top of page

Arama sonuçları

Boş arama ile 82 sonuç bulundu

  • Büyülerden Nasıl Korunurum?

    Anneme babama şeyh adı verilen bir kişi tılsım ve dualar vermiş. Demir, ters üçgen şeklinde kolyeleri eve getirdiler. Bu tılsım ve büyüler ailemi etkiliyor. Tılsım ve büyülerden nasıl korunurum ve nasıl dua etmeliyim? Öncelikle, soru için teşekkür ediyoruz. Umuyoruz ki, evinizdeki huzur daim olur. Maalesef, coğrafyamızın bir gerçeği olan bu olaylar hala yaşanıyor. İnsanlar bazen kandırılıyor, muskaların içinde Arapça dilinde yemek tarifleri oluyor ve binlerce lira vererek dolandırılıyorlar. Bazı durumlarda da, gerçekten cinler etkin oluyor. Ve insanlar, şeytanlardan medet umuyor. "Hristiyan cin var, Müslüman cin var, Ateist cin var." diyerek "Canım, bizim cinlerimiz iyi cinler." falan diyorlar. Şeytanın iyisi yoktur, şeytan kötüdür ve sizi kandırıp ruhsal olarak öldürmek ister. Peki, ne yapmamız gerekir? Öncelikle cinlerin iyisi kötüsü var mı? Hristiyanı, Müslümanı, Ateisti, Budisti var mı? Hayır yok. Maalesef toplumumuzda böyle biliniyor. Şeytan, kendini farklı şekillere sokarak kendisine tapınılmasını sağlıyor. Nitekim Kutsal Kitap'ta (Tevrat- Zebur - İncil) şöyle yazmaktadır: "Buna şaşmamalı. Şeytan da kendisine ışık meleği süsü verir. Ona hizmet edenlerin de kendilerine doğruluğun hizmetkârları süsü vermesi şaşırtıcı değildir. Onların sonu yaptıklarına göre olacaktır." (2. Korintliler 11:14-15) "İyi de sevgili Hristiyan yazar, ben gözlerimle gördüm. Bir varlık gelip benimle konuştu. Başka bir inancın mensubu bir cinmiş. İyiliğimi düşünüyormuş." diye bir soru mutlaka bu yazıdan sonra gelecektir. Şayet psikolojik bir rahatsızlık durumu yoksa, yanıtımız şudur: "İster biz, ister gökten bir melek size bildirdiğimize ters düşen bir müjde bildirirse, lanet olsun ona!" (Galatyalılar 1:8) Anladım, cinlerin iyisi kötüsü yok. Ruhsal varlıklar var. Pekala, bize zarar verebilirler mi? "Ayık ve uyanık olun. Düşmanınız İblis kükreyen aslan gibi yutacak birini arayarak dolaşıyor. " (1. Petrus 5:8) "Hırsız ancak çalıp öldürmek ve yok etmek için gelir." (Yuhanna 10:10) Evet, zarar verebilir. Amacı da budur. Huzurunu kaçırmak, seni günaha sevketmek, seni suçlu ve yetersiz hissettirmek, umutsuz hissettirmek, kendine zarar vermeye teşvik etmek vs. gibi seni mahvedecek şeylere yönlendirir. Onlardan nasıl korunabiliriz? Korunmayı konuşmadan önce, şunu konuşmamız gerekir. Gökte ve yerde tüm yetkinin verildiği, insan bedeni alan kişiye iman ediyor muyuz? O'nun ismiyle vaftiz olduk mu? "İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi.......İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.” (Matta 28:18,20) Korunmayı öğrenmeden önce, şeytanın egemenliğinden özgürleşmemiz gerekir. Kurtulmuş olmamız gerekir: "Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur.” (Elçilerin İşleri 4:12) İman ettim ve vaftiz oldum. Şimdi ne yapacağım? Şimdi, öncelikle hayatınızı gözlemlemeniz gerek: Kiliseye düzenli katılıyor muyuz? Düzenli dua ediyoruz muyuz? Rab ile konuşuyor muyuz? Düzenli Kutsal Kitap okuyor muyuz? Ruhsal olarak besleniyor muyuz? Bu sözleri derin derin düşünüyor muyuz? Her gün Kutsal Ruh ile birlikte yürümek için dua ediyor muyuz? "Kutsal Ruh, beni varlığınla doldur." diyor muyuz? Hala günah işliyor muyuz? Bu soruları kendi içimizde düşünelim. Bunlar, Ruhsal hayatımızda bizi güçlü kılacak olan şeyler. Tanrı'nın sağladığı tüm silahları kuşanalım: " Son olarak Rab'de, O'nun üstün gücüyle güçlenin. İblis'in hilelerine karşı durabilmek için Tanrı'nın sağladığı bütün silahları kuşanın. Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır. Bu nedenle, kötü günde dayanabilmek, gerekli her şeyi yaptıktan sonra yerinizde durabilmek için Tanrı'nın bütün silahlarını kuşanın. Böylece, belinizi gerçekle kuşatmış, göğsünüze doğruluk zırhını takmış ve ayaklarınıza esenlik Müjdesi'ni yayma hazırlığını giymiş olarak yerinizde durun. Bunların hepsine ek olarak, Şeytan'ın bütün ateşli oklarını söndürebileceğiniz iman kalkanını alın. Kurtuluş miğferini ve Ruh'un kılıcını, yani Tanrı sözünü alın. Her türlü dua ve yalvarışla, her zaman Ruh'un yönetiminde dua edin. Bu amaçla, bütün kutsallar için yalvarışta bulunarak tam bir adanmışlıkla uyanık durun. " (Efesliler 6:10-18) Kardeşimizin sorusuna dönersek.. Yukarıda yazılanları yapın. Rab, diri olan Tanrı'dır. Yakarışınızı işiten Tanrı'dır. Uzaklarda bir yerlerde, sizinle ilgilenmeyen biri değildir. İsa'ya henüz iman etmemişseniz, bölgenizde bir kiliseye giderek yardım isteyin. Ya da, bize website üzerinden tekrardan yazarak iletişime geçin, sizi yönlendirelim. Ardından, durumunuzu Ruhsal kardeşlerinizle (yani İsa'ya iman eden Hristiyan kardeşlerinizle) paylaşın. Birlikte dua edin. Mümkünse, ailenize kurtuluşun İsa Mesih'te olduğunu aktarın. Muskalar, tılsımlar size yarar değil tamamen zarar verecektir. Yaşamın İsa'da olduğunu anlatın. Gökte ve yerde tüm yetki, İsa Mesih'indir. Evrenin yaratıcısı, sizi sevmektedir. Yaratılmış varlık olan kötü varlıklar, şeytanlar size dokunamaz. O'nunla birlikte yürüyün, O sizi koruyacaktır ve tüm bu büyüler boşa çıkacaktır. "Bütün kaygılarınızı O'na yükleyin, çünkü O sizi kayırır." ( 1.Pet rus 5:7) "RAB sizin için savaşacak, siz sakin olun yeter.” (Mısır'dan Çıkış 14:14) “Seni asla terk etmeyeceğim, Seni asla yüzüstü bırakmayacağım.” (İbraniler 13:5) "Tanrı'ya, sözünü övdüğüm Tanrı'ya Güvenirim ben, korkmam. İnsan bana ne yapabilir?" (Mezmurlar 56:4) "Ama bizi sevenin aracılığıyla bu durumların hepsinde galiplerden üstünüz. Eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey bizi Rabbimiz Mesih İsa'da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir." (Romalılar 8:37-39)

  • Hristiyan Biri Lanetlenebilir Mi?

    Hristiyan biri lanetlenebilir mi? Lanetin anlamı nedir? Kötü veya trajik şeyler neden başımıza gelir? Bu, hepimizin zaman zaman karşılaştığı bir sorudur. Düşmüş dünyanın bir sonucudur. Hayatımızda trajedi veya kesintiler meydana geldiğinde, bir tür cevap veya açıklama aramak doğaldır. Bu tür olumsuz olayların arkasında bir neden var mıdır? Popüler bir cevap, hayatın baskıcı olaylarının üzerimize konan bir lanetten kaynaklandığını ileri sürer. İşimi neden kaybettim? Lanetliyim! Evliliğim neden dağıldı? Lanetliyim! Bu hastalık, bu teşhis, bu olay neden meydana geldi? Lanet, lanet, lanet! İsa'nın bir evladı / inananı/ takipçisi lanetlenebiliyorsa, bu hala bu dünyanın karanlık hakimiyeti altında yaşadıkları anlamına gelmez mi? Sonuçta, Mesih'in kurtarıcı sevgisinin ve mübarek kanının örtüsü altında olan birinin üzerine nasıl lanet konulabilir? Hayır, Hristiyanlar lanetlenemez. Eğer biri kendisini İsa'ya Rab ve Kurtarıcı olarak adadıysa, düşmanın laneti tüm gücünden yoksun bırakılmıştır. Mesih İsa'da aklanmış olan ve Ruh ile birlikte yürüyenler için lanetlemenin hiçbir etkisi olamaz. " Lanet " Nedir? Kutsal Kitap, "lanet" kelimesini iki ayrı şekilde kullanır. Sözlü bir lanet ile ruhsal bir lanet arasında fark vardır. Sözlü bir lanet, biri hakkında kötü konuşmaktır; kelimelerimizi onu yıkmak veya hakaret etmek için kullanmaktır. Örneğin, " Annesine ya da babasına söven " (Matta 15:4), hakaret etmek anlamlarından biridir. Ne yazık ki, hepimiz sözlü hakaretlerin muhatabı olabiliriz. Dahası, bu tür bir küfür aldığımızda canımız yanar. Kelimeler önemlidir. Kelimeler bizi etkiler. Ancak sözlü bir lanet sadece şudur: yalnızca kelimeler. İnsanların iğrenç sözleri bizim üzerimizde hiçbir ruhsal güce sahip değildir. İncitici olabilir, ancak yetkili değildir. Başkalarının olumsuz sözlerinin hayatlarımızın gerçeği üzerinde hiçbir etkisi yoktur. İsa takipçilerini size lanet edenler için iyilik dileyin, size hakaret edenler için dua edin. " (Luka 6:28) diye çağırdığında, bahsettiği küfür biçimi budur. Yıkıcı ve can sıkıcı sözlere, inşa edici ve iyileştirici sözlerle karşılık veririz. Ancak Kutsal Yazılar, lanetlemeden ruhsal bir kınama veya ölüm gücü olarak da bahseder. Örneğin İsa incir ağacını lanetlediğinde, ağaç hemen kurudu. (Matta 21:9) Bu durumda lanetleme, yalnızca sözcüklerle ilgili bir konu değil, ruhsal güç ve otoritenin bir ifadesidir. Lanetlenmek, olumsuz bir şekilde ruhsal olarak etkilenmektir. İnsanlar "lanetli" olmaktan bahsettiklerinde, bahsettikleri lanetin ikinci biçimidir; manevi bir kınama gücü altında olduklarından korkarlar. Kendisini lanetli olarak gören kişi, manevi bir gücün onları kirlettiğine ve olumsuz yönde üzerinde çalıştığına inanır. İncil açısından konuşursak, ruhsal bir lanet Hristiyan bir kişi için imkansızdır. Bunun nedeni, kişinin Mesih'in otoritesi altına yerleştirilmiş olması ve kurtarıcı gücüne daldırılmış olmasıdır. "Siz de her yönetim ve hükümranlığın başı olan Mesih'te doluluğa kavuştunuz." (Koloseliler 2:10) Mesih'in egemenliğiyle rekabet edebilecek hiçbir ruhsal güç yoktur . Lanetlemeler, Tanrı'nın Otoritesi Altındadır İncil ruhsal lanetlerden bahseder mi? Evet. Örneğin, Adem ve Havva'nın düşüşünden sonra ruhsal lanetler görüyoruz. Benzer şekilde, Çölde Sayım bölümü, Moav kralının Balam'dan "bu insanlara lanet etmesini" istediğini anlatır: " Lütfen gel de benden daha güçlü olan bu halka benim için lanet oku. Olur ki, onları yener, ülkeden kovarız. Çünkü senin kutsadığın kişinin kutsanacağını, lanetlediğin kişinin lanetleneceğini biliyorum. " (Çölde Sayım 22:6) Balak sözlü bir lanet değil, ruhsal bir lanet arıyor. Balak, Balam'ın İsrail halkına ruhsal olarak zarar verebileceğine ve böylece onları savaşta alt etmeyi kolaylaştırabileceğine inanıyor. Ancak Balam gerçeği biliyor. Başkalarını lanetleme gücü kendi yeteneğinde veya peygamberlik unvanında değildi. Balam, Balak'a “İşte şimdi geldim” diye yanıtladı, “Ama ne diyebilirim ki? Ancak Tanrı'nın bana buyurduklarını söyleyeceğim.” " der. (Çölde Sayım 22:38) Lanet ve kutsama Tanrı'nın yetkisi altındadır, bu nedenle Balam yalnızca Tanrı'nın uyguladığı gerçeği konuştu. Tanrı yalnızca Balam'ın başkalarını ruhsal olarak lanetleme yeteneğini engellemekle kalmaz, aynı zamanda İsrail'i de ruhsal lanetin alıcısı olmaktan korur. Tanrı Balam'a " Onlarla gitme! Bu halka lanet okuma, onlar kutsanmış halktır. " talimatını verir. (Çölde Sayım 22:12) Tanrı'nın halkı olarak İsrail, ruhsal lanetlerden ilahi olarak korunmaktadır. Tanrı'nın İsrail'e olan kutsaması, herhangi bir ruhsal lanetleme eyleminden daha ağır basar. Ruhsal lanetler hakkındaki gerçek, bunların Tanrı'nın yetkisi altında olduğudur. Ne şeytan ne de herhangi bir kötü kişi Tanrı'nın kutsadığı kişileri lanetlemek için yeterli güce sahiptir. Peki, Tanrı bizi lanetler mi? Kesinlikle hayır! Hristiyanlar Mesih'in kutsamasının ve lütfunun kurtarıcı otoritesi altında yaşarlar. Bu, hayatlarımızın temel gerçeğidir. Mesih İsa'nın Zaferi Her Şeyin Üzerindedir Eğer Hristiyanlar ruhsal bir lanet altına alınabiliyorsa, bu durum hayatlarımızdaki çarmıhın gücünü sorgulatır. Bu, Mesih'in fedakarlığıyla kırılmamış ruhsal bir güç olduğunu ima eder. Bu, Mesih'in günah ve ölüm üzerindeki zaferinin tamamen inkarıdır. Hristiyanlar Tanrı'ya karşı isyan etmeye devam eden ruhsal güçlerin varlığını kabul ederken, bu tür güçler İsa'nın çarmıhta başardıklarını asla geri alamaz. "O bizi karanlığın hükümranlığından kurtarıp sevgili Oğlu'nun egemenliğine aktardı." (Koloseliler 1:13) İsa'ya iman edenler, ruhsal lanetlerin gerçekleştiği egemenlikten uzaklaştırılırlar. "Böylece Mesih İsa'ya ait olanlara artık hiçbir mahkûmiyet yoktur. Çünkü yaşam veren Ruh'un yasası, Mesih İsa sayesinde beni günahın ve ölümün yasasından özgür kıldı." (Romalılar 8:1-2) İsa, çarmıhta bizi sonsuza dek Tanrı'nın çocuğu yaptı. Bu nedenle, bu dünyadaki herhangi bir olumsuz veya yıkıcı güce karşı duracak özgüvene sahip olabiliriz. "Öyleyse buna ne diyelim? Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir?" (Romalılar 8:31) Hristiyanlar, İsa'nın zaferi altında yaşarlar. Kutsal Ruh'u almış kişiler için: "Çünkü sizde olan, dünyadakinden üstündür." (1. Yuhanna 4:4) İsa Mesih Laneti Üstlendi Çarmıh, bir Hristiyanın lanetlenemeyeceğinin güvencesidir. İsa, çarmıhta günahın ve ölümün gücünü yendi. Dahası, çarmıhta İsa insanın lanetini üstlendi. Hristiyanların lanetlenememelerinin nedeni İsa'nın bizim için lanetlenmiş olmasıdır! Kutsal Kitap, asılarak ölen herkesin Tanrı tarafından lanetlendiğini öğretir. Yasa'nın Tekrarı 21, " Asılan kişi Tanrı tarafından lanetlenmiştir. " der. (Ayet 22-23) Çarmıha gerilme şüphesiz asılarak ölümün bir biçimiydi. Bu nedenle, İsa'nın ölümünün kendisi bile günahın lanetini üstlendiğine tanıklık eder. İsa doğası gereği günahsız olmasına rağmen, lanetlenmiş gibi acı çekti. Bu, herhangi bir Hristiyan'a karşı ruhsal bir lanetin yapılamayacağı anlamına gelir. Çünkü lanet daha önce Mesih'in üzerine konmuştur. İsa çarmıhta bizim günahımızı aldı, lanetimizi taşıdı ve ruhsal ölümümüzü çekti. Bunu yaparken İsa ruhsal lanetlerin gücünü elinden alır. Dahası, dirilişinde İsa kötülüğün ruhsal güçlerine karşı zafer kazanır ve kendisine dönen herkes için kurtuluşun gerçekliğini tesis eder.

  • Nehemya 9:28 Ne Anlatıyor?

    Nehemya 9:28 ne anlatıyor? Rab halkını terk eder mi? “Ne var ki İsrail halkı rahata kavuşunca yine senin gözünde kötü olanı yaptı. Bu yüzden onları düşmanlarının eline terk ettin. Düşmanları onlara egemen oldu. Yine sana yönelip feryat ettiler. Onları göklerden duydun ve merhametinden ötürü defalarca kurtardın." (Nehemya 9:28) Beraber inceleyelim. Eski Ahit'teki (Tevrat) Nehemya bölümünden alınan bu ayet, İsraillilerin Tanrı ile olan ilişkisinin döngüsel örüntüsünü yansıtır. Kutsal Kitap anlatısında bulunan itaatsizlik, ceza, tövbe ve kurtuluşun tekrar eden temasını yakalar. Bu ayetin bağlamı, İsrailliler tarafından yapılan bir itiraf ve tövbe duasıdır. Önceki ayetlerde, Levililer, halkı İsraillilerin tarihini hatırlamaya yönlendirir. İtaatsizliklerini ve Tanrı'nın sadakatini kabul eder. 27. ayette, İsraillilerin düşmanlarına teslim edildiğini, ancak Tanrı'ya yalvardıklarında, O'nun onları gökten duyduğunu ve merhametine göre onları kurtardığını kabul ederler. Ayet, kendilerine bir dinlenme dönemi verilmesine rağmen İsraillilerin bir kez daha günaha düştüğünü kabul ederek başlıyor. Bu, İsraillilerin Tanrı'nın onlara sürekli sağladığı nimetlere ve sadakate rağmen, O'na sadık kalmak için devam eden mücadelesini vurguluyor. Tanrı'nın bereketlerini ve esenliğini deneyimledikten sonra bile, insanın günaha düşme eğilimini hatırlatıyor. Ayet daha sonra, itaatsizliklerinin bir sonucu olarak, Tanrı'nın düşmanlarının onlar üzerinde egemenlik kurmasına izin verdiğini belirtiyor. Bu, günahın ve Tanrı'ya karşı isyanın sonuçlarını vurguluyor. Tanrı, onların bu halde olmalarını istemiyor. Fakat onlar, Tanrı'ya aykırı şeyler yaparak sonuçları yaşıyor. (Kul hakkı yemek, Tanrı'dan başka şeylere tapınmak vs. liste uzar gider.) İsrail tarihi boyunca Tanrı, halkı kendisinden uzaklaştığında onları disiplin altına almak ve düzeltmek için çevredeki ulusları kullandı. Ancak, ayet aynı zamanda Tanrı'nın şefkatini ve merhametini de tasvir ediyor. İsraillilerin sadakatsizliğine rağmen tövbe ederek Tanrı'ya yalvardıklarında, O onların duasını işitti. Bu, Tanrı'nın gerçek tövbeye yanıt verme ve halkına, O'ndan uzaklaşmış olsalar bile merhametini ve lütfunu gösterme isteğini gösterir. Bu ayetin genel teması Tanrı'nın sadakati ve halkının sadakatsizliğidir. İtaatsizliğin sonuçları, tövbe ihtiyacı ve Tanrı'nın kendisine dönenlere sağladığı bol merhamet ve kurtuluş hakkında güçlü bir hatırlatma görevi görür. Sembolik olarak, bu ayet aynı zamanda insan durumunun bir yansıması olarak da görülebilir. İtaatsizlik, ceza, tövbe ve kurtuluş örüntüsü, tüm insanlarla yankılanan evrensel bir temadır. İnsanlığın Tanrı'ya sadık kalmak için devam eden mücadelesinden ve gerçek tövbeye yanıt olarak Tanrı'nın tutarlı sadakatinden ve merhametinden bahseder. Genel olarak, Nehemya 9:28, Tanrı ile halkı arasındaki ilişki hakkında dokunaklı bir ana tema sunar ve hem itaatsizliğin sonuçlarını hem de Tanrı'nın tövbe ederek kendisine dönenlere sunduğu bol merhamet ve kurtuluşu vurgular. Tanrı'nın sadakatini ve gerçek tövbe ve O'na bağımlılığın gerekliliğini güçlü bir şekilde hatırlatan bir mesajdır. Tanrı'nın, Elini (Varlığını) Halkından Çekmesi Konusu İsa şöyle dedi: "Kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder ve yaptıkları açığa çıkmasın diye ışığa yaklaşmaz."(Yuhanna 3:20) Evet, çoğumuz bu ayetteki gerçeği deneyimledik; günah işlediğimizde, Tanrı ile olan bozuk ilişkimizi hatırlatılacağı durumlardan (örneğin ibadetlere katılmayı azaltmak, daha az dua edip Kutsal Kitap okumak vb.) kaçındık. Karanlığımıza parlayacak ışıktan kaçındık. İbraniler 13:5'i sık sık alıntılarız: “Seni asla terk etmeyeceğim, Seni asla yüzüstü bırakmayacağım.” Tanrı'nın bizimle birlikte olacağına dair vaadi olarak hep aklımızdadır. Eğer ayetin tamamını okursanız, hayatlarımızı para sevgisinden (yani putlardan -evet, paraya da tapılır-) başka şeylere tapınmaktan uzak tutmamız ve bunun yerine Tanrı'nın bizi terk etmeyeceği güvencesiyle sahip olduklarımız ile yetinmemiz söylenir. Birçoğumuz muhtemelen paranın peşinde koşmanın Tanrı'yı ​​aklımızdan ve hayatımızdan çıkardığını ve artık O'nun bizimle birlikte olduğunun bilincinde olmadığımız zamanları hatırlayabiliriz. Gerçekten de: “Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Tanrı'ya, hem de paraya kulluk edemezsiniz.” (Matta 6:24) Kutsal Yazılarda bize açıklanan Tanrı'nın açık eylemlerinden biri, Tanrı'nın çocukları adına amansız faaliyetidir. Eski Ahit'te bu, seçtiği topluluğun, Yahudilerin yaşamında görülür. Yeni Ahit'te ise kilise. Ancak bizim için kafa karıştırıcı olan, günaha doğru hızla ilerlerken O'nun çocuklarıyla nasıl başa çıktığıdır. Sonsuza Dek Sadakat Tanrı bizim gibi değildir. İnsanlar başarısız olduklarında, bizi hayal kırıklığına uğrattıklarında onlardan vazgeçeriz. Tanrı vazgeçemez, çünkü bizi karşılıksız sever. Hiçbir şey bizi Mesih İsa'daki Tanrı sevgisinden ayıramaz. O, evlat edindiği çocukları için çalışmayı asla bırakmaz. Ancak bazı eylemlerini yanlış yorumlamak kolaydır. Kendi çocuklarına verdiği yargıları nasıl anlamalıyız? Bu, bizi tövbeye getirmek için yaptığı bir disiplindir. İbraniler'in yazarı, Tanrı'nın sevdiklerini bizim iyiliğimiz için sevgi dolu bir baba gibi disiplin ettiğini hatırlatır. Bu düzeltici disiplin yaşandığı zaman "üzücü" görünür, ancak daha sonra: "Terbiye edilmek başlangıçta hiç tatlı gelmez, acı gelir. Ne var ki, böyle eğitilenler için bu sonradan esenlik veren doğruluğu üretir." (İbraniler 12:11) Etken - Edilgen Peki, bu nasıl oluyor? Bazen etken bazen de edilgen şekilde. Örneğin, Tanrı'nın yargıları doğrudan gönderdiği zamanlar oluyor. Ama bazen de sadece elini çektiği zamanlar oluyor. Ağıtlar bölümünde Tanrı'nın İsrail'e uyguladığı disiplininin nasıl yazıldığına bakın: "Kızgın öfkesiyle İsrail'in gücünü kökünden kesti, Düşmanın önünde sağ elini onların üstünden çekti, Çevresini yiyip bitiren alevli ateş gibi Yakup soyunu yaktı." (Ağıtlar 2:3) Tanrı'nın sağ eli her zaman gücünün sembolü olarak kullanılır. Bizi tekrar tekrar kurtaran ve koruyan sağ elidir. İsrail'i burada nasıl disiplin altına aldı? O sadece koruyucu elini kaldırdı. Sorumluluk Kimde? Şimdi, istersek bu görünüşte korumadığı için Tanrı'ya bağırıp çağırabiliriz. Ama dikkatli olmalıyız: Bunu biz (O dönemde de İsrail halkı) istedik. Tanrı'yı ​​görmezden gelir ve O'nu her konuşmadan ve her karardan uzaklaştırırsak kendimize karşı dürüst olalım. Açıkça "Seni burada istemiyoruz! Kontrol eden elini hayatlarımızdan ve toplumlarımızdan çek! Bizi rahat bırak. Sorumlu olalım!" diyoruz. Tanrı sabırlıdır ve ne söylediğimizi bilmediğimizi fark eder. Merhameti, olgunlaşmamış bağırıp çağırmalarımızı görmezden gelir. Ama isyanımızda amansız olduğumuzda, isteğimizi kabul edip kendini uzaklaştırdığı bir nokta gelir. O'nun koruması olmadan ağırlığı hissetmemiz gerektiğini bilir. Ve sonuçlar her zaman felakettir çünkü etten ve kandan düşmanlarla savaşmıyoruz: " Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır." (Efesliler 6:12) Amaçlanan Yanıt Tanrı'nın elini kaldırmasıyla, aklımız başımıza gelir. Çocuklarınıza uyguladığınız disiplinin amacı bu değil midir? Öğrenmelerini, olgunlaşmalarını, büyümelerini ve doğru yolu görmezden gelmenin ne kadar aptalca olduğunu anlamalarını istersiniz. Ve bazen, Kaybolan Oğul benzetmesindeki gibi ( Luka 15) , bunu öğretmenin tek yolu, pişmanlık duymadan tövbeye yol açan ilahi bir üzüntü üretene kadar eylemlerin sonuçlarına izin vermektir. Bir Hatırlatma Tanrı; halkını uyarmaya, neler olduğunu fark etmeye ve alçakgönüllülükle tövbe ederek kötücül yollardan dönmelerini istiyor. Kendimiz, çocuklarımız ve ulusumuz için Tanrı'nın elinin üzerimizde olmasını istemeliyiz. Tanrı, alçakgönüllülükle yaklaşıldığında her zaman bizi korumak için hazırdır.

  • Hristiyanlığa Göre Evren Ne Zaman Yaratıldı?

    Merhaba. Hristiyanlığa göre evren ne zaman yaratıldı? Göbekli Tepe MÖ 12.000 yıllarından beridir var. Hristiyanlığa göre evren 6000 yaşında. Cevabınız nedir? Merhaba. Hristiyanlığa göre evren o kadar yıldır yok. Göbekli Tepe de MÖ 9600'e tarihleniyor. Şimdi biraz detaya inelim. "Göbeklitepe veya Göbekli Tepe, Türkiye 'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi 'ndeki Şanlıurfa ilinin 18 km kuzeydoğusunda, Haliliye ilçesine bağlı Örencik köyü yakınlarında yer alan Neolitik bir arkeolojik sit alanıdır. MÖ 9600–9500 civarına tarihlenen Göbeklitepe, dünyanın şu ana kadar bilinen en eski tarihî yapısıdır. Neolitik Çağ'a aittir." (Kaynak: Vikipedi) Kutsal Kitap, Tanrı'nın evreni ne zaman yaratmaya başladığını veya bunun ne kadar sürdüğünü söylemez. Sadece şunu belirtir: "Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı." (Yaratılış 1:1) Kutsal Kitap, "başlangıcın" ne zaman gerçekleştiğini belirtmez. "Tanrı, milattan önce 12.000'de evreni yarattı." demez. Ancak, Yaratılış'ta kaydedilen olaylar dizisi, O'nun yaratıcı güç olduğu ve evrenin başlangıcında bir yaratan olduğunu vurgular. Evrenin başlangıcını o verir. Altı günlük yaratılış gerçekten 24 saatlik günler miydi? Bunun hakkında, bilgimiz yok. Tevrat'da "gün" sözcüğü, bağlama bağlı olarak çeşitli zaman uzunluklarını ifade edebilir. Gerçekten 24 saat de olabilir, bir dönem de kastediliyor olabilir. İncil, dünyanın yaşı hakkında yorum yapmaz. Yaratılış 1:1, dünyamız da dahil olmak üzere fiziksel evrenin bir başlangıcı olduğunu basitçe belirtir. Bu ifade, ne sağlam bilimsel ilkelerle ne de bilim insanlarının dünyanın yaşı tahminleriyle çelişir.

  • Hz. Musa'ya Dair Tarihi Kanıtlar Var Mı?

    Tevrat'ta anlatılan firavun boğularak ölüyor. Tarihi kaynaklarda görebiliyor muyuz? Hz. Musa'nın yaşadığına dair tarihi kanıtlar var mı? Yeni Krallık Dönemi Mısır tarihinde, birçok bakımdan, Hz. Musa'nın Kutsal Kitap'daki anlatımına dikkat çekici bir şekilde paralellik gösteren belirli bir firavun vardır. Bu da kanıtların güvenli olduğuna göstermektedir. Mısır tarihinde Hz. Musa’nın kimliği sorusu çözüldü mü? Bu soruya beraber bakalım.. Öncelikle temel bir kronolojik çerçeveye ihtiyacımız var. Kutsal Kitap kronolojisi, Tevrat'taki Mısır'dan Çıkış’ı MÖ 15. yüzyıla koyar. (Bu konu hakkında önemli tartışmalar olduğu kabul edilir; makalemiz bu zaman dilimini ayrıntılı olarak açıklar. Bu konu hakkında ek bilgi dilerseniz araştırabiliriz.) Kısacası, 1. Krallar 6:1, Mısır'dan Çıkış ile MÖ 967’de başladığı yaygın olarak kabul edilen Süleyman’ın tapınağının inşası arasında 480 yıl geçtiğini belirler. Bu, Mısır'dan Çıkış’ı MÖ 1446’ya koyar; İsrail’in Kenan’a girişi 40 yıl sonra, MÖ 1406’da; ve yüzyılın sonunda Kenan’ın fethi ise MÖ 14. yüzyıla kadar uzanır. Tevrat'taki diğer bazı bölümler de aynı genel zaman dilimine işaret eder. (örneğin Hakimler 11:26 ve 1. Tarihler 6) Kutsal Kitap'ta yer alan Mısır'dan Çıkış için bu zaman dilimi, arkeolojik kayıtlarla dikkate değer bir şekilde örtüşmektedir. Örneğin, “ Amarna Mektupları ”nda (M.Ö. 14. yüzyıl), panikleyen Kenanlı liderler “Habiru” (yani İbraniler) olarak adlandırılan ve “tüm toprakları” ele geçiren istilacı bir halktan bahseder. Bu genel kronolojik tablo, Mısır tarihinin genel ilerleyişiyle de dikkate değer bir şekilde örtüşmektedir. Kronolojik zaman çizelgesini takip etmek, pasifist Amarna dönemi firavunu, Amenhotep/Akhenaten'i, Kenan'ın fethi sırasındaki firavun olarak yerleştirir. (ayrıca Mısır'ın çok tanrılı din sistemini altüst etmesi ve "Amenhotep" adını reddetmesiyle de dikkat çeken bir firavun) Babası III. Amenhotep'i, göçebeler tarafından Mısır'ın doğusunda tapınılan "YHWH"ye (YHWH: Tek Rab'bin ismi.) dair en erken arkeolojik referansımızı bulduğumuz, vahşi doğa yolculuğunun firavunu olarak yerleştirir. (III. Amenhotep'in saltanatı, şifa tanrıçası Sekhmet'e yapılan vurgu ile de dikkat çekicidir.) Ve bu, babası IV. Tutmose'yi, Mısır'dan Çıkış firavununun halefi yapar; IV. Tutmose, ilk doğan değildi ve tahtı gizemli koşullar altında devraldı. Bu, II. Amenhotep'i, (aynı zamanda ilk doğan olmayan) Mısır'dan Çıkış' döneminin firavunu yapar. (İlginçtir ki, MÖ 3. yüzyılda yaşamış Mısırlı rahip-tarihçi Manetho, Mısır'dan Çıkış dönemi firavununu "Amenophis" adıyla tanımlar - Amenhotep'in daha sonraki Yunanca biçimi.) II. Amenhotep'in saltanatı, firavunun sadist zalimliğiyle hızla ün kazanmasıyla, dikkate değer bir öfke ve fetihle başladı. Yine de bu, saltanatının son kısmı hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz bir firavundur - valisine yabancılara ve büyücülere karşı dikkatli olması yönündeki bir uyarı dışında. ( Stele of Usersatet yazarak araştırabilirsiniz. ) Bu, II. Amenhotep'in babasını, uzun süre hüküm süren III. Tutmose'ü—tartışmasız Mısır'ın en büyük firavunu—baskı altındaki birincil firavun yapar ve bu dönemde Musa çöle kaçar. III. Tutmose'ün üvey annesi Hatşepsut'u, Kutsal Kitap'daki "firavunun kızı" olarak koyar—kendi başına güçlü bir hükümdar olmaya devam eden, ancak yazıtları "sevgi dolu bir kalbe", "ruhları yabancı insanlara meyilli" (ve anıtları, garip bir şekilde, Mısır'dan Çıkış dönemi firavunumuz II. Amenhotep'in yönetimi sırasında tahrip edilmiş ve çalınmış) olan bir kadın. Hasta kocası II. Tutmose'yi ( III. Tutmose'ün babası) ve babaları I. Tutmose'yi, Mısır'dan Çıkış 2'nin ilk bölümünde anlatıldığı gibi ülkeyi yöneten eski Mısır hükümdarları olarak koyar. Ayrıca, I. Tutmose'un selefi Kamose'yi "Hz. Yusuf peygamberi tanımayan" Mısır'dan Çıkış 1'in kralı olarak koyar. Kamose, kuzey Mısır'daki yabancı Sami yöneticilerini devirmek tek başına Mısır yönetimi altına almak için bir sefer başlatan ve Mısır'dan Çıkış 1:8-10'a oldukça benzeyen bir kararname (Karnavon Tableti) ile bir Güney Mısır firavunuydu. (Kamose savaşta öldürüldü, ancak devrilme, Yeni Krallık Dönemi'ni ve Mısır'ın 18. Hanedanlığı'nı başlatan kardeşi 1. Ahmose tarafından tamamlandı.) Bu çerçevede, artık söz konusu döneme, yani MÖ 16. yüzyılın sonlarına, prenses-kraliçe/Firavun Hatşepsut'a ve onun yönetimi altındaki bir prensin dikkat çekici yoksulluktan zenginliğe (kayboluşa) uzanan hikayesine odaklanabiliriz. Hatshepsut: Mısır'ın En Büyük 'Firavun Kızı' İncil, Musa'nın 120 yıl yaşadığını ve yaşam süresinin üç eşit parçaya bölündüğünü belirtir. İlk 40 yılını Mısır'da bir prens olarak, ardından 40 yılını Midyan'da bir sürgün olarak ve son 40 yılını İsraillilerin lideri olarak geçirdi. (Mısır'dan Çıkış 7:7; Çölde Sayım 14:33; Yasa'nın Tekrarı 29:4; 34:7, vb.). Musa, İsraillilerin vaat edilen topraklara geçmesinden hemen önce öldü. (Yasa'nın Tekrarı 31:2) Bu ayrıntıyı İsrail'in Kenan'a giriş tarihine (yaklaşık MÖ 1406) uyguladığımızda, Musa'nın doğumunu MÖ 1526 civarına yerleştiririz. (Alttaki resme tıklayarak büyütebilirsin.) Bu, onun doğumunu Firavun I. Tutmose'in saltanatına yerleştirir. Kronoloji çerçevesinde, 1. Tutmose'in saltanatı MÖ 1526-1512 olarak tarihlenir. Başka araştırmalara göre biraz daha erken bir zaman dilimi, yaklaşık MÖ 1529-1516 verilir. Bir diğer araştırmada daha da erken bir saltanat, yaklaşık MÖ 1532-1519 verilir. I. Thutmose'in kraliyet ailesi son derece ilginçtir. Bu firavun, tamamen kraliyet kızı Hatshepsut'un (Büyük Kraliyet Eşi Ahmose'den doğmuş) ve yarı kraliyet oğlu 2. Thutmose'nin (küçük eşi Mutnofret'ten doğmuş) babasıydı. Ölen I. Thutmose , oğlunun Mısır tahtındaki yerini güvence altına almak için 18 yaşındaki oğlunun 24 yaşındaki üvey kız kardeşiyle evlenmesini sağladı. Bu firavunun kızına yönelik tekrarlanan Kutsal Kitap vurgusu, o dönemdeki saray entrikaları bağlamında iki kat daha ilgi çekicidir. Sonuçta, bu, firavunun tam kraliyet kızı olarak Hatshepsut'a verilen vurguyla aynıydı; ayrıca Hatshepsut'un, babası I. Thutmose 'un ölümünden uzun süre sonra bile, saltanatı boyunca anıtlarında vurgulamaya devam ettiği bir pozisyon ve unvandı. Kronoloji tarihlerini uygulayarak, Hatshepsut, Tevrat'taki Musa'nın "keşfi" sırasında yaklaşık 10 yaşındaydı. Bir çalışma, onu 12 yaşında olarak koyar ve bir diğer çalışma kronolojisini Hz. Musa ve Mısır'dan Çıkış tarihlerimize uyguladığımızda, onu yaklaşık 15 yaşında yapar. II. Thutmose'in, kız kardeşi-kraliçesi Hatshepsut olan saltanatı ne uzun ne de etkileyiciydi. Hatshepsut aracılığıyla erkek bir varis üretemeyen (bunun yerine, ona bir kız, Neferure doğurdu) hasta bir firavundu. Ancak babası gibi II. Tutmosis'in de bir cariye (İset) aracılığıyla erkek bir varisi (III. Tutmosis) vardı. III. Thutmose, babası öldüğünde henüz 2 yaşındaydı. Bu nedenle üvey annesi Hatshepsut, kendi başına gerçekten dikkate değer bir firavun haline geldiği 22 yıllık bir birliktelik başlattı. Mısırbilimci Sir William Flinders Petrie (1853–1942 yılları arasında “Mısır arkeolojisinin babası” olarak bilinir), Firavun Hatshepsut’un “faaliyetinin, krallığın huzur içinde olduğu bir çağda” tamamen barışçıl girişimlere ayrılmış gibi göründüğünü belirtti. (A History of Egypt, Cilt 2). Speos Artemidos’taki tapınağının cephesindeki dikkat çekici bir yazıtta şöyle yazıyor: “Benim ruhlarım yabancı insanlara meyilliydi… Roshau ve Iuu halkı kendilerini benden saklamadı.” Başka bir yazıtta “sevgi dolu bir kalp” anlatılmaktadır. Bu sıra dışı duygular, yabancı bir çocuğu (yani İbrani Musa'yı) yoksulluktan kurtarıp prensliğe çıkaracak olan bir “firavunun kızı”nın Tevrat'taki tanımıyla çok iyi uyuşuyor. Hatshepsut'un saltanatı sırasında, bir “sıradan” rütbe olarak Mısır yönetiminin ve prensliğinin en üst seviyelerine çıkarıldı. Anne'nin Kardeşi Mısır kayıtları bu adamın kesinlikle kraliyet ailesinden olmadığını, ortak bir kökene sahip olduğunu açıkça gösteriyor. Yine de Mısır'daki hayatının sonuna doğru -M.Ö. 1480'lerin başlarında-ortalarında gizemli bir şekilde ortadan kaybolmasından önce- Mısır toplumunun en üst sıralarına yükselmişti. Bu prense genellikle Senenmut (alternatif olarak Senmut) denir. Yazar ve araştırmacı gazeteci Scott Alan Roberts bu kişiyi Musa olarak tanımlar. (Antonio Crasto da İtalyanca makalesi "Senenmut"ta bu kişiyi Musa olarak tanımlar). "Özetle başlayalım. Firavun Hatshepsut'un gözde saray mensubu Senenmut, Musa olarak bildiğimiz adamın ta kendisidir," diyor Roberts 2014 tarihli The Exodus Reality (John Richard Ward ile birlikte yazdığı) kitabında. "Senenmut, Hatshepsut'un nazik ve yardımsever bakışları altında yaşadı, hatta bazı anlatımlar aralarındaki yaklaşık 10 yıllık yaş farkına rağmen ilişkilerini olası sevgililer olarak selamladı." Başlangıçta kraliyet ailesine mensup olmayan bu kişiye, Hatşepsut tarafından kendisine bahşedilen, Mısır'ın Kalıtsal Taçlı Prensi, Kont, Tek Yoldaş, Bütün İnsanların Efendisi, Bütün Ülkenin Şefi, Kraliyet Veziri ve Baş Kraliyet Mimarı gibi unvanlardan yaklaşık 90'ı şaşırtıcı bir şekilde verildi. Senenmut'un kraliyet atamaları şunları içeriyordu: kralın tüm işlerini yöneten baş kâhya... kralın sırdaşı, sağ elin özel danışmanı, Prenses Nefrure'nin [Hatshepsut'un kızı] baş kâhyası. Senenmut'un idari unvanları şunları içeriyordu: kraliyet mührünü takan, Amun'un kâhyası, Amun ambarının gözetmeni, Amun ambarının gözetmeni... Senenmut'un dini unvanları şunları içeriyordu: ... Hermonthis'teki Montu peygamberlerinin şefi. Gerçekten de, Mısır liderleri genellikle birkaç isim taşıyordu (bu, antik kaynaklar arasında çapraz tanımlamayı özellikle zorlaştıran şeylerden biri). Mısırlı tarihçi Manetho, Musa'nın Mısır mahkemelerinde tamamen farklı bir Mısır ismi kullandığını, İsrailliler tarafından ise "Musa" olarak anıldığını anlatır (birinci yüzyıl Yahudi tarihçisi Josephus tarafından alıntılanmıştır—Apion'a Karşı 1.26). Birinci yüzyıl Mısırlı rahip Chaeremon da aynı şeyi kaydeder—"Musa" ismi yalnızca İsrailliler arasında kullanılmıştır. (Apion'a Karşı 1.32) Mısırbilimci Prof. Kenneth Kitchen ismin yazılışına ve Mısır'dan Çıkış 2:10'da verilen Kutsal Kitap etimolojisine dayanarak, "Musa"nın aslında kesinlikle İbranice bir isim olduğunu (ve bu isimlendirme kararının firavunun kızına ücretli hemşire olarak hizmet eden annesi aracılığıyla verildiğini) savunur. 2003 tarihli Eski Ahit'in Güvenilirliği Üzerine kitabında özetlediği gibi: "Musa'nın isminin Mısırlı olduğu yaygın olarak kabul edilir ve biçimi İncil bilginleri tarafından çok sık yanlış yorumlanır. Sıklıkla "çocuk" anlamına gelen Mısır kelimesi ms (Mose) ile eş tutulur ve adı çıkarılmış bir tanrının ismiyle birleştirilmiş bir ismin kısaltması olduğu belirtilir. Ve gerçekten de Amen-mose, Ptah-mose, Ra-mose, Hor-mose vb. olarak adlandırılan birçok Mısırlımız var. Ancak bu açıklama yanlıştır. Musa'nın ismi ilk etapta büyük ihtimalle Mısırlı değildir! Tıslama sesleri olması gerektiği gibi uyuşmuyor ve bu açıklanamıyor. Mısırlı s'ler ezici bir çoğunlukla İbranice ve Batı Sami dilinde s (samekh [ס]) olarak görünürken, İbranice ve Batı Sami dilinde s (samekh) Mısır dilinde tj olarak görünür. Tersine, Mısırlı sh = İbranice sh [ש, Musa'nın ismindeki gibi, משה] ve tam tersi. Çocuğun isminin (Mısır'dan Çıkış 2:10) kendi annesi tarafından, aslen Maşu, “çıkarılan” (ki bu daha sonra halkını kölelikten kurtardığında Moşe, “çıkaran” oldu) şeklinde seslendirilen bir biçimde konulmuş olduğunu kabul etmek daha iyidir." Senenmut'un mütevazı kökenleri yaygın olarak bilinmektedir. Ebeveynleri hiçbir kraliyet unvanı taşımamıştır ve önemli bir güce ulaşmasından önce ölen babasına başlangıçta çok basit bir cenaze töreni yapılmıştır. Hatshepsut: From Queen to Pharaoh' adlı kaynaktan devam edersek: "Senenmut haklı olarak 18. Hanedanlığın en seçkin ve etkili şahsiyetlerinden biri olarak tanımlanabilir, ancak başlangıcı hakkında gelecekte büyüklüğe dair hiçbir şey önermiyor. Ebeveynleri nispeten düşük bir kökene sahipti ve hiçbiri öne çıkmamış veya herhangi bir idari veya dini görev üstlenmemiş gibi görünüyor." Görünüşe göre Senenmut güçlendikçe, onlara biraz daha iyi bir yeniden cenaze töreni sağlayabilmiş. Yine de ailesi, ebeveynleri de dahil olmak üzere, sadece “Ramose ve Hatnofer” (Ramose, Musa’nın babası Am-ram için kullanılan Tevrat ismine çok da benzemez) olarak anılan ve bazen “taşralı” veya “köylü” olarak tanımlanan gizemle çevrilidir. Roehrig ve diğerleri (Senenmut’un ebeveynleri ve akrabaları bağlamında) devam ediyor: “Gerçekten de Mısır’daki nüfus grupları hakkında bilmediğimiz çok şey var. Levant’tan üç kadın III. Thutmose’ün haremine alındı; Batı Sami isimleri cenaze eşyalarına yazılmamış olsaydı etnik kimlikleri öğrenilemezdi. Ancak göçmenler sıklıkla Mısır isimleri aldılar veya isimleri hiç kaydedilmedi ve bize hikayelerini anlatmak için sadece bedenlerini, eşyalarını ve muhtemelen mezar tiplerini bıraktılar. Örneğin, Senenmut’un ebeveynlerinin mezarına oldukça sade bir şekilde gömülen örgülü saçlı kadınlar için ne yapacağız?” Ayrıca, onların gömülmelerine ilişkin olarak, "iki dikdörtgen tabutta altı ek mumya daha vardı; hepsi isimsizdi ve neredeyse kesinlikle yakın aile üyeleriydi." Görünüşe göre Senenmut'un iktidara kademeli yükselişi, Hatshepsut'un babası 1. Thutmose'in (bu nedenle İncil'deki "firavunun kızı"nın "firavunu") saltanatı sırasında başladı. Ve ilk yükselişinin bir kısmı Etiyopyalılara karşı askeri kahramanlık bağlamında görünüyor. Senenmut’un Başarıları Senenmut, gençliğinin sonlarından itibaren askeri hizmette rütbelerde yükselmiş gibi görünüyor. Crasto, I. Tutmose'in saltanatı sırasında Kuş (Etiyopya) topraklarında askeri seferlere katıldığını ve burada belki de "tugay komutanı" rütbesine ulaştığını belirtiyor. Musa'nın hayatına dair klasik anlatımlara aşina olanlar için bu önemlidir; çünkü Etiyopya'daki başarıları Tevrat'ta belirtilmese de (sadece Çölde Sayım 12:1'de verilen en ufak bir ipucuyla), bazı klasik tarihçiler tarafından uzun uzadıya bahsedilmiştir. Josephus, Yahudilerin Eski Eserleri'nin bir bölümünü Musa'nın Etiyopya'daki askeri başarılarına ayırır. Benzer bir anlatım, MÖ 3. yüzyılda yaşamış Yahudi tarihçi Artapanus'tan gelir. Ancak, Hatshepsut kraliçe ve daha sonra firavun olana kadar Senenmut, kendisine atfettiği unvanlar dizisiyle rütbe atlamaya başlamadı - o kadar ki, Mısırbilimci Prof. Joyce Tyldesley, Hatshepsut'un sarayında ondan "Büyüklerin En Büyüğü" olarak bahsediyor, "en etkili saray mensubu" (Hatchepsut: Kadın Firavun). "Etkili bir şekilde, Senenmut Mısır'ın hükümdarıydı," diye yazıyor. Bu ikisinin -Senenmut ve Hatshepsut- ne kadar inanılmaz derecede yakın olduğunun en büyük işareti, Senenmut ile Hatshepsut'un kızı Neferure arasındaki yakınlıktı. Birkaç heykel, genç prenses Neferure'yi kucağında otururken tasvir ediyor. Normalde, kraliyet ailesinden olmayanların, bir firavunun kızı bir yana, kraliyet ailesinin yakın huzurunda bulunmasına izin verilmiyordu. Roehrig ve diğerleri, "Bir kraliyet (Neferure) ve kraliyet ailesinden olmayan (Senenmut) bir kişinin heykelde birlikte temsil edilmesi benzeri görülmemiş bir durumdur ve Mısır sanatının görünüşte dokunulmaz kurallarının birçoğunu ortadan kaldırır." diye açıklıyor. "Bunlar arasında, kraliyet ailesinin bir bireyinin, hatta bir çocuğun bile, kraliyet ailesinden olmayan bir bireyden daha büyük bir ölçekte temsil edilmesi; kraliyet ailesinin bir bireyine başka bir kraliyet ailesinden veya bir tanrıdan başkası tarafından dokunulmaması ve kraliyet ailesinin daha düşük rütbeli bir kişiyle (dokunması bir yana) asla belirgin bir şekilde etkileşime girmemesi genel kuralları yer alıyor." T. George Allen, 1927 tarihli “Senmut’un Benzersiz Bir Heykeli” adlı makalesinde bu heykelleri “şaşırtıcı bir yenilik” olarak adlandırıyor. “Onun [Senenmut], sıradan, kraliyet ailesinden olmayan birinin, kendisini, bir değil en az beş kez, tanrısal kökenli bir kraliyet soyundan gelen biriyle bu kadar yakın bir ilişki içinde resmetmeye cesaret etmesi, kraliçesinin eşsiz nezaketinin nihai kanıtıdır.” Bu adamla ilgili heykellerin genel miktarı bile dikkat çekicidir. "Senenmut'un heykellerinin çoğu günümüze ulaştığı için, onun heykellerinin büyüklüğü yalnızca kraliyetin heykelleriyle karşılaştırılabilir" (Hatshepsut: Kraliçeden Firavuna). Yine de, "ayrılan bir soydan yoksun olan Senenmut, bazı seçkin çağdaşları gibi, geniş ailesini tasvir ederek sonsuz yenilenme döngüsüne katılımını ima edemezdi. Ayrıca, görünüşe göre, hiç çocuğu yoktu, bu yüzden cenaze kültünü sürdürecek gelecek nesiller olmayacaktı; tek başına duruyordu." Bu, böylesine yüksek bir makamda bulunan bir birey için sıklıkla işaret edilen bir başka dikkat çekici tuhaflıktır: karısı ve çocuklarının olmaması. Ancak bu yine, Musa'nın Mısır saraylarında olduğu dönemdeki Kutsal Kitap anlatımıyla mükemmel bir şekilde örtüşmektedir. Senenmut'a atfedilen en büyük başarılarından biri, Deir el-Bahari'deki Hatshepsut'un büyük cenaze kompleksinin inşasını denetleyen kraliyet mimarı rolüdür. Bir uçurum yüzüne inşa edilen bu kompleks, mimari oranları ve mükemmelliğiyle bilinen antik dünyanın gerçek harikalarından biri olmaya devam ediyor. İç kutsal bir yer olan "Djeser Djeseru" ("Kutsalların Kutsalı") etrafında merkezlenmiş büyük, sütunlu bir avlu kompleksinden oluşur. Bu tür mimari bağlantılar, Tevrat'taki Hz. Musa'nın ışığında da ilginçtir. Musa, elbette çadırın inşasını ve çölde bir dağın yamacına inşa edilen başka bir "sütunlu" kompleksin inşasını denetledi. (Mısır'danÇıkış 24:4). Hatta Tevrat'taki Musa ve İbrani işçilerin anlatımı bile bu bağlam ışığında ilginçtir. (Mısır'dan Çıkış 2:11-14) Musa, İbraniler ve Mısırlılar tarafından yönetilen bu şantiyede ne yapıyordu? Musa, esas olarak Mısırlı işçiler üzerinde "hükümdar ve yargıç" olarak idari bir pozisyonda mı çalışıyordu? (ayet 14) Bu olay Deir el-Bahari gibi bir yerde gerçekleşmiş olabilir mi? Hatshepsut'un cenaze kompleksinin inşasına ek olarak, Mısır yönetiminin herhangi bir üst düzey üyesi gibi, Senenmut da yeterince saygın bir ikiz mezar kompleksi inşa ettirdi. (Mezar 71 ve Mezar 353) Bu mezarlar, Mısır'da keşfedilen en eski yıldız haritası olan ayrıntılı bir yıldız haritası tavanı gibi birkaç büyüleyici ve benzersiz özellik içeriyor. Profesör Tyldesley şöyle açıklıyor: "Mezar 353'teki benzersiz gökbilim tavanı ... ve Mezar 71'de bulunan çeşitli metinler ve ostrakalar (mezarın planlarından çeşitli hesaplamalara ve Sinhue Hikayesi'ne kadar uzanan) kesinlikle Senenmut'un resmi görevlerinin çok ötesine uzanan geniş bir ilgi alanına sahip, kültürlü ve çok yönlü bir adam olduğunu gösteriyor." Fakat Senenmut asla mezarına gömülmedi. Aslında, mezarları hiç bitmedi, bunun yerine erken kapatıldı. “Mezar 353'teki süslü oda terk edildi ve hala kazılmış talaş ve işçi aletleriyle doluyken mühürlendi ve kuvarsit lahdi Mezar 71'in koridorlarında tamamlanmadan bırakıldı.” ( Kaynak: Hatshepsut: From Queen to Pharaoh) Sonrasında Senenmut'un, her ne hikmetse, iz bırakmadan tamamen ortadan kaybolduğunu görüyoruz. Aniden Ortadan Kaybolma “Senenmut’un ani kaybolması, onlarca yıldır Mısır bilimcileri rahatsız eden bir durumdur, sağlam arkeolojik ve metinsel kanıtların eksikliği, Senenmut bilginlerinin canlı hayal gücünün serbestçe dolaşmasına izin vermiş ve bazıları kurgusal bir cinayet-gizem planına itibar kazandıracak çeşitli hararetle benimsenen çözümlerle sonuçlanmıştır,” diye devam ediyor Tyldesley. Bir “cinayet-gizem planı”—amaçlanandan daha uygun olabilecek kelimeler. Çünkü bu, elbette Hz. Musa’nın Mısır’dan ani kaybolmasının tüm öncülüydü. “Hatshepsut ve III. Thutmose birlikteliğinin (Kaynak: Hatshepsut: Kraliçeden Firavuna) 18-19 yılından sonra Senenmut’a dair tarihli bir referansımız yok.” “Sina’da 11. yıla ait bir dikilitaşta Prenses Neferure ile birlikte gösterilmiştir ve adını içeren son tarihli belge, 16. yıla ait bir ostrakon üzerindeki resmi olmayan bir askerlik hizmeti kaydı vardır.” Hatshepsut / III. Thutmose eş yönetiminin başlangıcını yaklaşık MÖ 1504’e yerleştiren standart yüksek kronoloji, Senenmut’un bu son sözünü MÖ 1486 civarına, yani Tevrat'taki Musa’nın 40. yılına koyar. (Petrovich ve Crasto gibi diğer kronolojik varyantları uygulayarak, Senenmut’un bu son keşfedilen sözünü birkaç yıl öncesine koyar.) Roberts bu dikkat çekici eşzamanlılığa dikkat çekiyor: “MÖ 1486-1485 civarında, Senenmut Mısır sahnesinden tamamen kaybolur. Bu arada, eğer matematiği takip ediyorsanız, Musa M.Ö. 1526'da doğmuş olsaydı, M.Ö. 1486'da 40 yaşına girmiş olurdu, aynı yıl Mısırlı görevliyi öldürdüğü ve Mısır'dan kaçtığı söylenirdi ve Senenmut'un Mısır'dan tamamen kaybolduğu yaklaşık yıl da aynı yıldı. ... Hayatının kronolojisi mükemmel bir şekilde uyuşuyor. Mısır kayıtlarında bununla ilgili hiçbir şey söylenmeden ayrılması, gerçekte kim olduğunun bir göstergesi olabilir." Ancak nereye gittiğine dair bir ipucu edebiyat kütüphanesinden elde edilebilir. Daha önce de belirtildiği gibi, 12. Hanedan Mısır edebi destanı Sinhue Hikayesi, mezarında bulundu. Bu klasik, başkahraman Sinhue'nin, Kral Amenemhet'in suikastının ardından firavunun gazabından kaçmak için Mısır'dan Levant'a kaçmasını anlatıyor. Sinhue'nin Bedevilerle birlikte yaşadığını ve bir kabile reisinin kızıyla evlendiğini anlatır. Mısırbilimci Prof. James Hoffmeier, birkaç önemli farka rağmen, “aynı özelliklerin Mısır'dan Çıkış'taki Musa hikayesinde de bulunduğunu” belirtiyor. … Sinuhe ve Musa hikayelerindeki ana unsurlar arasındaki bu çarpıcı benzerlikler, şaşırtıcı bir şekilde, İncil bilginlerinin dikkatini çekmemiştir.” (İsrail Mısır'da: Çıkış Geleneğinin Gerçekliğine Dair Kanıtlar) Damnatio Memoriae Senenmut'un kaybolması hikayenin sonu değil. Ayrılışından sonra, anıtlarının ve yazıtlarının çoğu damnatio memoriae, yani kasıtlı silme ("hafızanın lanetlenmesi") lanetine maruz kaldı. Aynı kaderin Hatshepsut'un anıtlarının da başına gelmesi ilginçtir. "Senenmut, ölümünden sonra hatıratlarına yönelik bir dizi saldırıya uğradı. ... Senenmut'un hayatındaki birçok şey gibi, adının yazılı olduğu yazıtlara yönelik saldırıların nedeni şimdilik bir gizem olarak kalıyor." ( Kaynak : Hatshepsut: From Queen to Pharaoh). Mısırbilimci Prof. Alan Schulman, "iki mezarının ... görünüşe göre tamamen tahrip edildiğini, adının ve portrelerinin kötü niyetli ve kindar bir şekilde silindiğini ... ilk mezarında (mezar 71) bulunan muhteşem kuvarsit lahitin parçalara ayrıldığını ... yazdı. Senenmut birinin amansız nefretinin kurbanı olmuştu”, III. Thutmose'ün sorumlu olduğunu iddia ediliyor.(“Senmut’un İddiaya Göre ‘Düşüşüne’ İlişkin Bazı Açıklamalar”, 1969). Roberts, III. Thutmose’ün Senenmut ve Hatshepsut’un damnatio memoriae’sinden sorumlu olduğu yönündeki daha önceki teoriler konusunda farklı düşünüyor. “Yeni bilgiler, Thutmose'ün onun hiçbir resmini utandırmadığını veya kaldırmadığını belirtiyor… bu Thutmose'ün emriyle yapılmadı. Bunların kaldırılmasını emreden oğlu II. Amenhotep [ Mısır'dan Çıkış’taki Firavun] idi. Ve daha da ilginci, Hatshepsut’un resimlerini kaldırırken aynı zamanda … Senenmut’un tüm resimlerini de kaldırmıştı.” Neden? Musa ve “firavunun kızı” hakkındaki Tevrat anlatımını izleyen olayların yeniden yapılandırılması tam olarak nedenini açıklayacaktır. Ancak bu damnatio memoriae tamamen tamamlanmamıştı. Senenmut'un heykellerinden ve yazıtlarından birkaçı günümüze ulaşmıştır—bunlardan birinde şu garip yazı vardır: "Tufandan çıkan ve kendisine su baskınının verildiği, onu kontrol edebilmesi için; hatta Nil'i bile kontrol eden, hizmetkar Senmut'tur."

  • " 2. Samuel 7:12-16 " Ne Anlatıyor?

    2. Samuel 7:12-16'da Bahsi Geçen Kişi Süleyman mı? Süleyman'ın Krallığı Sonsuza Kadar Sürmüyor, Bu Kişi İsa Mesih ise "Kötülük Yapınca" yazıyor. Burada Bahsedilen Kişi Kim? Soru için değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. “Sen ölüp atalarına kavuşunca, senden sonra soyundan birini ortaya çıkarıp krallığını pekiştireceğim. Adıma bir tapınak kuracak olan odur. Ben de onun krallığının tahtını sonsuza dek sürdüreceğim. Ben ona baba olacağım, o da bana oğul olacak. Kötülük yapınca, onu insanların değneğiyle, insanların vuruşlarıyla yola getireceğim. Ama senin önünden kaldırdığım Saul'dan esirgediğim sevgiyi hiçbir zaman esirgemeyeceğim. Soyun ve krallığın sonsuza dek önümde duracak; tahtın sonsuza dek sürecektir." Kutsal Kitap'ta yazılan bu ifadeler ne anlamaya geliyor? Birkaç farklı şekilde, sorunuzu yanıtlayacağız. Öncelikle genel olarak anlatıma bakacağız. Ardından, takıldığınız noktalara odaklanacağız: Tanrı, tarih boyunca halkına pek çok vaatte bulunmuştur. Bugün inananlar olarak bize en inanılmaz vaatler verildi: günahların bağışlanması ve Tanrı ile sonsuz yaşam. Ancak bazen Tanrı'nın verdiği sözlerin tutulup tutulmayacağını ve ne zaman tutulacağını merak edebiliriz. Kendimize Tanrı'nın sadakatini hatırlatmanın bir yolu, O'nun geçmişte halkına verdiği ve daha sonra yerine getirdiği sözlere dönüp bakmaktır. Dikkate alınması gereken bazı inanılmaz vaatler, Tanrı'nın hizmetkarı Kral Davut'la bir antlaşma yaptığı 2. Samuel 7'de bulunur. Ve eğer Kutsal Kitap'ın geri kalanına bakarsak, bu vaatlerin çok daha inanılmaz şekilde yerine getirildiğini göreceğiz. "Ben O'na Baba olacağım.." ne demek? 2. Samuel 7:14, Tanrı'nın Davut'un bu oğluyla kuracağı ilişkiyi ayrıntılarıyla anlatıyor. Tanrı bu adama baba olacağını söylüyor. Bu sözün ne zaman verildiğini hatırlamamız önemlidir. Yeni Antlaşma kilisesinde bizler, Tanrı'nın Babamız olduğu fikrine alışığız. Ancak bu fikir Eski Ahit'te, özellikle bireysel düzeyde, o kadar yaygın değildi. Önceden bildirilen bu oğul, Tanrı ile özel bir ilişkiye sahip olacaktı. Baba-oğul ilişkisinde oğul, yanlış yaptığında Baba tarafından cezalandırılırdı. Her iyi babanın çocuğunu disipline etmesi gibi, Tanrı da bu oğlunu disipline edecektir. Bunu dünyevi yollarla yapacaktı. 14. ayetin ikinci yarısı şöyle diyor: ".. Kötülük yapınca, onu insanların değneğiyle, insanların vuruşlarıyla yola getireceğim. " Tanrı'nın disiplini bu Davut kralına insanlar aracılığıyla gelecekti. Ama daha da önemlisi, Babanın sevgisi asla ondan alınmayacaktı. Bu kral asla Tanrı tarafından reddedilmeyecekti. 2. Samuel bölümündeki Baba Tanrı'nın Anlamı ve Antlaşması Tanrı'nın Davut'a 2. Samuel 7'de bulunan vaatleri barış zamanında gerçekleşti. Yıllar süren kargaşadan sonra Davut, birleşik İsrail ve Yahuda'nın kralı oldu. Davut'un meshedilmesinden kısa bir süre sonra, Rab ona Filistliler karşısında savaşta zafer kazandırdı. (2. Sam. 5:17-25) Davut, daha sonra Tanrı'nın sandığını Yahuda'nın dağlık bölgesinden Yeruşalim'e getirdi (2. Sam. 6) 7. bölümün başından itibaren Davut'un dünyasında her şeyin yolunda olduğunu görüyoruz. Krallığı barış içinde. Tanrı'nın sandığı geri döndü. Bu, Davut'un Rab için kalıcı bir tapınak inşa etmeye karar verdiği zamandır. Davut, Rab'be bir tapınak inşa etme arzusunu peygamber Natan'a iletti ve o da Davut'a bunu yapmasını söyledi. Ancak o gece Tanrı'nın sesi Natan'a geldi ve kendisine bir tapınak inşa edecek kişinin Davut olmayacağını söyledi (1. Tarihler 17:4) Bunun yerine Rab, Davut için ve onun aracılığıyla ne yapacağına ilişkin üç vaatte bulundu: Davut'un Adı Yüceltilecek Tanrı ilk önce Davut'u çoban olarak kırlardan nasıl aldığını ve onu İsrail'e nasıl kral olarak atadığını anlatır. Davut'a olan bağlılığını, onu nasıl koruduğunu ve düşmanlarına karşı ona zafer kazandırdığını hatırlatır. Tanrı aslında Davut'a şöyle diyor: “Bak, sana nasıl sadık kaldım ve sana verdiğim sözleri tuttum. Sana söyleyeceklerime güvenebilirsin." Daha sonra ilk sözünü verir: Davut'un adını yeryüzünün büyüklerinin adı gibi yapacaktır. Tanrı zaten Davut'a hem İsrail'de hem de çevredeki uluslarda büyük bir itibar vermişti. Artık bu itibar ömrünün çok ötesine uzanacaktı. Davut'un adı tarihin büyükleri arasında yer alacaktı. Bu vaadin yerine geldiğini sadece Davut'un kim olduğunu bildiğimizde görebiliriz. Ortalama bir insan kaç tane antik kralın adını söyleyebilir? Davut, İsrail'in şimdiye kadar sahip olduğu en büyük kral olarak hatırlanıyor. O, Tanrı'nın kendi yüreğine uygun bir adam olarak bilinir. Davut'un en kötü günahları bile Tanrı'nın lütfunun, bağışlayıcılığının ve ezici iyiliğinin bir kanıtıdır. Tanrı'nın bu vaadini yerine getirdiğine şüphe olamaz. 2. Tanrı, Halkına Rahat Edeceği Bir Yer Sağlayacak Tanrı, halkına, tüm düşmanlarından kurtulabilecekleri bir ülke atayacağını vaat ediyor. Bunu Tanrı'nın barış zamanında vaat etmesi garip bir şey gibi görünebilir, ancak bir anlığına bunun üzerinde düşünelim. İsrail'in tarihi barışçıl bir tarih değil. Rab, Hakimlerin zamanından bu yana İsrail'in düşmanlar tarafından nasıl sıkıntıya sokulduğuna dikkat çekiyor. Bu vaat edilen barış kısa süreli değil kalıcı olacaktır. Şimdi İsrail tarihine aşina olan bazılarımız şunu merak ediyor olabilir: “Peki ya diğer imparatorlukların sürekli istilaları ve işgalleri? Yoksa Tanrı, halkını bu ülkeden tamamen sürdüğünde mi? Bütün bunlar bu sözle nasıl örtüşüyor?” Bunlar haklı sorular. Kısa cevap şu olabilir: Bu söz nihai olarak yerine getirilmedi. Bu vaadin nihai olarak nasıl yerine getirileceğine ilişkin, burada tartışılamayacak kadar geniş ve çeşitli olan çeşitli düşünce ekolleri vardır. Rab'bin sadık olduğunu ve vaadini uygun zamanda yerine getireceğini söylemek yeterlidir. 3. Davut'un Soyu İçin Sonsuz Bir Taht Bu son vaat, Davut'un tahtını tartışırken çoğu insanın odaklandığı vaattir. Davut öldükten sonra Tanrı, onun soyunu sonsuza dek tahtta hüküm sürmek üzere diriltecek. Bu kralın Tanrı ile bozulmayacak özel bir ilişkisi olacak. Rab için bir tapınak yapacak ve onun krallığı sonsuza kadar sürecek. Toprak vaadinin ardından, Tanrı'nın bu ülkeyi yönetecek çok spesifik bir kralın aklında olduğunu görüyoruz. Davut'un ölümünden sonra tahta geçen Süleyman'da bu vaadin kısmen gerçekleştiğini görüyoruz. 2. Tarihler 1, bize Süleyman ile Tanrı arasındaki özel ilişkiyi gösterir. Ayet 1 bize Tanrı'nın Süleyman'la birlikte olduğunu ve onu son derece büyük yarattığını anlatır. Süleyman bu refahın nereden geldiğini anladı ve Rab ona istediği herhangi bir şeyi istemesini söylediğinde, Tanrı'nın kendisine verdiği insanlara liderlik etmek için bilgelik ve hikmet istedi. (2. Tarihler 1:8-10) Tanrı onun isteğini kabul etti ve ona zenginlik ve güç lütfetti. Süleyman daha sonra Rab için tapınağı inşa etti. Ancak Süleyman sonuçta Davut'un örneğini takip edemedi. Tanrı'nın emrine aykırı olarak yabancı kadınlarla evlendi. Putperestlikle meşgul oldu. Tanrı'nın iradesini aramak yerine kendi muhakemesine ve arzularına güvendi. Sonunda Süleyman da diğer krallar gibi öldü ve krallığı bölündü. Her ne kadar Süleyman, Tanrı'nın Davut'a verdiği söze uysa da, onun bu vaadin nihai gerçekleşmesi olduğunu söylemek, onun bazı kısımlarını yerine getirmemiş olmasına neden olur. Süleyman gelecek kralın yalnızca bir gölgesiydi. Bu vaadin daha görkemli bir şekilde yerine getirilmesi söz konusu olacaktır. Yeremya, Rab'bin kendi halkına hükümdarlık yapmak üzere Davut'un soyundan birini çıkaracağını önceden bildirdi. (Yeremya 23:5-6) Yeşaya aynı zamanda Rab'bin Ruhu'nun üzerine konacağı "İşay'ın kütüğünden çıkan bir filizden" de söz etti. (Yeşaya 11:1-2) Bunlar aracılığıyla Rab, halkına daha iyi bir kralın geleceğine dair güvence verdi. Ve o geldi. Ama o bir sarayda doğmadı. Bir ahırda doğdu. Nasıralı İsa, Tanrı'nın Davut'a vaat ettiği çocuktur. İbraniler 1:5, 2 Samuel 7:14'ü İsa'ya atfeder. Elçi Petrus ayrıca Elçilerin İşleri 2:29-36'da İsa'nın Davut'un Oğlu olduğuna tanıklık etti. İsa, Süleyman'ın olmadığı her şeydir. İsa Tanrı'nın Söz'ünün beden alıp dünyaya gelmiş halidir. İsa Mesih Hakkında Bu Ayetlerden Ne Öğrenebiliriz? 2. Samuel 7'de İsa'nın kim olduğu ve ne yaptığı hakkında beş temel unsuru görelim: İsa Mesih Kraldır Günümüz kültüründe İsa'yı genellikle bir kral olarak düşünmüyoruz. Filipililer 2:9-11 bize, Tanrı'nın Mesih'i yücelttiğini ve yaratılıştaki her şeyin O'nun önünde eğilmesi için onu her şeyin üstüne koyduğunu söyler. İsa, Matta 25:31'de, İnsanoğlu'nun (kendisinden çoğunlukla bahsettiği şekilde) tahtına oturmak, doğruları ve kötüleri yargılamak için görkemle yeryüzüne döneceğini söylemişti. İsa sadece bir öğretmen ya da şifacı değildir. O bu şeylerdir ama aynı zamanda bir kraldır. Kralların yetkisi vardır. Sözleri öneri değil emirdir. İsa'nın hangi öğretilerini beğeneceğimizi ve hangilerini görmezden gelmeyi seçebileceğimizi seçecek konumda değiliz. Eğer İsa bizim kralımızsa, o zaman yaşamlarımız üzerinde tam yetkiye ve kontrole sahiptir. Onun lütfunu kabul ettiğimiz kadar, O'nun krallığına da boyun eğmeye istekli olmalıyız. 2. İsa Mesih Tanrı'nın Oğludur "O da bana oğul olacak" vaadi, İsa'nın Tanrı'nın Oğlu, Üçlübirlik'in Oğul (İnsan bedeni) kişisi olması gerçeğinde yerine gelir. Elbette insan bedeni olarak İsa bize Tanrı'yla özel bir ilişkinin ne demek olduğunu öğretti. Ve şimdi, O'nun kurtarıcı işi aracılığıyla, aynı zamanda oğulluk (Tanrı'nın evlatları olma) armağanını da alıyoruz. Ancak onun Baba ile olan ilişkisi, ilahi olması bakımından herhangi bir insandan farklıdır. O, Tanrı'dır. Mesih'in vahiyi bu vaade çok fazla anlam katmaktadır. Vaat edilen Davut kralının yalnızca Tanrı ile özel bir ilişkisi yoktu, aynı zamanda o Tanrı'ydı. 3. İsa Bizim İçin Sadece Günahlarımızı Üstlenmedi. Günahlarımızı Kendisine Mal Ederek Bunun Bedelini Ödedi Şimdi, kilit noktadayız. Sorduğunuz sorunun cevabı aynı zamanda burada. Dikkatli okuyalım. Bu ayette, yani: " Kötülük yapınca , onu insanların değneğiyle, insanların vuruşlarıyla yola getireceğim." kimden bahsediyor? Hem Süleyman'dan, hem de İsa Mesih'ten. Nasıl mı, bakalım.. 2. Samuel 7:14 bize, Tanrı'nın oğlunu suçlarından dolayı cezalandıracağını söyler. Bu bir açıdan İsa Mesih olamaz, çünkü KÖTÜLÜK YAPINCA diyor. "Kötülük yapınca" yazıyorsa, yapması kesin ve yapacak. İsa Mesih asla günah işlemedi. Ancak bunu söyleyip bırakmak, Kutsal Kitap'ın geri kalanının tanıklığını göz ardı etmek olur. Yeşaya, halkının cezasını üstlenecek olan acı çeken bir hizmetkarı önceden bildirdi: "Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi, Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza Ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk." (Yeşaya 53:5) 2. Korintliler 5:21, İsa'nın hiç günah işlememiş olmasına rağmen bizim için günah sunusu haline geldiğini söylüyor. İbraniler 9 ve 10, İsa'nın günahlarımızın bedelini ödemek için kendi kanını dökerek bizim için nasıl bağışlanma sağladığını ayrıntılarıyla anlatıyor. Tanrı, çarmıhtaki İsa'nın üzerine hak ettiğimiz gazabı döktüğünde, sanki bunu yapan kendisiymiş gibi onun üzerine döktü. İsa sadece günahlarımızın bedelini ödemedi; onları kendisinin yaparak bizim uğrumuza acı çekti. Bize canını verdi. (Unutmayın, insan bedeninden bahsediyoruz.) 4. İsa Mesih, Bir Tapınak İnşa Ediyor Süleyman Tanrı'ya fiziksel bir ev inşa ederken, İsa Tanrı'ya ruhsal bir ev inşa ediyor. 1. Petrus 2:5 bize, biz imanlıların, Rab'bin önünde kutsal bir kahinlik görevi yapmak üzere ruhsal bir evde inşa edilen diri taşlar olduğumuzu söyler. Pavlus, Efesliler 2:22'de Tanrı'nın meskeni olmak üzere inşa edildiğimiz fikrini yineliyor. Bir zamanlar Tanrı'nın varlığı taştan bir tapınaktaydı. Artık İsa'nın çarmıhı aracılığıyla Tanrı'nın varlığı (Kutsal Ruh) içimizde yaşıyor. 5. İsa Mesih, Sonsuza Dek Hüküm Sürecek En büyük kralların bile sorunu, ölmeleridir. Fakat İsa Mesih asla ölmez ve hiçbir şey onu tahtından indiremez. Tanrı, 2. Samuel 7:13 ve 2. Samuel 7:16'da tahtını sonsuza kadar koruyacağına söz verdi. İbraniler bölümünü yazan elçi, okurlarına şöyle diyor: " Böylece sarsılmaz bir egemenliğe kavuştuğumuz için minnettar olalım. Öyle ki, Tanrı'yı hoşnut edecek biçimde saygı ve korkuyla tapınalım." (İbraniler 12:28) Bu sarsılmaz krallığın bütünlüğünü tam olarak henüz göremiyoruz. Gördüğümüz ve tanık olduğumuz bir çok şey var, İsa Mesih'in ikinci gelişiyle bu şeyler tamamlanacak. Tanrı, Davut'a verdiği sözü yerine getirdiği gibi, bize de verdiği tüm sözleri yerine getirecektir. Ve Davut gibi biz de Rab'bin sözünün gerçekleştiğini görmek için sevinçle, tapınmayla ve istekle karşılık vermeliyiz. "Çünkü bize bir çocuk doğacak, Bize bir oğul verilecek. Yönetim onun omuzlarında olacak. Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak." (Yeşaya 9:6)

  • Hristiyanlar evrim teorisine inanır mı?

    Hristiyanlar evrim teorisine inanır mı? Hristiyanlığın evrim teorisine bakış açısı nedir? Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Hepimiz evrim terimine aşinayız. Okullarda eğitim alırken aldığımız fen bilgisi derslerinde, evrimci bir öğretiş stiliyle eğitim aldık. Bu durumda evrim; "tüm yaşamın cansız materyallerden kaynaklandığı ve rastgele mutasyonların milyarlarca yıl boyunca amaçsız veya tasarımsız değişimler yaratması sonucu doğal seçilim ve türleşmeye göre geliştiği teorisidir." (Baker Compact İlahiyat Terimleri Sözlüğü, sy. 76) Şimdi Hristiyanlık açısından ele alalım: Oksijen, hidrojen, nitrojen ve karbon gibi elementlerin bir araya gelerek hava, su ve metaller gibi cansız maddelerin yanı sıra ağaç gövdesi, çimenler, böcekler, kuşlar, filler ve insanlar gibi canlıları oluşturduğunu düşünün. Fark edilemeyecek bir düzeyde, tesadüfen meydana gelen değişiklikler (DNA'da rastgele mutasyonlar), bu şeylerin küçük yeniliklerle hayatta kalmasını sağladı. Bitkilerin ve hayvanların bu farklı türleri, hayatta kalma avantajlarıyla geliştikçe, sonunda şu anda var olan tüm canlı ve cansız çeşitlilikleri ürettiler. Daha da önemlisi, tüm bu süreç Tanrı olmadan amaçsız ve anlamsızdı. Peki gerçek bu mu? Teistik Evrim Teistik evrim, evrimin en az iki bölümünden olan bir alt kümedir. Bir bölüme göre, teistik evrim, “tüm yaşamın, Tanrı'nın amacını gerçekleştirmek için zaman zaman müdahale ettiği evrimsel süreçlere göre geliştiği teorisi” olarak tanımlanmaktadır. Hem ilahi eylemi (‘teistik’) hem de evrimi onaylar.” (Baker Compact Teolojik Terimler Sözlüğü, sy. 77) Bu bölüme göre, evrim ile teistik evrim arasındaki en önemli fark, birincisinin, günümüzde var olan tüm cansız ve canlıları meydana getiren gelişim süreçlerinde Tanrı'nın herhangi bir rolünü inkar etmesi, ikincisinin ise bu süreçlerde Tanrı'nın bir rolünün olduğunu söylemesidir. Bir örnek vermek gerekirse, teistik evrim, “Tanrı'nın maddeyi yarattığı ve bundan sonra, tüm canlılar tamamen doğal süreçlerle evrimleşene kadar maddenin doğal davranışında ampirik olarak tespit edilebilir herhangi bir değişikliğe neden olacak şekilde rehberlik etmediği veya müdahale etmediği” görüşüdür. (Teistik Evrim, 946) Dolayısıyla Tanrı, kendisinden ayrı bir dünyayı var etmeye yönelik ilk yaratıcı eyleminden sonra, uygulamaya koyduğu evrimsel süreçlerde devam eden bir rol oynamadı. BioLogos organizasyonu tarafından temsil edilen ikinci bir kısma göre, teistik evrim şu görüş olarak tanımlanmaktadır: "Tanrı, kendi suretindeki insanlar da dahil olmak üzere tüm canlıları, bugün bilim adamlarının üzerinde çalıştığı, kasıtlı olarak tasarlanmış, aktif olarak sürdürülen doğal süreçlerden yararlanarak Mesih aracılığıyla yaratır. " Böylece, Tanrı yalnızca başlangıçta dünyayı yaratmak için harekete geçmemiş, aynı zamanda var olan her şeyin gelişimi boyunca aktif bir katılımı sürdürmüştür. Doğal seleksiyon, türleşme, rastgele mutasyonlar gibi evrimsel süreçleri denetleyerek, bunların hem cansız hem de canlıların ilahi tasarıma uygun olarak ortaya çıkmasını sağlar. Teistik evrimin her iki versiyonu da Kutsal Kitap'a uyuyor mu? Cevap vermek için kilise tarihine ve tarihi Hristiyan doktrinine bakmamız gerekiyor. Evrim Teorisi Kiliseyle Tanışıyor Tarihinin büyük bölümünde kilise, Tanrı'nın var olan her şeyi yoktan yarattığına inanmıştır. Kilise bu doktrini öncelikle Kutsal Kitap'ın açılış ayetine dayanarak doğrulamıştır: “ Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. ” (Yaratılış 1:1) Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak ebediyen var olan tek Tanrı, kendisinden ayrı bir evren yaratmayı amaçladı ve yarattı. Diğer ayetler bu inancın temeline katkıda bulunuyor. Örneğin, Mezmurlar (Zebur) yazarı Hz. Davut, yaratılışı Tanrı'nın sözüne ve nefesine bağlar: “Gökler RAB'bin sözüyle, Gök cisimleri ağzından çıkan solukla yaratıldı.. . . . Çünkü O söyleyince, her şey var oldu; O buyurunca, her şey belirdi.” (Mezmurlar 33:6-9) Bu ayetlerin geleneksel anlayışına göre, Baba Tanrı, evreni Söz (Oğul Tanrı yani İsa Mesih) ve Nefesi (Kutsal Ruh Tanrı) aracılığıyla var etti. Yaratılış, üçlübirlik olan tek Tanrı'nın kudretli bir eylemiydi. Üstelik Kutsal Kitap'ın kendisi, Tanrı'nın yaratırken önceden var olan malzemeleri kullandığını reddeder: " Evrenin Tanrı'nın buyruğuyla yaratıldığını, böylece görülenlerin görünmeyenlerden oluştuğunu iman sayesinde anlıyoruz. " (İbraniler 11:3) Örneğin Tanrı, önceden var olan iki hidrojen (H) atomunu ve bir oksijen (O) atomunu alıp bunları suya (H2O) dönüştürmemiştir. Aksine, suyu olduğu gibi, hem hidrojen hem de oksijen atomlarını da yarattı. İlahi yaratım yoktan var oldu. Yaratılış 1'deki yaratılış açıklamasının geri kalanına uygun olarak kilise, Tanrı'nın var olan her türlü şeyi yarattığına da inanıyordu: ışık, su, hava, toprak, bitki örtüsü, güneş, ay ve yıldızlar, deniz canlıları, kanatlı kuşlar, yeryüzü yaratıkları ve en sonunda ilahi surette insanlar. Daha da önemlisi kilise, tüm cansız ve canlı varlıkların doğal seçilim, türleşme ve rastgele mutasyonlar gibi süreçlere göre ortaya çıktığı ve geliştiği fikrini hiçbir zaman onaylamamıştır. Gerçekten de, ilk kilise, var olan her şeyin küçük elementlerin (“atomlar”) kazara çarpışmasıyla başladığını ve daha sonra tesadüfen geliştiğini öne süren “Büyük patlama” teorisini güçlü bir şekilde kınamıştı. Kilise, rastlantısallığı benimsemek yerine, Origen'in yaptığı gibi Yaratıcı'yı övüyordu: "Ancak, bu şeyleri yaratan tek Tanrı'ya tapınmaya adanmış olan biz Hristiyanlar, onları yaratana minnettarız." (Celsus'a Karşı) , 4.75) Charles Darwin'in Türlerin Kökeni (1859) adlı kitabının yayımlanmasıyla birlikte, yoktan yaratılışı, pek çok cansız ve canlı türün ilahi tasarımı ve gelişimini, insanın özel olarak yaratılışını reddeden yeni bir dünya görüşü ortaya çıktı. Doğal Seçilimle Yaratılış mı? Basitçe söylemek gerekirse, kilise yukarıda sunulan yaratılış doktrinini her zaman onaylamıştır. En eski inanç beyanlarından biri olan İznik-Konstantinopolis Bildirgesi (M.S 381) şu ifadeyi doğruluyordu: "Biz tek bir Tanrı'ya, göğün ve yerin, görünen ve görünmeyen her şeyin yaratıcısı olan Her Şeye Gücü Yeten Baba'ya inanıyoruz." Daha sonraki bir teolojik gelişmede Thomas Aquinas, "yaratılışın kendisinin diğer canlı gerçeklikleri yaratma veya geliştirme yeteneğine sahip olduğu" fikrini reddetti. O, yalnızca Tanrı'nın, "mutlak varlık olarak, yaratılmış şeyler için imkansız olan yaratma gücüne sahip olduğunu" düşündü. O'nun konumu, yaratıcı gücü maddeye ve onun tamamen doğal süreçlerle gelişmesine atfeden teistik evrim görüşlerine karşıdır.” (Teistik Evrim, 935–936). Benzer şekilde Protestan teolojisi de geleneksel yaratılış doktrinini onaylamaya devam etti. Genel olarak türlerin ve özel olarak da insanın kökeni ve gelişimine ilişkin teistik evrimsel görüş, ilahi yön ve amaca başvuruyla aşılanmış olsa bile, Kutsal Kitap'taki anlatımla çelişir. Evrimci yaratılışçılar, Tanrı'nın balıkları, kuşları, kara hayvanlarını ve son olarak da insanı spesifik ve doğrudan (doğal süreçlerin aracılık etmediği) yaratıldığını reddeder ve Tanrı'nın bu canlıların her birini doğal mekanizmalar aracılığıyla uzun süre boyunca yarattığını söylemeyi tercih ederler. . Bu tür bir evrimsel süreçte tarihsel bir Adem ile Havva'ya yer olmadığı için, onların tutumunda örtülü olarak Kutsal Kitap'ta yer alan günah aracılığıyla düşüşümüz açıklamasının da reddedilmesi söz konusudur. Bu nedenlerden (ve diğerlerinden) dolayı kilise, Kutsal Kitap'ın ilahi yaratılışla ilgili açıklamasını kalıcı bir şekilde okuma konusunda sağlam durmalı ve tarihsel konumuna sadık kalmalı, Yaratıcı Tanrı'yı, yoktan ve hem cansız hem de canlı her türden amaca yönelik yaratışını bilmelidir. Tanrı, bizleri yoktan var etti. Mutasyon ve adaptasyon vardır, fakat başka bir canlı türünün başka bir canlıyı oluşturması durumu yoktur. Olumsuz mutasyonlar, düşmüş dünyanın bir sonucudur. "Çünkü biz Tanrı'nın yapıtıyız, O'nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa'da yaratıldık." (Efesliler 2:10)

  • Mısır'dan Çıkış 20:5, "Babasının İşlediği Suçu Çocuklarından Sorarım." Ne Demek?

    Tanrı Neden Mısır'dan Çıkış 20:5'te Babasının İşlediği Suçu Çocuklarından Soruyor? Bunun Nedeni Nedir? Soru için değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Eski Ahit'te, yani Tevrat'ın Mısır'dan Çıkış 20:5'te yazılan bu ifadeler ne anlamaya geliyor? Birkaç farklı şekilde, sorunuzu yanıtlayacağız: 1.Açıklama: Dünya üzerindeki doğa kanunları altında, babaların kötülüğünün veya yaptığı şeylerin, hal ve durumlarının çocuklarına da yansıdığı bir gerçektir. Örneğin, bazı hastalıklar ebeveynden direkt bulaşır. (AIDS gibi) Anne-babanın israfı ya da vurdumduymazlığı çocuklarını dilenciliğe sürükler. Bir suçlunun oğlu olmak, yaşam yarışında ağır engelli olmaktır. Bunun böyle olması belki de doğa kanunlarıyla alakalıdır; her halükarda, dünyanın kendisine göre düzenlendiği İlahi yönetim planının bir parçasıdır. İlk ebeveynimizin (Adem ve Havva) günahı nedeniyle hepimiz sayısız dezavantaja sahibiz. Her birimiz bireysel olarak atalarımızın kötü davranışlarından şu veya bu tür kötülüğe yönelik özel eğilimler miras alıyoruz. Günahlarının çocuklarını dezavantajlı duruma düşüreceğini bilmek, o dönemin İsraillilerini kötü yollarından alıkoymak için neredeyse her şeyden çok hesaplanmıştır; ve bu denetim, insanları ahlaksızlıktan alıkoyan sınırlamaların makul ölçüde azaltılması olmadan ortadan kaldırılamaz. Ancak çocuklara verilen ceza nihai veya geri dönülemez değildir. Ayetin devamını okuduğumuzda ve İsraillilerin tarihine baktığımızda bunu görüyoruz. Doğdukları dezavantajlar ne olursa olsun, bunlarla mücadele edebilir, güzel bir yaşam sürebilir, bu dünyada bile her türlü koşulda doğanlarla aynı seviyeye gelebilirler. Öbür dünya (Ahiret) açısından ebeveynlerinin kötülüklerinin çocuklarına dokunmayacağını söylemeye gerek yok: "Ölecek olan günah işleyen kişidir. Oğul babasının suçundan sorumlu tutulamaz, baba da oğlunun suçundan sorumlu tutulamaz. Doğru kişi doğruluğunun, kötü kişi kötülüğünün karşılığını alacaktır." (Hezekiel 18:20) 2.Açıklama: Birçok kuşaktan beri babalarının kötülüğünün üzerlerine yüklendiği kuşaklardan bahsediliyor. Ancak kısmen bunlardan özellikle bahsediyor çünkü bir kişi çok uzun yıllar yaşayabilir ve kendi günahının korkunç etkilerini çocuklarının çocuklarında görebilir. Bir insanın hafızası bu noktaya kadar genişleyebildiği ve çocukları için taklit konusu olabileceği için; ve kısmen de, bir sonraki ayetin karşılaştırılmasında ortaya çıktığı gibi, adalet ve merhamet uygulaması arasındaki farkı göstermek için. Tanrı, o insanları çok ciddi bir şekilde çocuklarıyla uyarıyor. Çünkü eğer bunu yaparlarsa, tüm ailecek zaten halihazırda zarar görecekler ve birbirlerine de zarar verecekler. 3.Açıklama: Mısır'dan Çıkış 20:5 ve Mısır'dan Çıkış 20:6'da yer alan tehdit ve vaat, yalnızca ikisiyle değil, ilk iki emirle de ilgilidir; çünkü her ikisi de putperestliğin iki biçimini yasaklar. Bu nedenle İsrail, putperestliğin her iki biçimiyle de Tanrı ile olan antlaşmasını bozmuş olacaktır. Bu nedenle Tanrı iki emri şu ciddi beyanla yerine getirir: "Ben, senin Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrıyım." O, lütuf biçimindeki sevgisi gazabından daha çoktur. Çünkü aynı zamanda O: "Tanrınız RAB'bin Tanrı olduğunu bilin. O güvenilir Tanrı'dır. Kendisini sevenlerin, buyruklarına uyanların bininci kuşağına kadar antlaşmasına bağlı kalır." (Yasa'nın Tekrarı 7:9) İnsan ırkı, içinde sadece günahın ve kötülüğün aktarıldığı değil, aynı zamanda günahın laneti ve kötülüğün cezası olarak kötülüğün de aktarıldığı yaşayan bir organizmadır. Çocuklar, ebeveynlerinden veya onları doğuranlardan öğrendikleri için özellikle de o dönemlerde yoğun olarak, aynı zamanda babalarının suçunu da üstlenmeleri ve kefaret etmeleri gerekir. Unutmayın, adil ve lütufkar bir Tanrı hüküm sürmektedir; bu Tanrı, yalnızca günahkar cezayla tövbeye getirilir getirilmez kendi cezai yargılarının gidişatını sınırlamakla kalmaz ve Tanrı'nın sesini dinler, aynı zamanda Tanrı günahı bağışlar ve O'nu sevenlerin bininci nesline merhamet gösterir. (Mısır'dan Çıkış 34:7) Bu sözler ne günah işleyen babaların cezasız kaldığını, ne de babaların günahlarının çocuklarında ve torunlarında kendi kusurları olmadan cezalandırıldığını doğruluyor: babaların kendilerinin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı ve nasıl cezalandırılacağı hakkında hiçbir şey söylemiyor ve Tanrı'nın cezai doğruluğunun korkunç ciddiyetini göstermek için, cezanın ihmal edilmediği gerçeğine önem veriyor; Tanrı'nın tahammülü nedeniyle ertelense bile, bu nedenle adalet ihmal edilemez.

  • Mısır'dan Çıkış 20:5, "Kıskanç bir Tanrı'yım." Ne Demek?

    Tanrı neden Mısır'dan Çıkış 20:5'te "kıskanç bir Tanrı" olduğunu söylüyor? Tanrı kıskanır mı? Anlamı nedir? Soru için değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Eski Ahit'te, yani Tevrat'ın Mısır'dan Çıkış 20:5'te yazılan bu ifadeler ne anlamaya geliyor? Bu ayette, Tanrı kendisinin “kıskanç” bir Tanrı olduğunu bildirmektedir. Tanrının kıskançlığını nasıl anlamalıyız? Beraber bakalım: Tanrı sevgidir ve 1. Korintliler 13:3'de şöyle öğreniriz: sevgi kıskanmaz. Durum böyleyse ikisini nasıl uzlaştırabiliriz? Genellikle "kıskanç" kelimesini düşündüğümüzde, bu genellikle günahkar bir kıskançlık türü veya "haset" anlamındadır. İncil'in diğer bölümlerinde kıskançlık bir günah olarak tanımlanır. Galatyalılar 5:20-21 şunu söylüyor: " Benliğin işleri bellidir. Bunlar fuhuş, pislik, sefahat, putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgın eğlenceler ve benzeri şeylerdir. Sizi daha önce uyardığım gibi yine uyarıyorum, böyle davrananlar Tanrı Egemenliği'ni miras alamayacaklar." (Galatyalılar 5:20-21) Hem Eski Ahit'te hem de Yeni Ahit'te çeşitli olaylarda günahkar (yani kötü olan) kıskançlığın örneklerini görüyoruz. Yaratılış 37:11'de, babasının ayrıcalıklı konumu nedeniyle Yusuf'un kardeşlerinin onu kıskandığı günahkar kıskançlık örneklerini görebiliriz. Başka bir örnek, Elçilerin güçlü bir şekilde vaaz verdikleri ve iyileştirme mucizeleri yaptıkları Elçilerin İşleri 5:17'dir. Bu belirtiler ve harikalar sayesinde birçok kişi Tanrı'nın krallığına eklendi; Yahudi dini yöneticiler öfkeliydi ve kıskançlıkla doluydu. Benzer şekilde Kutsal Kitap'ın başka yerlerinde de olumlu kıskançlığın kullanıldığını görüyoruz. Havari Pavlus bu kelimeyi Korintliler kilisesindeki insanlara gösterdiği ilgiyi tanımlamak için kullanıyor. 2. Korintliler 11:2 şöyle diyor: " Sizler için tanrısal bir kıskançlık duyuyorum. Çünkü sizleri el değmemiş kız gibi tek ere, Mesih'e sunmak üzere nişanladım. " (2. Korintliler 11:2) Peki ya Tanrı'nın kıskançlığı? Kutsal Kitap, Tanrı'nın kıskançlığından söz ettiğinde bunun bir ilişki metaforu ışığında anlaşılması gerekir. İbadetin sahte tanrılara ya da hayatınızda O'nun yerini alan herhangi bir şeye değil, kendisine yapılmasını ister. Bu, O'nun halkına olan sevgisiyle bağlantılıdır. Karı-koca gibi bir ilişki açısından anlaşılmalıdır. Kutsal Kitap da öyle örnekleme yapmaktadır. İnsani açıdan bakıldığında bile, eğer bir karı koca birbirlerine karşı gerçek bir sevgiye sahipse, bu yakın aşk ilişkisi tehdit altındaysa "kıskanç" olabilirler. (Kötücül kıskançlıktan bahsetmiyoruz, yukarıda bahsettiğimiz gibi.) İnsan evliliği örneği, Tanrı ile O'nun halkı arasındaki, hem Eski Antlaşma'da İsrail'le hem de Yeni Antlaşma'da Mesih ile Kilise arasındaki ilişki gibi örnek verilir. Aynı şekilde, Tanrı'nın sevgisini de anlayabiliriz, tıpkı bir kocanın karısının sevgisini kıskanması gibi, Tanrı da antlaşma yaptığı halkının sevgisini kıskanır. Putperestlik (başka bir deyişle, yaşamlarımızda Tanrı'nın yerini alan herhangi bir şey) aracılığıyla antlaşma bağını kopardığımızda, o zaman Tanrı'nın, O'nun halkına karşı ilahi bir kıskançlığı ortaya çıkar. Eski Ahit'te kullanılan İbranice "kıskanç" kelimesi "qanna"dır. Mısırdan Çıkış 34:14 şöyle diyor: " Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben adı Kıskanç bir RAB'bim, kıskanç bir Tanrı'yım. " Qanna, "kıskanç", "gayretli" veya "kıskançlık" olarak tercüme edilir. Temel anlamı evlilik ilişkisiyle ilgilidir. Tanrı, İsrail'in kocası olarak tasvir edilmiştir; O, kıskanç bir Tanrı'dır ve övgülerimizi başka hiç kimse için değil, kendisi için ister. (bakabileceğiniz ayet Mısır'dan Çıkış 34:14) Bizimle olan ilişkiyi, ilgiyi ve inanılmaz sevgiyi anlatır. Nihayetinde, O'nun bizim için gösterdiği gayretin derinliğini ve iyiliğini anlamamıza yardımcı olan bu kıskançlığın mükemmel bir şekilde ortaya çıktığını görüyoruz. Bu gerçek aşktır. Bu sevgi, Tanrı'nın doğruluğu, gelini (kilisesi, topluluğu) için bir kurban olarak bu dünyaya gelen Mesih İsa'da açıkça görüldüğünde ortaya çıktı. Hayatımızdaki tüm başarısızlıklarımıza, itaatsizliğimize ve putperestliğimize rağmen Mesih çarmıhta günahımızın bedelini ödemeye geldi. Yoldan çıktığımızda bizi kendisine döndürmek için geldi. Bunu yaparak aynı zamanda kendi onurunu da korudu çünkü O gerçek Kraldır ve O'ndan başka kimse yoktur. O, yaratılışından gelen tüm şerefi, yüceliği ve övgüyü hak eder. O, övülmeye sonsuz derecede layıktır ve herkes O'nun güzel huzurunda eğilecektir. Rab, hayatınızda Mesih'in yerini alan tüm putları arkanızda bırakmanızı ve bunun yerine O'nu tüm varlığınızla sevmenizi sağlasın. Tanrı'ya geri dönün ve O'nunla doğru bir ilişki içinde yaşayın, O'nu görün ve her şeyi O'nun adının yüceliği için yapın. Amin!

  • İsa Mesih Kıyamet Gününü Bilmiyor mu? Matta 24:36 Ne Anlama Geliyor?

    İsa Mesih Neden Son Saati Bilmediğini Söylüyor? Matta 24:36 Ne Anlama Geliyor? Oğul neden Baba'nın ne yaptığını bilmiyor? Üçlü Birlik tek Tanrı'ysa, İsa Mesih'in Rab olmadığı anlamına mı geliyor? Soruyu soran değerli kardeşimiz için teşekkür ederiz. Bakalım, Matta 24:36 ne anlama geliyor. İsa Mesih kim, neden böyle diyor? İsa Mesih Rab'tir ve İnsan Bedenindedir: Matta 24:36 Mesih'in tanrılığını inkar etmez. Kutsal Kitap, Oğul'un Tanrı (Yuhanna 1:1; Koloseliler 2:9) ve insan (Yuhanna 1:14; İbraniler 2:14; Filipililer 2:7; Romalılar 8:3) olduğunu öğretir. Matta 24:36 Kutsal Kitap'taki bu gerçeklerin hiçbiriyle çelişemez. Kural olarak Kutsal Kitap bazen Mesih'ten tanrısallığı açısından Üçlü Birlik'in Baba'ya eşit, bazen de insanlığı açısından Baba'dan daha az söz eder. Örneğin İsa, “Ben ve Baba biriz.” (Yuhanna 10:30) derken Baba ile eşit olduğunu (Tanrı olduğunu) doğruluyor. Ve İsa, insanlığı açısından “Baba'nın (Tanrı Özü'nün) benden (İnsan bedeninden) üstün olduğunu” söylüyor. (Yuhanna 14:28) Şimdilik şu iki gerçeği aklımızda tutmamız gerekiyor: “Baba (Tanrı özü), hizmetkarın biçiminden (İnsan bedeninden) daha büyüktür, oysa Oğul, Tanrı biçiminde ona eşittir.” Augustine'in bu sözleri, Pavlus'un şu ayetteki argümanını takip etmektedir: Filipililer 2:6–8 burada Pavlus, insanlığına göre Oğul'un, Tanrı biçiminde Tanrı, ancak hizmetçi yani insan biçiminde Tanrı'dan daha az olduğunu doğrular. Yani evet, insan bedeninde olan İsa Mesih, Oğul Rab'tir. Ve ayrıca, o insan bedenindedir. Bu temel gerçeği bilmek Matta 24:36'nın anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Bu temel yorum kuralına dayanarak şunları söyleyebiliriz. İsa insan olduğu için, Kurtarıcımız Mesih de bir insan gibi yaşıyor yemek yiyip su içiyor; bu, Matta 24:36'daki insani cehaletini de içeriyor. Bunun nasıl olduğunu açıklamadan önce Matta 24:36 ile ilgili daha geniş İncil bağlamına dikkat etmemiz gerekiyor. Bir bütün olarak okunduğunda Kutsal Kitap bize İsa'nın Tanrı olarak her şeyi bildiğini söyler (Yuhanna 21:17; Mezmurlar 44:21). Oğul ve Baba İsrail'in tek Tanrısıdır (Yasa'nın Tekrarı 6:4; Yuhanna 10:30) Yazıldığı gibi, " Çünkü Tanrılığın bütün doluluğu bedence Mesih'te bulunuyor. " (Koloseliler 2:9) Ve “ Nitekim hepimiz O'nun doluluğundan lütuf üzerine lütuf aldık. ” (Yuhanna 1:16; Koloseliler 2:10) Ve belirtildiği gibi, Kutsal Kitap aynı zamanda "Söz'ün insan olup aramızda yaşadığını" (Yuhanna 1:14) ve " Bu çocuklar etten ve kandan oldukları için İsa, ölüm gücüne sahip olanı, yani İblis'i, ölüm aracılığıyla etkisiz kılmak üzere onlarla aynı insan yapısını aldı. " (İbraniler 2:14) öğretir. Oğul Tanrı hem insan hem de Tanrı'dır. Onun iki tabiatı olduğunu söyleyebiliriz: İlahi ve insani tabiat. Eğer İsa ilahi ve insan ise, Markos 8:29 veya Matta 24:36'da olduğu gibi olmaktan vazgeçmez. Matta 24:36'yı kanonik bağlamı içinde okumak için, gözlerimizi İsa'nın ne ve kim olduğu gerçeği üzerinde tutmamız gerekir: insan ve Tanrı. “İsa Mesih dün, bugün ve sonsuza dek aynıdır.” (İbraniler 13:8) Kutsal Kitap'a uygun olabilmek için, Mesih'in tam olarak Kutsal Kitap'ta söylenen kişi ve kişi olduğunu onaylamalıyız. Bir cümlenin bu gerçekleri özetlemeyi amaçlamaması nedeniyle O, tanrısallık ve insanlığın kişisel birliği olmayı bırakmaz. İncil'e uygun olmalıyız. Mesih bugün, dün ve sonsuza kadar Rab'tir ve insandır. Gregory Nazianzus'un sözleriyle, "Bilgisizliği en iyi anlamıyla, onu Tanrı'ya değil, insan doğasına atfederek anlamalıyız" (Or. 30). Ve İsa'nın gerçek bir insan olarak yaşamak zorunda olduğunu unutmamalıyız. O bizim günahlarımızı kendi bedeninde yüklendi. Başka bir deyişle, İsa'nın her bir parçamızı iyileştirip kurtarabilmesi için bizim gibi (beden, ruh ve zihin) yaşaması gerekiyordu. İsa, bizim büyük başkahinimiz olabilmek için ayartmalarla, kederle ve acılarla dolu gerçek bir insan olarak yaşadı. İbraniler 2'de yazdığı gibi: "Bunun için her yönden kardeşlerine benzemesi gerekiyordu. Öyle ki, Tanrı'ya hizmetinde merhametli ve sadık bir başkâhin olup halkın günahlarını bağışlatabilsin. Çünkü kendisi denenip acı çektiği için denenenlere yardım edebilir." (İbraniler 2:17-18) Matta 24:36'da İsa günü ve saati bilmediğini söylediğinde, bizim büyük başrahibimiz, aracımız olabilmek için gerçek insan doğasının bütünlüğünü gösterdi. Bir insan gibi "bilmiyorum" dedi.. Kurtarıcımız İsa Mesih, bizim için insan oldu..

  • Tanrı, Bitkileri Güneşi Yaratmadan Önce mi Yarattı?

    Tanrı, bitkileri güneşten önce mi yarattı? En başta yaratılan ''Işık olsun!'' ışığı nedir? Bitkiler güneş olmadan nasıl yaratılıyor? Kardeşimize bu soru için teşekkür ediyoruz. Yaratılış 1. bölümden gelen bu soruya, elimizden geldiğince yanıt vermeye çalışacağız. Araştırmalarınızda kolaylıklar diliyor ve Rab'bin Ruh'unun, size Söz'ünü kendisi açması için dua ediyoruz. Yaratılış'ın Anlatıldığı Bölümde Neler Oldu? Yaratılış Haftasının Birinci Gününde Tanrı, başlangıçta geçici bir ışık kaynağı yarattı: "Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu. "(Yaratılış 1:3-5) Yaratılış Haftasının Üçüncü Gününde Tanrı, yeryüzünü kaplayacak her türlü bitki örtüsünü yarattı: "Tanrı, “Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin” diye buyurdu ve öyle oldu. Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu." (Yaratılış 1:11-13) Yaratılış Haftasının Dördüncü Gününde Tanrı güneşi, ayı ve yıldızları yerleştirdi: "Tanrı şöyle buyurdu: “Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.” Ve öyle oldu. Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gökkubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu." (Yaratılış 1:14-19) Bu anlatımdan, Tanrı'nın güneşten farklı olarak yarattığı ilk ışığı ve bitki yaşamının bu koşullar altında nasıl geliştiği hakkında pek çok şey keşfedebiliriz. Beraber bakalım: Birinci Günde Yaratılan Işık Neydi? Tanrı'nın birinci günde yarattığı ışık hakkında birkaç şey öğrenebiliriz. (Yaratılış 1:3–5) Birincisi, yaratılmış bir ışıktı, yani ışık bir an yoktu ama bir an sonra var oldu. Her ne kadar “Tanrı ışıktır.” (1. Yuhanna 1:5), “ Çevresi ışıkla kuşatılmıştır. ” (Daniel 2:22) ve “yaklaşılamaz ışıkta yaşayan” (1. Timoteos 6) olmasına rağmen, bu ışık, Tanrı gibi sonsuz değildi. Birinci Günün bu ışığı Tanrı'nın kendisinden ayrı görünüyor. İkincisi, gündüz ve gecenin farklı olabilmesi için bu ışığın lokalize ve dolayısıyla yönlü olması (dağınık veya ortam ışığı olmaması) ve dünyaya göre sabit olması gerekir. Sabah ve akşam ardı ardına meydana gelmişse, Dünya1. günden itibaren kendi ekseni etrafında dönerek, dünyanın bir kısmının ışığa maruz kalmasına, diğer tarafının ise karanlıkta kalmasına izin vermiş olmalıdır. Üçüncüsü, ışık muhtemelen dünyayı ısıtmak için yeterli ısıyı da sağlayarak suyun sıvı halde bulunmasına izin verdi. Tanrı “suları” ayırdı. . . sulardan” (Yaratılış 1:7) Bu ışıktan veya başka bir kaynaktan gelen ısı, 4. günde güneşin yaratılmasından önce bitkiler, ağaçlar ve diğer bitkiler için de gerekli olacaktır. Dördüncüsü, bu başlangıçtaki geçici ışığın yerini açıkça 4. günde Güneş aldı. Birçok durumda, bu geçici fiziksel gerçeklikler modelinin ortadan kalktığını görüyoruz. İsrail'i Vaat Edilen Topraklara götüren ateş ve bulut sütunu, Tanrı'nın geçici bir hükmüydü örneğin. ( Mısır'dan Çıkış 13:21–22, 40:34–38) Aynı şekilde, İsrailoğullarının çölde dolaşmaları sırasında beslenmeleri için Tanrı'nın gökten man armağanı da vardı. ( Mısır'dan Çıkış 16:4, 31, 35) Ayrıca, yıldızbilimcileri İsa Mesih bebekken İsa'ya götüren yıldız da vardı. (Matta 2:1–10) Dahası, yeni göklerde ve yeni yerde güneşe ve aya ihtiyaç duyulmayacak, çünkü " Aydınlanmak için kentin güneş ya da aya gereksinimi yoktur. Çünkü Tanrı'nın görkemi onu aydınlatıyor. Kuzu da onun çırasıdır. " (Vahiy 21:23; ya da Yeşaya 60:19) ve Vahiy 22:5) Neden Tanrı, Güneş'i Yaratmak İçin 4 Gün Bekledi? Yaratılış bölümünde (Kutsal Kitap, Tevrat) Tanrı, gökleri ve yeri yarattığını kaydetmiş ancak neden bu emri yerine getirdiğini bize söylememiştir Güneş'in 1. günde yaratılmamasının iki olası nedenini tahmin edebiliriz. Birincisi; Tanrı, yaşamın güneşten değil, kendisinden geldiğini açıkça göstererek, yaşamın doğaüstü kökenini vurgulamak istemiş olabilir. Elbette Tanrı'nın tasarımına göre Güneş, yeryüzündeki yaşamın devamı için kritik öneme sahiptir ancak dünyadaki hayat güneşten gelmemiştir. John Calvin, Yaratılış 1'in metni hakkında yorum yaparken şöyle diyor: "Rab, yaratılış düzenine göre, güneş ve ay olmadan bize verebileceği ışığı elinde tuttuğuna tanıklık eder." Elbette bu, önceden var olan güneşin (ve diğer yıldızların) yeryüzündeki tüm yaşam formlarının ortaya çıkmasına katkıda bulunduğunu öne süren evrimci düşünceye aykırıdır. İkincisi; Tanrı, insanlığın güneşi bir tanrı olarak kabul etmelerini sağlayacak şekilde, yaşamın yaratıcısı olarak güneşe tapınma eğiliminin yanlış olduğunu göstermiş olabilir. Tanrı, halkının “ ve buyruklarıma aykırı olarak gidip başka ilahlara tapar, onların, güneşin, ayın ya da gök cisimlerinin önünde eğilirse ” tapınmasını özellikle yasakladı. (Yasa'nın Tekrarı 17:3; ya da 4:19; Mezmur 121:5–6) Ne yazık ki Tanrı, Babilliler aracılığıyla halkını ülkeden kovduğunda, Tanrı'nın Yeruşalim'deki kendi tapınağında bile halk güneşe tapınıyordu. (Hezekiel 8:16; çapraz başvuru Yeremya 8:2) Benzer bir durumda halk, Tanrı'nın insanları iyileştirmesinin bir aracı olarak Musa'nın yaptığı tunç yılana da tapınıyordu. (2. Krallar 18:4; çapraz başvuru Çölde Sayım 21:9) Kurtarılmamış insanlık, tarih boyunca “ Tanrı'yla ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan'ın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Tanrı sonsuza dek övülmeye layıktır! Amin. "(Romalılar 1:25) Özetle, Yaratılış bölümündeki yaratılışımızın kaydı bize evrenin ilk olaylarına dair tek görgü tanığının (yani Tanrı'nın kendisinin) ifadesini veriyor. Bu metnin sade bir şekilde okunması bize, Tanrı'nın yeryüzündeki yaşamı desteklemek için işini nasıl bilgece hazırladığını gösterir ve biz de onun tasarımının ortaya çıkışının, insan yapımı evrim ve diğer eski dünya fikirlerine nasıl aykırı olduğunu görebiliriz. Bitkisel yaşamı ve sonraki yaşamı yeterince sağladı ve gücüyle tüm yaşamı sürdürmeye devam ediyor. "Her şeyin kaynağı O'dur; her şey O'nun aracılığıyla ve O'nun için var oldu. O'na sonsuza dek yücelik olsun! Amin." (Romalılar 11:36) Asi ve kötü insanların, kendisiyle birlikte sonsuz yaşama sahip olmalarının yolunu da açan aynı Yaratıcı Tanrı'dır. Her ne kadar herkes günahlarından dolayı ölüm cezasını / cehennemi hak etmiş olsa da, Tanrı, günahkarların yerine oğlu İsa Mesih'i ölmesi için gönderdi. Yaşamın tek umudunun Mesih olduğuna inananlar bağışlanma ve sonsuz yaşam alırlar. İncil'de yazdığı gibi: "Çünkü, “Işık karanlıktan parlayacak” diyen Tanrı, İsa Mesih'in yüzünde parlayan kendi yüceliğini tanımamızdan doğan ışığı bize vermek için yüreklerimizi aydınlattı." (2. Korintliler 4:6)

  • Hristiyanlar Öldüklerinde Nereye Giderler?

    Hristiyanlar öldüklerinde nereye giderler? Hristiyanların cenneti nasıldır? Biraz bahseder misiniz? Farklı inançlarda, farklı cennet tanımları vardır. Kimi inançlar, alkollü içecekler ve cinsel yaşamı vaat eder; örneğin Yunan mitolojisindekiler gibi. Peki, Hristiyanlıkta cennet nasıl? Bir Hristiyan öldüğünde nereye gidiyor? Gelin, beraber şu konuya bakalım. Soruyu soran değerli kardeşimiz için teşekkür ediyoruz. Cennet Nasıl Bir Yer? Kutsal Kitap'ta, hem gökyüzünü (Yaratılış 1:1, 8; vb.) hem de Tanrı ve meleklerinin olduğu diyarı (Eyüp 22:12; Mezmur 115:2–3; Yeşaya) tanımlamak için cennet (veya gökler) sözcüğü bulunur. (Matta 5:34; Romalılar 1:18) Bu iki kelime birbiriyle ilişkilidir ancak kesinlikle aynı değildir. Cennetin manevi alanı tıpkı gökyüzü gibi, Tanrı ile O'nun yarattığı her şey arasındaki sonsuz,; niteliksel farklılığı belirtmek için dünyanın üzerinde olarak tanımlanır. (Matta 14:19; Markos 16:19; 2. Korintliler 12:2; Vahiy 4:1; 11:12) Ancak cennetin manevi bir “yer” olarak tasvir edilmesi, Tanrı'nın gökyüzünde yüksek bir yerde veya uzayda bir yerde ikamet ettiği anlamına gelmez. Tanrı, özü itibarıyla Ruh'tur. (Yuhanna 4:24; Elçilerin İşleri 7:48–50; Romalılar 1:20–23); maddeden oluşmadığı gibi, maddeden oluşan fiziksel bir mekanda da özü itibarıyla bulunmamaktadır. Tanrı göklerde ikamet eder, ancak hiçbir şekilde cennet tarafından sınırlanmaz veya sınırlandırılmaz. (1.Krallar 8:27). Cennet, Tanrı'nın kendi eseridir. (Koloseliler 1:16) Tanrı'nın gökte olduğunu söylemek, her an kendi sözüyle onu desteklediği halde, kendi yaratımını aştığını söylemenin başka bir yoludur. (İbraniler 1:3) "Gök" kelimesi, yaratılışı aşma anlamında mecazi olarak kullanılır. İsa Mesih'in şu anda gökte olan diriltilmiş insani bedenini düşündüğümüzde meseleler daha da gizemli hale gelir. (Elçilerin İşleri 3:20–21; 7:55–56; İbraniler 9:24; 1 Petrus 3:21–22) Bir yerin nasıl bir yer olduğunu (fiziksel açıdan) çok az bilmemize rağmen, İsa'nın görkemli bir şekilde ölümden dirilmiş, bir yerde ikamet eden fiziksel bir bedeni olduğunu biliyoruz. Cennet, Tanrı'nın muhteşem görkeminin yaklaşılamaz ışığında olduğu yerdir. (1. Timoteos 6:16) Ölüm, inananlar için “kazançtır” çünkü biz, tamamen yeni bir şekilde, yaşamın kendisinden daha iyi olan, Mesih'in sevgi dolu mevcudiyetinin doluluğuna ulaşacağımız yer olan cennete gireriz. (Filipililer 1:21-23) Burası aynı zamanda günahın (Vahiy 21:8), hastalığın (1. Korintliler 15:42, 52-57) ve üzüntünün (Vahiy 21:4) artık olmadığı ve Mesih'le sonsuza kadar kusursuz bir paydaşlık içinde olacağımız yerdir. İmanlıların Mesih'in geri döneceği güne kadar "kabirde uyuma" veya bilinçsiz dinlenme durumuna girdikleri öğretisinin aksine, Kutsal Kitap ölümden sonra Mesih'le bilinçli birliğe gireceğimizi öğretir. İsa'nın çarmıhtaki hırsıza söylediği gibi, "Bugün cennette benimle birlikte olacaksın." (Luka 23:43) Bedenin Dirilmesi Diriliş, fiziksel bir gerçekliktir. Diriltildikten sonra İsa yemek yedi (Luka 24:42-43) ve dokundu. (Yuhanna 20:17, 27) Dirilişinde O, tüm imanlıların gelecekteki dirilişinin “ilk örneğidir.” (1. Korintliler 15:20) Bu, İsa'nın (fiziksel, bedensel dirilişinde) yeni yaratılışın doluluğunu başlatmak için geri döndüğünde tüm imanlıların gireceği duruma zaten girdiğini söylemenin başka bir yoludur. Yaşamda ve ölümde İsa ile kopmaz birlikteliğimiz olduğundan (Romalılar 6:5; 1 Selanikliler 4:14), O'nun için doğru olan bizim için de kesinlikle doğru olacaktır: Bedensel olarak dirileceğiz. (1. Korintliler 15:12). –19; Filipililer 3:20–21; Romalılar 8:11) Bedenlerimiz ruhsal olacaktır. (1. Korintliler 15:44), fiziksel olmama anlamında değil, tamamen Kutsal Ruh'un gücü tarafından kontrol edilme anlamında. Yeni Dünya Yeni yaratılış Tanrı'nın gücüyle, başlangıçta onu yaratırken amaçladığı her şeye dönüştürülen dünyadır. Yere inen cennettir. (Vahiy 21:1–8) Yeni yaratılışın görkemleri Tanrı'nın iyiliğine, güzelliğine ve yüceliğine tanıklık etmesi açısından şaşırtıcı olan şimdiki yaratılışın görkemlerini çok aşıyor. (Mezmur 19:1-6) Tanrı'nın başlangıçta yarattığı dünya çok iyiydi (Yaratılış 1:31), ancak eksikti. Henüz Tanrı'nın amaçladığı duruma getirilmemişti; bu durum, Adem, Havva ve onların soyundan gelenlerin, Tanrı'nın kendisine başlangıçta verdiği işe sadık kalmaları durumunda girecekleri bir durumdu. Bu gerçek en açık şekilde Vahiy 22:1-5'te görülmektedir; burada Tanrı'nın halkı yeni yaratılışın doluluğunda hayat ağacından yer ve bu kutlu durumun hiçbir zaman kaybolma ihtimali olmadan sonsuza kadar yaşar. Yeni yaratlış nasıl olacak? Resul Pavlus, bir tohumun yetişkin bir bitkiye dönüşmesini tasvir eder. (1. Korintliler 15:35-49) Benzer şekilde, Tanrı'nın başlangıçta yarattığı iyi dünya da bir kenara atılmayacak ve yerine maddi olmayan, manevi bir ikame getirilmeyecek. Bunun yerine, tüm günahkar kirliliklerden arındığı gibi, yozlaşması da temizlenecektir (2. Petrus 3:10-13, yok edici değil, arındırıcı bir ateşten söz eder). Romalılar 8:18–25 bize, düşüş nedeniyle boşluğa ve çürümeye maruz kalan şimdiki dünyanın, son günde “ Çünkü yaratılışın, yozlaşmaya köle olmaktan kurtarılıp Tanrı çocuklarının yüce özgürlüğüne kavuşturulması ” olacaktır. (Romalılar 8:21) Yeni yaratılış fiziksel olacak, yeni bir gök ve yeni bir yer olacak (Yeşaya 65:17; 66:22; 2 Petrus 3:13), ancak Kutsal Kitap'ta odak noktası yeni yaratılışın ruhsal gerçekleri üzerindedir: uluslar arasındaki günahın yarattığı tahribatların iyileştirilmesi, günahkarca lanetlenen şeylerin yokluğu ve en önemlisi, Mesih'i yüz yüze görmek ve ona tapınmak ve sevinç duymak. (Vahiy 22:1–5) Bize şimdiki zamanda Tanrı'ya olan sadık hizmetimizi harekete geçirmek için yeni yaratılışın doğası hakkında bilmemiz gerekenler anlatılıyor. (1. Korintliler 4:6) Zafer ve Yücelik Bekliyor "Yazılmış olduğu gibi, “Tanrı'nın kendisini sevenler için hazırladıklarını Hiçbir göz görmedi, Hiçbir kulak duymadı, Hiçbir insan yüreği kavramadı.” (1. Korintliler 2:9) İncil'deki cennet tasvirlerinin, bedenin dirilişinin ve yeni yaratılışın, ne kadar muhteşem olsa da, insanların ölümden sonra bekleyen ihtişamı tam olarak kavrayamayacağını görüyoruz. Cennet, Tanrı'nın kendisi gibi, gerçekten anladığımız, ancak yine de tam olarak anlamakta yetersiz kaldığımız bir dünyadır. "Sevgili kardeşlerim, daha şimdiden Tanrı'nın çocuklarıyız, ama ne olacağımız henüz bize gösterilmedi. Ancak, Mesih göründüğü zaman O'na benzer olacağımızı biliyoruz. Çünkü O'nu olduğu gibi göreceğiz." (1. Yuhanna 3:2) "Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.” (Vahiy 21:4)

bottom of page