mi, Modern Putperestlik mi?


Astroloji ve falcılığın Hristiyanlıktaki yeri nedir? Kısa ve net cevap: Günah ve yasaktır.


Hristiyanlık, insanların geleceği yıldızlarda, kahve telvesinde veya tarot kartlarında aramasını kesin bir dille reddeder. Neden mi? Çünkü bu eylemler, insanın odağını ve güvenini Tanrı'nın takdirinden koparıp yaratılmış nesnelere ve ruhlara (cinlere) kaydırır.


Burada hemen akla şu savunma gelebilir:

"Ama astroloji bir bilim! İşin içinde matematiksel hesaplar, gezegen dizilimleri var. Tıpkı astronomi veya meteoroloji gibi!"


İşte Hristiyan ilahiyatı tam da bu noktada ontolojik, yani varoluşsal, kalın bir çizgi çeker.

Astronomi veya meteoroloji, Tanrı'nın yarattığı fiziksel kanunları (basınç, nem, gökcisimlerinin yörüngesi) inceler. Astroloji ise, yaratılmış olan bu cansız gökcisimlerine "insan ruhunu, karakterini ve kaderini belirleme/yönlendirme" gibi ilahi bir vasıf yükler.


Mars'ın konumunun aşk hayatınızı etkilediğini düşünmek bilimsel bir gerçeklik değil, ruhsal bir varsayımdır. Evren, kendi kendine konuşan ruhsal bir mekanizma değildir. Tanrı'nın eseridir.

"Tanrı'yla ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan'ın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Tanrı sonsuza dek övülmeye layıktır! Amin." (Romalılar 1:25)

İnsan, yaratılmış nesneler üzerinden dolaylı mesajlar aramak yerine, duayla ve Kutsal Ruh aracılığıyla doğrudan Yaratıcı'nın kendisiyle ilişki kurmaya çağrılır.


"Ama Bunlar Sadece Araç!" Savunması


Bazen de "Tarot kartının veya kahve telvesinin kendi başına bir tanrı olmadığını biliyorum, bunlar sadece birer yansıtıcı araç" argümanını duyarız. Nerden yansıtıyor?


Kutsal Kitap (Yasa'nın Tekrarı 18:10-12) falcılığı ve kehaneti yasaklarken meselenin kullanılan objede (taş, kart, kemik) olmadığını vurgular. Asıl sorun insanın, Tanrı'nın vahyi dışında gizli bilgilere ulaşma çabasıdır.

Bilgelik ve yönlendirme, sezgileri tetikleyen veya cinlerden duymaya yardım eden nesnelerden değil, Kutsal Kitap'tan ve doğrudan Tanrı'dan istenir.


Peki Hristiyanlıkta Kutsal Ruh'un yönlendirmesi veya "peygamberlik" (Tanrı'nın sözünü iletme) armağanı yok mu? Elbette var. Ancak Kutsal Ruh, meraktan veya egomuzu tatmin etmek için bozuk para atıp çalıştırdığımız bir fal makinesi değildir.

Falcılıkta kontrol insandadır. Bu, insanın kibrine ve her şeyi kontrol etme arzusuna hizmet eder. Kutsal Ruh'un esini ise kiliseyi cesaretlendirmek, Tanrı'nın iradesini açıklamak ve insanı ruhsal olgunluğa çağırmak içindir. Burada inisiyatif tamamen Yaratıcı'nın kendisindedir.

"Kadın Hayatımdaki Her Şeyi Bildi!" – Peki Nasıl?


Gelelim en can alıcı noktaya. Madem bu işlerin aslı astarı yok, falcılar nasıl oluyor da nokta atışı tahminler yapabiliyor? "Kadın resmen eski sevgilimin adının baş harfini verdi!" dediğinizi duyar gibiyim.


Olayı sadece Carl Jung'un "kolektif bilinçdışı" veya senkronisite gibi kavramlarıyla tarafsız bir ortak bilinç ağına bağlamak, Hristiyanlığın ruhsal alem anlayışıyla pek örtüşmez.


Bunun iki temel açıklaması vardır:


1. Soğuk Okuma: Birçok falcı insan psikolojisini mükemmel okur. Beden dilinizi, mimiklerinizi anlık olarak analiz eder, genel geçer doğruları size özelmiş gibi ambalajlayıp sunarlar.

2. Karanlık Ruhsal Etkiler: Hristiyan inancına göre ruhsal alem tarafsız değildir. Melekler kadar düşmüş ruhlar (cinler) de aktiftir.

Bu karanlık güçler geçmişi ve insan doğasını çok iyi bilir, zaaflarımızı yüzyıllardır izlerler.

İncil'de (Elçilerin İşleri 16:16-18) geleceği bilme yeteneği, yani falcılık ruhu olan bir köle kızdan bahsedilir.

Kızın söyledikleri harfi harfine doğru çıkmasına rağmen Elçi Pavlus, bunun Kutsal Ruh'tan gelmeyen aldatıcı bir ruhsal bağ olduğunu teşhis etmiştir. Yani bir bilginin doğru çıkması, o kaynağın kutsal veya güvenli olduğunu asla kanıtlamaz. Medyuma fısıldanan o şaşırtıcı detayların aslında tek bir amacı vardır: İnsanı Tanrı'ya güvenmekten uzaklaştırmak.

Karşıt bir argüman olarak, "Ama benim gittiğim medyum çok iyi niyetli, üstelik dualar da okuyor." diyebilirsiniz.

Zehirli bir yemeğin üzerine pudra şekeri serpmek onu zararsız yapmaz. Kutsal Kitap şeytanın da "ışık meleği" kılığına girebileceğini söyler.


"Buna şaşmamalı. Şeytan da kendisine ışık meleği süsü verir. Ona hizmet edenlerin de kendilerine doğruluğun hizmetkârları süsü vermesi şaşırtıcı değildir. Onların sonu yaptıklarına göre olacaktır." (2. Korintliler 11:14-15)

İncil'deki Müneccimler Ne Olacak?


Tam bu noktada İncil'i okuyanların aklına hemen Matta 2 bölümü gelir. İsa'nın doğumuna şahit olan, yıldızları takip edip gelen müneccimler.

Bu durum astrolojinin onaylanması demek değil mi?


Hristiyan din bilginlerine göre bu konu teolojik olarak son derece nettir. Tanrı, astrologları onayladığı için değil, lütfunun ve merhametinin sınır tanımadığını göstermek için o pagan bilgeleri kendi anladıkları dilden (yıldızlar aracılığıyla) çağırmıştır.


O özel yıldız müneccimleri astrolojik çalışmalarına devam etmeleri için yönlendirmedi. Amaç, Söz'ün Beden Almış Hali'ne (İsa'ya) tapınmalarıydı.


Nitekim onlar yıldızı okumaya devam etmediler, yıldızın işaret ettiği kişiye secde ettiler. Bu olay astrolojinin meşrulaştırılması değil, Tanrı'nın kendisini arayanları karanlıktan çıkarıp aydınlığa getirmesinin sembolüdür. Aşağıdaki ayeti de şöyle düşünebilirsiniz, İsa'yı tanıdıktan sonra değeri ne olursa olsun ezoterik malzemeleri çöpe atmalıyız.

"Büyücülükle uğraşmış bir sürü kişi de kitaplarını toplayıp herkesin önünde yaktılar. Kitapların değerini hesapladıklarında toplam elli bin gümüş tuttuğunu gördüler." (Elçilerin İşleri 19:19)

Belirsizliğe Tahammül mü, Tanrı'ya Güven mi?


Bazıları da astrolojik okumaların kibrin değil, bir tür yüzleşme ve bilinçli teslimiyetin yolu olduğu savunulur.

Ancak Hristiyanlık teslimiyet kavramını tamamen farklı tanımlar. Olası zorlukları önceden görmeye çalışmak, evrensel akışa teslimiyet değildir. Tam tersine belirsizliğe katlanamama halidir. Hayat üzerinde zihinsel bir kontrol sağlama illüzyonudur.


Hristiyanlıkta iman, geleceğin haritasını önceden bilmek demek değildir. İman, karanlık bir vadiden geçerken bile o haritayı elinde tutan Tanrı'ya güvenmektir. (İbraniler 11:1) ,

İsa Mesih'in Getsemani bahçesindeki "Benim değil, senin isteğin olsun" duası, geleceği okuyarak değil, Baba'nın karakterine mutlak bir güven duyarak yapılan gerçek teslimiyetin ta kendisidir.


Sonuç olarak Hristiyanlık, evrensel sembolleri okuyup yaratılışın ardındaki sistem mimarına saygı duymaya çalışmaktan ziyade insanla doğrudan konuşmak isteyen, sevgi dolu, kişisel bir Babaya işaret eder.

Geleceği bilme takıntısını bırakıp hayatın direksiyonunu yıldızlara veya kahinlere değil, sevgi dolu bir Yaratıcı'nın ellerine bırakmak insana gerçek bir ruhsal özgürlük sunar.

bottom of page