Arama sonuçları
Boş arama ile 84 sonuç bulundu
- Hristiyanlıkta Faiz Günah mı?
Soruyu soran kişi: " Hristiyanlıkta faiz haram mı? Hristiyanlıkta faiz günah mı?" Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Sevgili dostlar, hepimiz gündelik hayatın koşturmacası içindeyiz. Faturalar, hayallerimiz, kurmak istediğimiz işler veya sadece ay sonunu getirme çabası... Modern dünyanın ekonomik çarkları o kadar hızlı dönüyor ki, inancımızı yaşarken bazen durup kendimize şu soruyu sorma ihtiyacı hissediyoruz: "Hristiyan bir birey olarak bu sistemin neresinde durmalıyım? Bankalarla çalışmak, kredi çekmek veya faizli işlemlere girmek inancımıza göre günah mıdır?" En Büyük Buyruktan İkincisi -Kardeşini Koru- Meselenin köklerine inmek için önce Eski Antlaşma'ya bakmamız gerekiyor. Hristiyan ahlakının temelinde zayıfı ve yoksulu korumak yatar. Bu yüzden Kutsal Kitap, faiz konusunda sömürüyü kesin bir dille reddeder. Örneğin, Mısır'dan Çıkış 22:25 ayeti çok nettir: “Halkıma, aranızda yaşayan bir yoksula ödünç para verirseniz, ona tefeci gibi davranmayacaksınız. Üzerine faiz eklemeyeceksiniz." (Mısır'dan Çıkış 22:25) Aynı şekilde Levililer 25:36-37, zor duruma düşmüş bir kardeşe faizle borç verip onun üzerinden kazanç sağlamayı yasaklar. Yaratıcı'nın buradaki mesajı açıktır: Çaresiz bir insanın durumunu kendi zenginliğin için bir fırsata çeviremezsin. Kuralların Ötesinde Bir Kalp Meselesi Luka 6:34-35'te Mesih şöyle der: "Geri alacağınızı umduğunuz kişilere ödünç verirseniz, bu size ne övgü kazandırır? Günahkârlar bile verdiklerini geri almak koşuluyla günahkârlara ödünç verirler. Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik yapın, hiçbir karşılık beklemeden ödünç verin. Alacağınız ödül büyük olacak, Yüceler Yücesi'nin oğulları olacaksınız. Çünkü O, nankör ve kötü kişilere karşı iyi yüreklidir." (Luka 6:34-35) Bir Hristiyan için asıl mesele "Şu işlemi yaparsam günaha girer miyim?" korkusundan ziyade, "Kardeşime karşılıksız bir sevgiyle yaklaşabiliyor muyum?" sorusudur. Eğer birinin gerçekten yardıma ihtiyacı varsa, Hristiyan ahlakı o borcun geri dönüşünü, hatta bazen anaparasını bile düşünmeden vermeyi öğütler. Bazen konusuna dikkat çekiyorum. Çünkü RAB şunu öğütlemiştir: “İşte, sizi koyunlar gibi kurtların arasına gönderiyorum. Yılan gibi zeki, güvercin gibi saf olun." (Matta 10:16) Kilise Babaları Tefeciliğe Neden Karşı Çıktı? İlk yüzyıl Kilise Babaları (örneğin Altınağızlı Aziz Yuhanna), tefeciliği ruhu paramparça eden büyük bir hastalık olarak görmüşlerdir. Neden mi? Çünkü o dönemde faiz, güçlülerin garibanları köleleştirmek için kullandığı acımasız bir araçtı. (Lakap olarak "Altınağızlı" Aziz Yuhanna diyince aklınıza yurtdışından bir figür gelmesin hemen, kendisi Hatay Antakyalıdır.) İnancımıza göre; Tanrı'nın suretinde yaratılmış bir insanın acısından, hastalığından veya açlığından kar elde etmek, yapılabilecek en büyük ruhsal yıkımlardan biridir. Bu durum kişiyi açgözlülüğe sürükler ve kalbini merhamete kapatır. Günümüzde Kredi ve Bankacılık: Sınır Nereden Geçiyor? Peki işi günümüze, modern finans dünyasına taşıdığımızda ne oluyor? Kiliselerimizin banka hesapları var, inananlar kredi kartı kullanıyor. Burada bir çelişki mi var? Hayır. Hristiyanlar şekilcilikten ziyade eylemin özüne odaklanır. İşin içinde sömürü (tefecilik) mi var, yoksa modern ticaret mi? Bu ayrımı daha iyi anlamak için güncel hayatın içinden birkaç örneğe bakalım: Sömürü ve Günah Olan Durum: Bir komşunuz evinin kirasını ödeyemiyor, çocuğunun hastane masrafı var veya temel gıdaya ulaşamıyor. Ona borç verip "Bana bunu 1 ay sonra faiziyle ödeyeceksin" derseniz, bu tam anlamıyla Kutsal Kitap'ın lanetlediği tefeciliktir. Kardeşinizin çaresizliğini sömürmüş olursunuz. Makul ve Ticari Olan Durum: Diyelim ki bir plazada çalışıyorsunuz ve maaşınızın enflasyon karşısında erimemesi için bankanın sunduğu yatırım araçlarını değerlendiriyorsunuz. Ya da girişimci ruhlu birisiniz; internetten bazı ürünler satacağınız bir e-ticaret işi kurmak istiyor ve bunun için ticari bir girişim kredisi çekiyorsunuz. Belki de İstanbul'un o yorucu trafiğinde işe daha rahat ve güvenli gidip gelmek için kendinize 50cc bir motor alacaksınız ve bunun için banka finansmanı kullanıyorsunuz. İşte bu ikinci maddedeki örnekler yoksulu sömürmek olarak değerlendirmez. Bunlar tarafların karşılıklı rızasıyla gerçekleşen, çaresizliği değil büyümeyi ve ihtiyacı karşılamayı hedefleyen modern ekonomik araçlardır. Hristiyanlıkta mesele hiçbir zaman paranın kendisi olmamıştır. Asıl mesele insanın parayla kurduğu zehirli ilişkidir. Parayı putlaştırmak, paraya tapmak ve bir başkasının zayıflığından faydalanmak, ruhumuzu Tanrı'dan uzaklaştırır. Bizler, finansal kararlar alırken vicdanımızı açık tutmalı, "Bu işlemde sevgi, dürüstlük ve merhamet var mı, yoksa hırs ve sömürü mü yatıyor?" diye kendimize sormalıyız. Modern ekonominin içinde var olurken, kalbimizi açgözlülüğün tuzaklarından korumak hepimizin en büyük ruhani mücadelesidir.
- Hristiyanlıkta Evlenmeden İlişkiye Girmek Günah mı?
Soruyu soran kişi: " Hristiyanlıkta evlenmeden ilişkiye girmek günah mı? Hristiyanlıkta zina var mı? Hristiyanlıkta zina haram mı?" Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Bazı kişiler Hristiyan inancında evlilik dışı ilişkinin sorun teşkil etmediğini sanmaktadır. Bu sanının asıl nedeni de "Hollywood Filmleri eşittir Hristiyanlık " sanılmasından ibarettir. Peki bunun gerçekliği var mıdır? Holywood filmleri veya dünyanın genel görüşlerinin Kutsal Kitap'ımızla bağlaşıklığı var mıdır? Hayır elbette. Detaylara birlikte bakalım: Yaşadığımız dünya arzularımızı hemen tatmin etmemizi, anlık hazların peşinden gitmemizi öğütlüyor. Ancak Tanrı’nın her birimiz için çok daha derin, çok daha onurlu bir planı var. Kimin Egemenliği Altındayız? Hristiyanlıkta özgürlük, kafamızın her estiğini yapmak değil; bizi köleleştiren arzulara hayır diyebilme gücüdür. Pavlus, Korintliler'e olan mektubunda Kutsal Ruh'un vahyiyle şöyle yazar: " “Bana her şey serbest” diyorsunuz, ama her şey yararlı değildir. “Bana her şey serbest” diyorsunuz, ama hiçbir şeyin tutsağı olmayacağım. “Yemek mide için, mide de yemek içindir” diyorsunuz, ama Tanrı hem mideyi hem de yemeği ortadan kaldıracaktır. Beden fuhuş için değil, Rab içindir. Rab de beden içindir." (1. Korintliler 6:12-13) Evlilik dışı ilişki arzusu, bazen biyolojik bir dürtünün bazen de psikolojik bir durumun ruhu esir almasıdır. Eğer dürtülerin seni yönetiyorsa, özgür değilsin demektir. Bilimsel olarak da biliyoruz ki beyindeki dopamin döngüsü anlık hazlara ulaşıldıkça daha fazlasını ister. (Örnek abur cuburu tükettikçe tüketmek, Instagram Reels'ları kaydırdıkça kaydırmak..) Bu nörolojik bir bağımlılık mekanizmasıdır. RAB seni bir bağımlı olarak değil, bir kral/kraliçe gibi kendi nefsine Rab'bin verdiği güçle hükmeden biri olarak yarattı. "Çünkü Mesih İsa'ya iman ettiğiniz için hepiniz Tanrı'nın oğullarısınız." (Galatyalılar 3:26) Oksitosin ve "Tek Beden" Olmak Hakkında Kutsal Kitap, "İkisi tek bir beden olacaklar" der. (Yaratılış 2:24) Bu sadece şiirsel yani romantik bir ifade değildir, biyolojik bir gerçekliktir. Cinsel birliktelik sırasında beyinde oksitosin (bağlılık hormonu) ve vazopressin salgılanır. Bu hormonlar, iki kişi arasında güçlü bir duygusal mühür oluşturur. Bilimsel Veri: Evlilik bağı olmaksızın, yani güvenli bir liman yokken bu hormonların sürekli tetiklenmesi ve ardından gelen ayrılıklar, beynin "bağlanma yeteneğine" ve özgüven ile başkalarına güvenmesi durumuna zarar verir. (Örnek iki kaynak: https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC5815947/ ve https://scholarworks.boisestate.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=1019&context=sspa_10 ) Sık partner değiştirmek veya evlilik dışı bağlar kurmak, ruhunda derin izler bırakır. Tanrı seni bu ruhsal ve kimyasal parçalanmadan korumak için sınırlar koymuştur. Tanrı’nın Tasarımına Güven: "Mimar Sen Değilsin" Bir cihazın içinden çıkan kullanım kılavuzunu düşün. Eğer üretici "bu cihazı suya sokma" diyorsa, bu senin eğlenceni kısıtlamak için değil cihazın bozulmasını engellemek içindir. "Tanrı'nın isteği şudur: Kutsal olmanız, fuhuştan kaçınmanız.." (1. Selanikliler 4:3) (1. Selanikliler 4:3'e dair not: fuhuştan Terim, Yeni Antlaşma’da cinsel ahlâksızlığın türlü biçimlerini tanımlamak için kullanılır.) Rab'bimiz cinselliğin yaratıcısıdır. Onu en keyifli ve en anlamlı haliyle yaşamanı ister. Ancak O, bu güçlü enerjinin sadece koşulsuz sadakat ve tam teslimiyet (evlilik) ortamında güvenli olduğunu bilir. Evlilik dışı ilişki, ateşi şöminenin dışına taşımak gibidir. Şöminede seni ısıtan ateş, dışarıda evi yakar. Özsaygı ve Değer Sen Mesih’in kanıyla pahalıya satın alındın.. "Bir bedel karşılığı satın alındınız; onun için Tanrı'yı bedeninizde yüceltin." - 1. Korintliler 6:20 Sen sıradan bir biyolojik varlık değil, Yüce Tanrı’nın bir yansımasısın. Anlık bir arzu için kendini tüketilebilir bir nesne haline getirmek, kendi değerine ihanettir. Birine bedenini sunmak, ona ruhunu da sunmaktır. Evlilik dışı bir ilişkide, karşı tarafa şunu demiş olursun: "Sana sadece bedenimi ve vaktimi veriyorum ama hayatımı ve sorumluluğumu vermiyorum." Bu sevgi değil bir alışveriştir. Tanrı seni alışverişe değil, adanmışlığa çağırıyor. Sabrın Gücü Kutsal Kitap’ta "Özdenetim" Kutsal Ruh’un meyvelerinden biridir. (Galatyalılar 5:22-23) Bugün bu arzuna dur diyebilmen, senin karakterini çelikleştiren bir antrenmandır. Dürtülerini kontrol edemeyen bir insan, hayatın diğer alanlarında (iş, dostluk, zorluklar) da ilk fırtınada pes eder. Beklemek pasif bir duruş değildir, ruhsal bir zaferdir. Bu zafer, seni Tanrı'nın huzurunda alnı açık, ruhu bütün bir insan kılar. Kardeşim, Dua et ve şunu hatırla: Tanrı sana "yapma" dediğinde, aslında "kendine zarar verme" diyor. O’nun sevgisi seni kısıtlamak için değil, seni özgürleştirmek ve en yüksek potansiyeline ulaştırmak için. Diz çök ve O’ndan sana bu gücü vermesini iste. "Genç insan yolunu nasıl temiz tutar? Senin sözünü tutmakla." - Mezmurlar 119:9 Bu yolu seçersen, sadece bir kurala uymuş olmayacaksın. Ruhunu, bedenini ve gelecekteki huzurunu koruma altına alacaksın.
- Hristiyanlıkta Tanrı Kendini Nasıl Sınırlar?
Soruyu soran kişi: " Hristiyanlıkta Tanrı kendini nasıl insan bedeninde sınırlar? Mutlak güç sahibi kendini sınırlar mı? İsa Mesih Tanrı'ysa o zaman güçsüz değil mi?" Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Bu sorulara aşinayız. Çünkü biz de bu kültürde büyüdük ve ailemizin inancıyla büyüdük. Buralara kadar geldiyseniz, tebrik ederiz. Araştırma cesaretini gösterdiğiniz için RAB sizi yönlendirsin ve Ruh'uyla öğretsin. Eğer İslam kültürüyle yoğrulmuş bir coğrafyada büyüdüyseniz (ki öyle olduğu için bir Türk Hristiyan'ın websitesindesiniz muhtemelen) veya bu inancın temellerini biliyorsanız, Tanrı (Allah) tasavvuru zihninizde çok nettir: O, mutlak güç sahibidir. Yemez, içmez, uyumaz, acı çekmez ve yaratılmışlara benzemekten tamamen münezzehtir (uzaktır). O, her şeyin ötesinde, ulaşılamaz bir yüceliktedir. Tam da bu harika ve görkemli Tanrı inancıyla yola çıktığımızda, Hristiyanlık'taki Tanrı'nın İnsan (İsa Mesih) olarak beden alması fikri ilk duyulduğunda akla mantığa sığmayan, hatta Tanrı'nın yüceliğine yapılmış bir hakaret gibi gelebilir. "Kozmosu yaratan, milyarlarca galaksiyi avucunda tutan o mutlak ve sınırsız güç, nasıl olur da aciz bir insan bedenine sıkışır? Tanrı nasıl zayıf düşebilir, acıkabilir, hatta ölebilir?" Okyanusu Bardağa Sığdırmak mı, Yoksa Yazarın Romanına Girmesi mi? Genelde yapılan en büyük mantık hatası şudur: Tanrı insan oldu denildiğinde, Hristiyanların evreni yöneten Tanrı'nın Allah'lığı tabiri caizse boş bırakıp, bütün varlığını sadece bir insan bedenine hapsettiğini düşündüğü sanılır. Yani okyanusu alıp bir su bardağına sığdırmaya çalışmak gibi. Elbette ki bu imkansızdır. Ancak Hristiyan inancındaki beden alma kavramı daha çok usta bir yazarın, yazdığı romanın içine bir karakter olarak girmesine benzer. Örneğin Elif Şafak'ın bir kitabı kaleme aldıktan sonra, o hikayenin içine bir karakter olarak girdiğini hayal edin. Yazar kitabın içine girdiğinde yazar olma vasfını, dışarıdaki gerçekliğini veya evrenini yaratma gücünü kaybeder mi? Hayır. Sadece kendi yarattığı dünyanın kurallarına, o dünyanın içindeyken tabi olmayı seçmiştir. İncil (Yuhanna 1:1 ve 1:14 bölümleri), bu durumu mükemmel bir şekilde açıklar. İslam'ın da İsa için kullandığı "Kelimetullah, Kelamullah" (Tanrı'nın Sözü/Kelamı) kavramına çok benzeyen bir ifadeyle şöyle der: "Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı." (Yuhanna 1:1) Tanrı sonsuzluğunu kaybetmedi; sadece görünmez olan Tanrı bizim onu anlayabilmemiz, dokunabilmemiz ve duyabilmemiz için anlayacağımız dilde bir Söz oldu ve bizim boyutumuza adım attı. Mutlak Güç, Kendini Sınırlandırma Gücünü de İçermez mi? İslam perspektifi "Tanrı yapamaz, O'nun şanına yakışmaz" derken, Hristiyanlık şöyle sorar: Mutlak güce sahip bir Tanrı için, sırf kullarına duyduğu sevgi yüzünden kendi ihtişamını bir kenara bırakıp insan olmak neden imkansız olsun? Eğer Tanrı her şeye kadirse, kendi gücünü geçici olarak perdeleme gücüne de sahip olmalıdır. İncil, İsa'nın durumunu şöyle anlatır (Filipliler 2:6-8): "Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama kul özünü alıp insan benzeyişinde doğarak ululuğunu bir yana bıraktı. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı." Dikkat edin, "Tanrılığından vazgeçti" demez, "ululuğunu bir yana bıraktı" der. Üzerindeki o göz kamaştırıcı, yakıcı ilahi ihtişam hırkasını çıkardı. Tıpkı tebaasının yaşadığı sefaleti, hastalığı ve acıyı sadece uzaktan izlemek istemeyen, sarayından çıkıp kraliyet kıyafetlerini çıkaran ve halkının arasına bir köylü gibi karışan büyük bir Kral gibi. Bu bir güçsüzlük değil, muazzam bir irade ve sevgi gösterisidir. Tanrı "Güçsüz" Olabilir mi? "Güç" ve "Zayıflık" kelimelerinin anlamlarını yeniden düşünmemiz gerekiyor. Bir babanın, üç yaşındaki oğluyla halının üzerinde güreşirken oğlunun onu yenmesine ve yere sermesine izin verdiğini düşünün. O baba o an güçsüz müdür? Gerçekten yenilmiş midir? Hayır. Çocuğuna duyduğu derin sevgi ve şefkat yüzünden güçsüz olmayı seçmiştir. Onu asıl güçlü ve harika bir baba yapan şey kaslarındaki kaba kuvvet değil, çocuğunun seviyesine inebilme erdemidir. İşte tam bu noktada akıllara çok sık sorulan şu soru gelir: "İsa Mesih Tanrı'ysa o zaman Tanrı güçsüz mü, çünkü çarmıha gerildi ve öldürüldü?" Hristiyan ilahiyatında İsa'nın çarmıha gerilmesi, O'nun düşmanlarına karşı aciz kalıp yenildiği bir zayıflık anı değildir. Aksine, kendi isteğiyle ölüme yürüdüğü, insanlığı günahtan kurtarmak için o bedeli bizzat ödediği nihai bir kurtuluş anıdır. İncil'e göre İsa'yı o çarmıhta tutan şey çiviler veya Roma askerlerinin gücü değil, insanlığa duyduğu merhamettir. "Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var. " (Yuhanna 10:18) diyerek bu zayıflık görüntüsünün altındaki mutlak iradeyi vurgular. Hristiyanlığa göre, Çarmıh'taki zayıflık ve ölüm de tam olarak budur. İnsanların "Tanrı yenildi, Tanrı acı çekti, bu ne biçim inanç!" dediği noktada İncil (1. Korintliler 1:25) şöyle cevap verir: "Çünkü Tanrı'nın “saçmalığı” insan bilgeliğinden daha üstün, Tanrı'nın “zayıflığı” insan gücünden daha güçlüdür." (1. Korintliler 1:25) Tanrı bizi korkutarak itaat ettirebilecekken; bizim acılarımızı, gözyaşlarımızı, ihanete uğramamızı ve hatta ölüm korkumuzu bizzat yaşayarak, içimizden biri olarak kalbimizi kazanmayı seçmiştir. Diğer inançlardan farkımız budur. Hristiyanlık Tanrı'nın acizleştiğini, küçüldüğünü veya yüceliğini kaybettiğini söylemez. Aksine, Tanrı'nın sevgisinin o kadar büyük, o kadar sonsuz olduğunu söyler ki, bu sevgi O'nu bizim çamurlu, karanlık dünyamıza kendi isteğiyle girmeye itmiştir. Tanrı'nın insan olması fikri O'nun güçsüzlüğünün bir kanıtı değil, insanın kendi başına Tanrı'ya ulaşamayacak kadar aciz olmasının ve Tanrı'nın bu mesafeyi kapatmak için cennetten yeryüzüne inmesinin hikayesidir. Yukarıdan bağırarak emirler veren bir yaratıcıdan ziyade, yarattıklarının dertlerine ortak olmak ve kurtarmak için çamura batan bir Yaratıcı portresidir bu. Belki mantığımız "Mutlak güç buna tenezzül etmez" demeye devam edebilir. Ancak kalbimiz, böyle bir sevginin gerçek olması ihtimalinin büyüklüğü karşısında durup düşünmeye değer bir alan bulacaktır.
- Hristiyanlıkta Kadın Pastör Olur mu? Hristiyanlıkta Kadın Lider olur mu?
Soruyu soran kişi :"Hristiyanlıkta Kadın Pastör Olur mu? Hristiyanlıkta Kadın Lider olur mu? " Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. "Hristiyan inancında kadınlar pastör olabilir mi?" sorusu, günümüzde bazen insanların beklentileriyle karşı karşıya gelen ve hassasiyetle yaklaşılması gereken bir konudur, özellikle de Hristiyan nüfusu yoğun olan ülkelerde. Türkiyemizde henüz bu sorulara pek aşina değiliz fakat 50 yıl içinde bu sorunun sıklığının artacağını öngörüyoruz. Bu konuyu incelerken temel amacımız kimseyi incitmek, dışlamak veya değerini küçümsemek değildir. Aksine, Kutsal Kitap'ın bu konudaki öğretilerini, Tanrı'nın sevgi dolu tasarısını merkeze alarak şeffaflıkla ortaya koymaktır. Bazıları, kilisenin kadın pastörlere izin vermemesini modern feminist akımların etkisiyle bir değer veya ezilmişlik meselesi olarak yorumlayabilir. "Eğer kilise kadın pastörleri/liderleri/önderleri kabul etmiyorsa, demek ki kadınlara değer vermiyor." şeklindeki bir mantık oldukça yaygındır. Ancak bu, teolojik açıdan yanıltıcı bir argümandır. Çünkü Hristiyanlıkta mesele kimin daha yetenekli veya değerli olduğu değil, Tanrı'nın evinde işlerin nasıl bir düzen içinde yürümesini istediğidir. (Türk kiliselerinin bazılarının düştüğü hatalar içerisinde) Eşit Değerimiz, Farklı Rollerimiz Her şeyden önce, Yaratılış bölümü (1:26-27) Tanrı'nın hem erkeği hem de kadını Kendi benzeyişinde yarattığını söyler. Dolayısıyla hem erkek hem de kadın saygı, onur ve değer bakımından Tanrı'nın gözünde mutlak bir eşitliğe sahiptir. "Artık ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı var. Hepiniz Mesih İsa'da birsiniz." (Galatyalılar 3:28) Ancak varoluşsal ve ruhsal anlamdaki bu eşitlik, kilise içindeki rol ve sorumlulukların da birebir aynı olması gerektiği anlamına gelmez. Sırf pastörlük (önderlik/ihtiyarlık/liderlik) görevi yalnızca belirli niteliklere sahip erkeklere verildi diye, kadınların Tanrı'nın egemenliğinde üstlendikleri muazzam ve hayati roller yok sayılamaz. Tarih ve Kutsal Kitap bunun kanıtlarıyla doludur: * Eski Antlaşma'da: Musa'nın kız kardeşi Miryam, Debora ve Hulda gibi peygamberlik yapan güçlü kadınlar görürüz. * Yeni Antlaşma'da: Anna, Filipus'un peygamberlik eden kızları, Meryem, Marta, Fibi (Phoebe), Prisilla, Yunya ve daha nicesi kilisenin belkemiği olmuştur. * Tarih Boyunca: Perpetua, Augustinus'un dua savaşçısı annesi Monika gibi kadınlar, imanlarıyla tarihe yön vermiştir. Dördüncü yüzyılda yaşamış pagan yazar Libanius'un Hristiyan kadınların inancı karşısında şaşkınlıkla, "Bu Hristiyanların ne biçim kadınları var!" demesi boşuna değildir. Buna ek olarak, İsa Mesih'in yeryüzündeki hizmetine bakarsak çok çarpıcı bir tabloyla karşılaşırız: Mesih'in hizmetini maddi ve manevi olarak destekleyenlerin büyük bir kısmı kadınlardı. (Luka 8:1-3) Çok daha önemlisi, Hristiyan inancının en temel taşı olan Mesih'in dirilişinin ilk tanıkları ve bu müjdeyi havarilere (erkeklere) iletmekle görevlendirilen ilk elçiler yine kadınlardı (Mecdelli Meryem vb.) Bu, Tanrı'nın kadına verdiği muazzam onurun ve güvenin en büyük kanıtıdır. Fakat aynı İsa Mesih, kilisenin temel otorite yapısını kurarken seçtiği 12 Havarinin tamamını erkeklerden belirlemiştir. Bu bir tesadüf veya o günün kültürüne boyun eğme değil, bilinçli bir ilahi tasarıdır. 1. Timoteos 2 ve Otorite Konusu İsa Mesih'in evrensel kilisesinin kurallarını belirleyen Kutsal Kitap, kiliseye kimlerin pastörlük yapabileceği konusunda belirsiz konuşmaz. Elçi Pavlus, 1. Timoteos 3:14-15'te inananların Tanrı'nın evinde nasıl davranmaları gerektiğini anlatır. Kısacası kural basittir: Onun evi, Onun kuralları. Yeni Antlaşma'daki örneklere ve pastörlük için aranan şartlara baktığımızda, bu görevin erkeklere verildiğini görürüz. (1. Tim. 3:2, "tek eşli bir adam olmalı" gibi) "Kadın sükûnet ve tam bir uysallık içinde öğrensin. Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun." (1. Timoteos 2:11-12) Bu ayeti okurken dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nüans vardır: Buradaki "öğretmek" kelimesi, müjdeyi paylaşmak veya bilgi vermek anlamında değil; kilise üzerinde doktrinel ve evrensel bir otoriteyle öğretmek (Yunanca: didaskein) anlamındadır. Aynı şekilde yasaklanan şey kadının yeteneklerini sergilemesi değil, erkekler üzerinde cemaat bağlamında otorite kullanması veya baş (önder/lider) rolünü üstlenmesidir. Bu durumun, kadınların yetenekleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Birçok kilisede bilgi, beceri ve donanım açısından erkeklerden çok daha üstün yeteneklere sahip kadınlar vardır. Ancak pastörlük liyakati yetenekle değil, Tanrı'nın yaratılıştaki çağrısıyla ilgilidir. Dünyasal Kültür Değil, Yaratılış Düzeni Bu kurallar genellikle o dönemin ataerkil kültürüne veya Efes'teki yerel problemlere bağlanarak aşılmaya çalışılır. Ancak Pavlus, argümanını o günün sosyal normlarına veya Artemis tapınağı kültürüne değil; doğrudan yaratılış düzenine dayandırır: "Çünkü önce Adem, sonra Havva yaratıldı." (1. Tim. 2:13). Nasıl ki yaratılışın başlangıcında Tanrı'nın tasarımıyla kadın ve erkek arasında sevgiye dayalı bir düzen varsa, kilisede de aynı düzen olmalıdır. Havva'nın kandırılması ve Adem'in Tanrı'nın kendisine verdiği sorumluluktan kaçması (yaratılış düzeninin bozulması) cennette nasıl yıkıcı sonuçlar doğurduysa, kilisede de Tanrı'nın düzeninden sapmak benzer yozlaşmalara yol açabilir. Ancak unutulmamalıdır ki kadın yaratılışın en son, en mükemmel, adeta taçlandıran varlığıdır. Kurtuluşumuz, hiçbir erkeğin yardımı olmaksızın bir kadının (Meryem) çocuğu dünyaya getirmesiyle yeryüzüne inmiştir. Kadının dünya tarihindeki rolü, bir yerel kilisenin yönetiminden çok daha derin ve büyüktür. Dünyaya Karşı Gelmek (Contra Mundum) - Gerçek Sevgi Eğer kilise erkek ve kadın rollerindeki bu Kutsal Kitap temelli ayrımı sürdürürse, dış dünyanın gözünde kötü görünmez mi? Kilisenin öğrettiği evlilik, insan cinselliği ve Mesih'in kimliği gibi pek çok konu zaten modern dünyayla çatışma halindedir. Eğer kilise sırf dünyaya şirin görünmek veya modern çağa ayak uydurmak adına Tanrı'nın Sözü'nden taviz verirse, kısa sürede çökmeye mahkumdur. Elbette bu ayetleri bir silah gibi kullanarak kadınları ezen, ruhsal armağanlarını kullanmalarını engelleyen ve kaba davranan erkekler büyük bir hata içindedir. Hristiyanlığın temeli sevgidir ve böyle bir tutum asla kabul edilemez. Kadınlar kilisede pastörlük makamında olmasalar da diyakozluk, müjdecilik, çocuk ve kadın hizmetleri, danışmanlık ve daha sayısız alanda Tanrı'nın krallığına paha biçilemez katkılar sunarlar. (Romalılar 16'daki diyakoz Fibi örneğinde olduğu gibi) Bizler Rab'be, O'nun çağrısına ve kendi açıkladığı ilahi düzene göre, büyük bir alçakgönüllülük ve O'nun gücüne duyduğumuz tam bağımlılıkla hizmet ederiz. Aynı bedenin gözleri, elleri ve ayaklarıyız. Bu konuda farklı düşünen, Kutsal Kitap'ı okuyup başka sonuçlara varan samimi kardeşlerimiz elbette olabilir. Niyetimiz tartışmak veya dışlamak değil; Tanrı'nın Sözü'ne sadık kalarak, sevgi, saygı ve onur çerçevesinde, birbirimizin ellerinden tutup yola devam etmektir.
- Yehova Şahitleri Hristiyan mıdır?
Soruyu soran kişi: " Yehova Şahitleri Hristiyan mıdır? Yehova Şahitleri Hristiyan Mezhebi midir? " Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Alttaki fotoğrafı bilerek böyle yaptık. Çünkü Yehova Şahitleri konusunda birçok belgesel mevcut. Yehova şahitlerine Türkiye'de de rastlanır. Hristiyan inancının kalbinde tek bir kişi yatar: Tarihte yaşamış, çarmıhta ölmüş ve ölümden dirilmiş olan İsa Mesih. Hristiyanlık sadece bir ahlak felsefesi veya kurallar bütünü değildir. Tanrı'nın insan olup aramıza gelmesi, bizi kusursuz bir sevgiyle Kendisiyle barıştırmasıdır. İsa, yeryüzündeyken Kendisi hakkında çok büyük iddialarda bulunmuş ve bunları eylemleriyle kanıtlamıştır. En nihai iddiası ise beden almış Allah olduğudur. Bizleri sevdiği için çarmıhta ölerek, Tanrı ile yeniden mükemmel bir ilişki kurmamızın yolunu açmıştır. Bu öyle büyük bir lütuftur ki, Tanrı'yla barışmak için bizim ekstra bir iş yapmamıza gerek kalmamıştır. Yapmamız gereken tek şey bu armağanı imanla kabul etmektir. Son bir buçuk yüzyılda dünya çapında 8 milyondan fazla üyeye ulaşan Yehova Şahitleri ile Hristiyanlık arasında devasa bir uçurum vardır. Yehova Şahitleri İsa'nın yaşadığına ve öldüğüne inansalar da, O'nun Kendisi hakkında söylediği temel gerçekleri reddederler. Ahlaki olarak temiz aileler, sağlıklı yaşam ve dürüst davranışlar sergileyerek dışarıdan çok dindar bir tablo çizseler de, teolojik olarak Hristiyan inancından tamamen farklı bir noktadadırlar. Peki ama neden? Hristiyan bakış açısıyla bu ayrımın temelinde yatan uçurumlar nelerdir? 1. Tanrı'nın Doğası Yehova Şahitleri ile Hristiyanlar arasındaki en büyük teolojik kırılma Tanrı'nın doğası hakkındadır. Onlar Kutsal Kitap'ta Teslis (Üçlü Birlik) kelimesinin geçmediğini öne sürerek bu inancı reddederler. Onlara göre Tanrı'nın ismi Yehova'dır. Hristiyan inancı ise Tanrı'nın tek olduğunu (Yasa'nın Tekrarı 6:4) kesinlikle savunur, ancak bu tek Tanrı'nın üç farklı şahısta (Baba, Oğul ve Kutsal Ruh) var olduğunu Kutsal Yazılar'a dayanarak kabul eder. Kutsal Kitap, Baba'yı (1. Petrus 1:2), İsa'yı (Yuhanna 20:28) ve Kutsal Ruh'u (Elçilerin İşleri 5:3-4) Tanrı olarak adlandırır. Her üçü de her yerde var olma, her şeyi bilme ve sonsuzluk gibi yalnızca Tanrı'ya ait olabilecek özelliklere sahiptir. 2. İsa Mesih Kimdir? (Başmelek mi, Yaratıcı mı?) Yehova Şahitleri Teslis'i reddettikleri için İsa'nın yaratılmış bir varlık olduğunu söyler. Bunu duyan bazı bilgisiz kişiler "BAAAK DEMEDİK Mİ!? GERÇEK HRİSTİYANLIĞI YAŞAYAN YEHOVA ŞAHİTLERİ! İSA MESİH PEYGAMBER KARDEŞİM. ALLAH DİYORSUNUZ KAFİRLER!" falan diye gazlanır ama kendileri de neye gazlandığını tam olarak bilmezler. Yehova Şahitleri, O'nun aslında insan bedeni almış "Başmelek Mikail" olduğunu öğretirler. Onlara göre İsa Tanrı değildir, sadece Tanrı'nın yarattığı ilk varlıktır ve melektir. "Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı. Başlangıçta O, Tanrı'yla birlikteydi. Her şey O'nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O'nsuz olmadı." - Yuhanna 1:1-3 İsa, melekler tarafından yaratılmış veya melek biri değil, tam aksine melekleri de kapsayan her şeyin yaratıcısıdır. (Koloseliler 1:16) Hristiyan bakış açısına göre, insanlığın sonsuz günah borcunu yaratılmış bir melek veya sıradan bir insan ödeyemez veya affedemez. Çarmıhtaki kefaretin sonsuz bir değeri olabilmesi için, kurbanın bizzat sonsuz Tanrı olması gerekirdi. Ayrıca diriliş konusunda da derin bir ayrılık vardır. Yehovacılar, İsa'nın bedensel olarak değil, sadece ruhsal olarak dirildiğini ve öğrencilerine görünmek için geçici bedenler materyalize ettiğini söylerler. Oysa İncil, İsa'nın dirilişten sonra yemek yediğini (Luka 24:30) ve öğrencilerinin O'nun yaralarına dokunduğunu (Yuhanna 20:17) göstererek dirilişin fiziksel ve gerçek olduğunu kanıtlar. 3. Kutsal Ruh Bir Elektrik Gücü mü, Bir Şahıs mı? Şahitlerin öğretisine göre Kutsal Ruh bir şahıs değildir. Tanrı'nın sadece aktif bir gücü, yaydığı bir enerjidir. (tıpkı bir elektrik akımı gibi) Hristiyan inancında ise Kutsal Ruh, Teslis'in üçüncü şahsıdır. Kutsal Kitap O'nun bir iradesi (1. Korintliler 12:11), (Efesliler 4:30) ve aklı (Romalılar 8:27) olduğunu söyler. Elektrik akımı üzülemez, öğretemez veya sizin adınıza şefaat edemez. Ancak Kutsal Ruh bunları yapar. 4. Lütuf ile Değil, Kurallarla Gelen Kurtuluş Yehova Şahitleri, 1870'lerde Charles Taze Russell tarafından kurulan "Gözcü Kulesi" (Watch Tower) teşkilatının kurallarına sıkı sıkıya bağlıdır. Kutsal Kitap'ı tek otorite gibi gösterseler de, aslında Gözcü Kulesi yayınlarını Kutsal Kitap'ın tek yanılmaz yorumcusu olarak kabul ederler ve her gün onu okurlar. Onlar için kurtuluş sadece İsa'ya imanla değil, Yehova Şahidi olmakla, kapı kapı dolaşıp inancını anlatmakla ve kotasını doldurmakla ve teşkilatın kurallarına itaat etmekle kazanılır. Teşkilatın içindeki hiyerarşiyi kıramazsın, sorgulayamazsın. Biat ister. Hristiyanlık ise kuralcılığı ve işlerle kurtulma çabasını kesin bir dille reddeder. Efesliler 2:8-10 çok açıktır: "İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir." İyi işler Hristiyan inancında kurtuluşun ön şartı değil, doğal bir sonucudur. 5. Sonsuz Yaşam ve Yok Oluş Yehovacıların cennet ve cehennem anlayışı da Hristiyanlıktan kopuktur. İnsanın ölümsüz bir ruhu olduğuna inanmazlar. Beden öldüğünde ruh da yok olur. Cehennemi veya sonsuz cezayı Tanrı'nın sevgisine aykırı bularak reddederler, onlara göre kurtulamayanlar sadece "yok edileceklerdir." (buhar olup gitme, puf diye yok olma gibi düşünebilirsiniz.) Ayrıca, sadece 144.000 sadık Yehovacının cennete gideceğine, geri kalan inananların ise dünyada sonsuza dek yaşayacağına inanırlar. Hristiyanlık ise Tanrı'nın insanı ölümsüz bir ruhla yarattığını (Yaratılış 1:26), Tanrı'nın sonsuz adaleti gereği günahın sonucunun sonsuz bir ayrılık (cehennem) olduğunu öğretir. Eğer sonsuz bir adalet ve ceza yoksa, İsa'nın çarmıhta bizi neyden kurtardığının da bir anlamı kalmazdı. İsa Mesih yalnızca belirli bir zümreyi değil, O'na iman eden herkesi sonsuz yaşama kavuşturmak için gelmiştir. (Yuhanna 3:16) Özetle, Yehova Şahitleri Kutsal Kitap terminolojisini kullanırlar. Ahlaklı yaşamı teşvik eder ve İsa'dan bahsederler. Sigara içeni bile zar zor içlerine alırlar. Ancak İsa'nın ve Tanrı'nın kim olduğu sorusuna verdikleri cevaplar, inançlarının temelini tamamen değiştirir. Kendi inançlarına göre uyarladıkları Yeni Dünya Çevirisi (New World Translation) adlı İncil versiyonlarında bile, İsa'nın Tanrılığına işaret eden (Yeşaya 9:6 gibi) ayetleri tam olarak silememişlerdir. Yani İsa Mesih'i bir melek statüsüne indiren, Kutsal Ruh'u cansız bir enerjiye benzeten, dirilişi ruhsal bir illüzyona çeviren ve kurtuluşu kurallara bağlayan bir öğretidir. Yehova şahitliği Hristiyan inancı değildir. Hristiyanlığın bir mezhebi veya alt kolu da değildir. Daha derin bilgi edinmek için kitap tavsiyesi: Kitap ismi: Yehova Şahitleri Yazar: Sarkis Paşaoğlu "Gerçekte başka bir müjde yoktur. Ancak aklınızı karıştırıp Mesih'in Müjdesi'ni çarpıtmak isteyenler vardır. İster biz, ister gökten bir melek size bildirdiğimize ters düşen bir müjde bildirirse, lanet olsun ona!" - Galatyalılar 1:7-8 Charles Taze Russell'e gözüken, ışık meleği kılığındaki iblisti.. "Sana yeni bir vahiy vereceğim, hepsi değiştirildi. Gerçek bu !" dedi. Tanıdık mı bu sözler sizce?
- Mormonluk Hristiyanlık mı?
Soruyu soran kişi: " Mormonlar Hristiyan mıdır? " Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Türkiye'de pek değil fakat özellikle Amerika'da sokakta yürüyenler veya evlerinde oturanların kapıları çalan, son derece kibar, iyi giyimli ve güler yüzlü Mormon misyonerle karşılaşma ihtimali oldukça yüksektir. Sizinle sohbete başladıklarında İsa Mesih’ten, İncil’den, günahların bağışlanmasından ve Tanrı’nın lütfundan bahsederler. Hatta kiliselerinin resmi adı bile İsa Mesih'in Son Zaman Azizler Kilisesi'dir. Tüm bu benzerlikler ışığında akla son derece doğal bir soru gelir: Mormonlar da Hristiyan değil mi? Mormon İnancı Neden Hristiyanlık Değildir? Kısa cevap: Hayır, değiller. Bir kişinin veya grubun kendine Hristiyan demesi, teolojik ve tarihsel gerçeklikler ışığında o kişiyi Hristiyan yapmaya yetmez. Hristiyanlık ile Mormonizm arasındaki ilişki, yüzeysel bir benzerliğin ötesine geçemez. Mormonizm, Hristiyanlığın bir mezhebi veya alt kolu değildir. Hristiyanlık terminolojisini kullanarak inşa edilmiş olup temelinde tamamen farklı bir teoloji yatan apayrı bir dindir. İslam inancı ile Hristiyan inancı birbirinden ne kadar farklıysa, bu da öyledir. (İki inançta da İsa Mesih geçer, peki aynı mı?) Maalesef ülkemizdeki bilgi yetersizliğinden dolayı Mormonluk mezhep olarak bilinir. Hristiyan teolojisinde "Tanrı", "İsa", "Lütuf" veya "Kurtuluş" gibi kavramların içi Kutsal Kitap'ın (Eski ve Yeni Antlaşma -Tevrat Zebur İncil-) binlerce yıllık tarihsel ve bağlamsal gerçekliğiyle doldurulmuştur. Mormonizm ise bu kavramların içini boşaltmış ve kendi anlayışıyla (Onların kitapları: Mormon Kitabı, Öğreti ve Antlaşmalar, Çok Değerli İnci) yeniden tanımlamıştır. Mormonizm'in doğuşu 1820'lerde Joseph Smith adında bir gencin, elçilerin (havarilerin) ölümünden sonra tüm Hristiyan kilisesinin yoldan saptığına (Büyük İrtidat/Apostasy) ve gerçek kilisenin yeryüzünden silindiğine dair aldığı iddia edilen sözde vahiylere dayanır. Mormonlara göre Hristiyanlık iki bin yıl boyunca yozlaşmış, bozulmuş ve asıl yoldan sapmıştır. Joseph Smith ise sözde gerçek inancı restore eden peygamberdir. Kutsal Kitap'a olan bakış açıları da bu şüphecilikten beslenir. İnanç Bildirgeleri'nin 8. maddesinde: "Doğru çevrildiği sürece Kutsal Kitap'ın Tanrı'nın sözü olduğuna inanırız" derler. Ancak uygulamada, İncil'de işine gelmeyen yerleri çeviri hatası veya "yozlaşmış rahiplerin tahrifatı" olarak reddetme eğilimindedirler. (İkinci söylenen kulağa ne kadar da tanıdık bir iddiaa gibi geliyor değil mi?) Tanrı'nın Doğası İki inanç arasındaki en sarsıcı fark, Tanrı'nın kimliği konusundadır. Hristiyanlık; Tanrı'nın ebedi, yaratılmamış, başlangıcı ve sonu olmayan, her şeye gücü yeten tek bir RAB olduğunu öğretir. (Teslis - Üçlü Birlik inancı) Tanrı ve yaratılış arasında mutlak ve aşılmaz bir çizgi vardır. Tanrı Yaratan'dır, geri kalan her şey yaratılandır. Mormonizm ise özünde, Hinduizm veya antik Yunan paganizmini andıran bir tür çoktanrıcılıktır. (politeizm) Mormon teolojisine göre, taptıkları Tanrı (Baba Elohim) başından beri Tanrı değildi. O, başka bir dünyada yaşamış, etten ve kemikten bir bedene sahip olan ve zamanla yücelerek tanrılık statüsüne ulaşmış eski bir insandır. Hatta Mormon Havarilerinden Lorenzo Snow'un şu meşhur sözü, inançlarının kalbini özetler: "İnsan şu an neyse, Tanrı bir zamanlar oydu; Tanrı şu an neyse, insan bir gün o olabilir." Mormonlara göre, Tanrı'nın da kendi tanrısı, onun da bir tanrısı vardır ve bu sonsuz bir döngüdür. İnsanlar da gerekli ritüelleri yerine getirip itaatkar olurlarsa, öldükten sonra kendi gezegenlerinin tanrıları olabilirler. ( Onlar buna "Ebedi İlerleme Yasası" diyorlar.) Bu öğreti, Kutsal Kitap'taki: “Tanıklarım sizlersiniz” diyor RAB, “Seçtiğim kullar sizsiniz. Öyle ki beni tanıyıp bana güvenesiniz, Benim O olduğumu anlayasınız. Benden önce bir tanrı olmadı, Benden sonra da olmayacak." (Yeşaya 43:10) ilkesiyle tamamen taban tabana zıttır. İsa Mesih Kimdir? Hristiyanlık için İsa Mesih, Üçlü Birlik'in ikinci kişisi olan ve ebediyetten beri var olan Tanrı'nın Sözü'dür. İsa'nın özü yaratılmamıştır, dünyayı yaratan bizzat O'dur. (Yuhanna 1:3) Ancak Mormonizm'in sunduğu İsa figürü, sahte bir Mesih kurgusudur. Mormonlara göre İsa, ebedi bir Tanrı değil, tıpkı bizim gibi başlangıçta bir zeka veya ruhani bir varlıktı. Baba Tanrı'nın göksel eşlerinden (haşa) doğan ilk ruhani çocuğudur. İşin daha da çarpıcı tarafı Mormon teolojisine göre İsa, siz, ben ve hatta Şeytan ruhani alemde kardeştir! Mesih'i, evrenin ebedi yaratıcısı olmaktan çıkarıp "büyük ağabeyimiz, eskiden insan şimdi nirvanaya yücelmiş" gibi bir konumuna indirgemek, sahte inanç olduğunu gösterir. Tarihsel Gerçeklik Olur da bir gün bir Mormonla tartışırken, argümanlarınızın çoğunun havada kaldığını hissedebilirsiniz. Bunun sebebi, iki inancın epistemolojik (bilgiye ulaşma) temellerinin farklı olmasıdır. Bir Mormon'a inancının neden doğru olduğunu sorarsanız, büyük ihtimalle alacağınız cevap şu olacaktır: "Tanrı'ya dua ettim ve içimde bu inancın doğru olduğuna dair bir yanma hissettim." (Mormon Kitabı, Moroni 10:3-5) Bu göğüste hissedilen öznel, kişisel his onlar için her türlü mantıksal, teolojik veya tarihsel kanıtın üstündedir. Oysa Hristiyan inancı, sadece içsel hislere veya kişisel aydınlanmalara dayanmaz. Hristiyanlık, nesnel ve tarihsel bir olgu olan İsa Mesih'in bedensel dirilişi üzerine inşa edilmiştir. Elçi Pavlus'un 1. Korintliler 15:14'te açıkça belirttiği gibi: "Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanınız da boştur." Hristiyan inancı rasyoneldir. Kanıtlara, görgü tanıklarına ve tarihin kendisine meydan okuyan boş mezara dayanır. İnsanların içsel hisleri (New Age akımlarından tutun, diğer dinlerdeki mistik tecrübelere kadar) son derece yanıltıcı olabilir. Tarihsel gerçeklikten kopuk, sadece meleksi bir paranormal olaya (Joseph Smith'in iddiası) ve içsel bir hisse güvenmek, ruhsal açıdan son derece tehlikelidir. Herkes o zaman kendi gerçekliğini üretsin. Gerçek nedir? Lütuf mu, Çaba mı? Son olarak, insanın Tanrı'yla nasıl barışacağı konusu devasa bir ayrım noktasıdır. İncil; kurtuluşun insanın kendi çabasıyla, sevaplarıyla veya iyilikleriyle değil; yalnızca Mesih'e iman aracılığıyla, Tanrı'nın karşılıksız bir lütfu olarak verildiğini müjdeler. (Efesliler 2:8-9) Mormonizm ise kusursuz bir işler ve çaba dinidir. Kendi kutsal metinleri olan 2. Nefi 25:23'te şu ifade yer alır: "...yapabileceğimiz her şeyi yaptıktan sonra lütufla kurtuluruz." Bu öğreti, inananların omuzlarına taşınması imkansız bir yük bindirir. Mükemmelliğe ulaşmak imkansızdır. Hristiyanlıkta lütuf; düştüğümüzde bizi kaldıran el değil, baştan sona bizi hayatta tutan tek kaynaktır. Lütuf, "biz elimizden geleni yaptıktan sonra" devreye giren bir takviye kuvveti değil; biz ruhsal olarak ölüyken bize yaşam veren mucizenin ta kendisidir. Mormonların aile değerlerine verdiği önem, misyonerlik faaliyetlerindeki gayretleri ve genel olarak iyi ahlaklı insanlar olmaları takdire şayandır. Çünkü sonuçta inandıkları şey uğruna mücadele ediyorlar. Fakat maalesef ki yanlış bir yolda ilerliyorlar. Birçok konuda ortak ahlaki zeminlerde buluşabiliriz. İyi insan olmak, çalmamak gibi. Ancak konu teolojik hakikate, Tanrı'nın kimliğine ve insanın ebedi kaderine geldiğinde Hristiyanlık ile Mormonizm iki farklı yöne giden farklı trenlerdir. Mormon inancı: Tanrı'yı eskiden insan olan sonra yücelip Tanrı olmuş bir varlığa indirgeyen, İsa Mesih'i yaratılmış bir ruhani kardeş seviyesine çeken, Kutsal Kitap'ın otoritesini zedeleyip kendi peygamberlerinin sözlerini merkeze alan ve kurtuluşu insanın kendi bitmek bilmez çabasına bağlayan yapısıyla Hristiyan inancının dışında yer almaktadır. "Gerçekte başka bir müjde yoktur. Ancak aklınızı karıştırıp Mesih'in Müjdesi'ni çarpıtmak isteyenler vardır. İster biz, ister gökten bir melek size bildirdiğimize ters düşen bir müjde bildirirse, lanet olsun ona!" - Galatyalılar 1:7-8 Joseph Smith'e gözüken, ışık meleği kılığındaki iblisti.. Sana yeni bir vahiy vereceğim, hepsi değiştirildi. Gerçek bu dedi. Tanıdık mı sizce?
- Hristiyanlıkta Eşcinsellik Günah mı?
Soruyu soran kişi: " Hristiyanlıkta eşcinsellik günah mı? Eşcinsellik Hristiyanlıkta nasıl karşılanır? " Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Ve sorma cesareti için de ayrıca teşekkür ediyoruz. Yazımıza başlamadan önce size şunu söylemek istiyoruz, Göksel Baba'nızın sizi sevdiği gibi bizde sizi seviyoruz. "Hanginiz kendisinden ekmek isteyen oğluna taş verir? Ya da balık isterse yılan verir? Sizler kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız, göklerdeki Babanız'ın, kendisinden dileyenlere güzel armağanlar vereceği çok daha kesin değil mi?" (Matta 7:9-11) Zamanı olmayan, tek seferlik bakıp çıkmak isteyen ve gerçekten derinlemesine bilmek istemeyenler için çok kısa benzetmeyle bir cevap: Hristiyanlıkta 4 kadınla evlenmek helal değildir. Bunun gibi eşcinsel ilişkide bulunmak da uygun değildir. Şimdi gerçekten okuyup öğrenmek isteyenlerle devam edelim. "Hristiyan kimliği nereden gelir?" ve "Henüz eyleme dökülmemiş bir eğilim tek başına günah mıdır?" Kimliğin Kaynağı: Hislerimiz mi, Yaradan mı? Günümüzde modern dünya bize kimliğimizi arzularımız, yönelimlerimiz ve deneyimlerimiz üzerine inşa etmemizi söyler. Ancak Kutsal Kitap perspektifinden baktığımızda, kimliğimiz tamamen Tanrı’dan gelir. Pavlus, Filipililer 3:4-11 ’de geçmişteki tüm başarılarını ve statüsünü, Mesih’i tanımanın üstün değeri yanında süprüntü (hatta orijinal metindeki sert ifadesiyle gübre) olarak niteler. Eğer bir kişi Mesih’teyse, o artık yeni bir yaratıktır. Eski kimlikler, etiketler ve yönelimler bu yeni kimliğin altında erir. "Bir kimse Mesih'teyse, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur." (2. Korintliler 5:17) Eğilim ve Eylem: Düşüşün Etkileri Hristiyan inancı, tüm insanlığın düşüş (Günahın dünyaya girişi) nedeniyle yaralandığını öğretir. Hepimiz aynı gemideyiz; her birimizin kalbi, düşünceleri ve duyguları bu bozulmadan nasibini almıştır. Pek çok kişi eşcinsel eğilimleri kendisinin seçmediğini, bunun doğal bir süreçle ortaya çıktığını belirtir. Bu durum, bu hislerin Tanrı'nın orijinal tasarısının bir parçası olduğu anlamına gelmez. Aksine düşmüş doğamızın bir tezahürüdür. Şu da söylenir "Ama doğada aslanların da bazen eşcinsel eğilimlere yöneldiğini görüyoruz?" Doğru, görüyoruz. Çünkü Eski Ahit Yaratılış bölümünde yaşanan o düşüşten sadece insanlar değil, dünyada yer alan herkes ve her şey etkilendi. Burada kritik bir ayrım yapmak gerekir: İrade dışı gelen dürtüler (eğilim) ile bu dürtülere boyun eğmek (eylem) aynı şey değildir. Bir bireyin eşcinsel eğilimler hissetmesi onu Tanrı'nın sevgisinden mahrum bırakmaz. Günah, bu arzuyu zihinde veya bedende eyleme dökmekle başlar. 1. Korintliler 10:13’ün hatırlattığı gibi, Tanrı her ayartılmada bir çıkış yolu sunar. Şayet bu yazıyı eşcinsel yönelimleri olan bir İsa imanlısı olarak okuyorsanız, Rab için bu eylemden uzak durunuz. Bir heteroseksüelin çoklu ilişkiden uzak durması gerektiği gibi, bu da olmalı. Bunu yazmanın veya söylemenin kolay olduğunun farkındayız. Ama Kutsal Ruh'un, evreni şekillendirenin sizin yanınızda olduğunu unutmayın. Yukarıda kırmızıyla yazdığımız yerin örnekleri dünya çapında çok fazla var. Buna tanıklık diyoruz. Bazıları eşcinsel yöneliminin olduğunu söylüyor ama RAB için bekarlık ve ilişkiye girmeme yemini ederek sonsuz yaşamda O'nunla birlikte olmak istiyor. Hatta Rab'be kilisede samimiyetle hizmet ediyor. Kimisi de eşcinsel yönelimden, emek sarfetmeksizin Ruh'un değiştirmesiyle yönelimi değişiyor. Sizin için hangi yol olur bilmeyiz, fakat her koşulda RAB'bin size kollarının açık olduğunu bilin. Tanrı’nın Sevgi Dolu Tasarısı ve Evlilik Bazıları İsa’nın eşcinsellik hakkında sessiz kaldığını iddia etse de (bunu genelde yurtdışında görüyoruz, ülkemizde Hristiyan azınlık olduğu için), İsa aslında evlilik ve cinsellik konusunda çok net bir çerçeve çizmiştir. Matta 19'da İsa, yaratılışın başlangıcına işaret ederek Tanrı'nın insanı erkek ve dişi olarak yarattığını ve cinsel birleşmenin sadece karı-koca arasında olması gerektiğini onaylamıştır. Kilise’nin Rolü: Şefkat ve Birlikte Yürümek Tanrı her bir insanı (hikayesi ve geçmişi ne olursa olsun) derin ve koşulsuz bir sevgiyle sever. Bu sevgi, bizim günahlarımızı onayladığı anlamına gelmez. Aksine bizi o günahlardan kurtarmak istediği anlamına gelir. Kilise, eşcinsel eğilimlerle mücadele eden kardeşlerimize karşı sabır, alçakgönüllülük ve şefkatle yaklaşmalıdır. Kapıları asla kapatmamalıdır. Hristiyanlık, tüm inananlardan cinsel arzularını (ve diğer tüm arzularını) Mesih’in egemenliğine teslim etmelerini ister. Bekar kalmak zorunda olan heteroseksüeller için olduğu gibi, eşcinsel eğilimi olanlar için de bu zorlu bir yoldur. Ancak bu yolda yalnız değillerdir. Hayatını, arzularını ve kimliğini İsa Mesih’e teslim etmekte tarif edilemez bir sevinç vardır. Eski bir yaşam tarzını veya bir etiketi geride bırakıp Mesih'in kollarına sığınmak bir kayıp değil, gerçek bir kazançtır. Mesih'te ne kadar çok şeyi Pavlus'un deyimiyle "süprüntü" sayarsak gerçek özgürlüğü, kardeşliği ve neşeyi o kadar çok buluruz. Tanrı seni olduğun gibi seviyor, ama olduğun gibi kalmanı istemeyecek kadar çok seviyor. O, seni kendi suretinde yeniden şekillendirmek ve sana dünyanın veremeyeceği bir kimlik vermek istiyor. Eşcinsel yönelime sahip kardeşlerimiz dilerlerse bu duayı okuyabilirler: "Göklerdeki Babamız, Bugün huzuruna tüm dürüstlüğümle, saklayacak hiçbir şeyim olmadan geliyorum. Beni ben daha var olmadan tanıyan, kalbimin en derin köşelerini, sessiz çığlıklarımı ve içimdeki bitmek bilmeyen çatışmaları bilen Sensin. Rab, içimde taşıdığım bu eşcinsel yönelimlerin ve hislerin yüküyle Sana sığınıyorum. Bu hisleri ben seçmedim. Çoğu zaman neden orada olduklarını ya da neden gitmediklerini anlamakta zorlanıyorum. Bazen kendimi yalnız, farklı ve dışlanmış hissediyorum. Ama Senin Sözün bana fısıldıyor: 'Korkma, çünkü Seni isminle çağırdım, Sen Benimsin.' Sana şükrediyorum. Çünkü Senin sevgin benim hislerime, başarılarıma ya da başarısızlıklarıma bağlı değil. Beni olduğum gibi, bu karmaşanın ortasında seviyorsun. Ama biliyorum ki beni olduğum gibi bırakmayacak kadar çok seviyorsun. Beni kendi suretine, Mesih’in benzeyişine dönüştürmek istediğini biliyorum. Rab, bugün kimliğimi yeniden Senin ellerine bırakıyorum. Ben sadece yönelimlerimden ibaret değilim. Ben Senin evladınım, Mesih’in kanıyla bedeli ödenmiş bir yeni yaratılışım. Lütfen bana kendime Senin gözlerinle bakmayı öğret. Dünyanın bana vurduğu etiketleri değil, Senin bana verdiğin "Kutsal" ve "Mirasçı" ismini benimsememe yardım et. Bana güç ver, Ya Rab. Cinsel arzularımın beni yönetmesine değil, Senin Ruhun'un beni yönlendirmesine izin ver. Zayıf düştüğümde, ayartılmalar kapımı çaldığında bana o çıkış yolunu göster. Saf bir yürekle, kutsal bir yaşam sürmenin zor ama onurlu yolunda yürürken elimi tut. Eğer bu mücadele benim yaşam boyu taşıyacağım çarmıhımsa, onu Senin lütfunla, şikayet etmeden ve sadakatle taşımama yardım et. Bana Kilise topluluğu içinde gerçek dostluklar, derin kardeşlik bağları ve yalnızlığımı giderecek manevi bir aile nasip et. Beni yargılayan değil, benimle birlikte bu yolda yürüyen, yükümü paylaşan yüreklerle karşılaştır. Sonunda tek arzum, Senin huzuruna çıktığımda "Aferin, iyi ve güvenilir.." sözünü duymaktır. Hayatımın her alanını, duygularımı ve geleceğimi Senin egemenliğine teslim ediyorum. Çünkü biliyorum ki, Sende bulacağım huzur ve sevinç, dünyanın sunabileceği her türlü geçici arzudan çok daha üstündür. Kurtarıcım İsa Mesih’in adıyla, Amin." Yazımızı okuyan bir anne-baba varsa ve evladı eşcinsel yönelimlere sahipse, siz Hristiyan olun olmayın lütfen evlatlarınıza sahip çıkınız. Evladınızı reddetmeniz, sokağa atmanız, itip kakmanız onu değiştirmez ve daha iyi bir hale getirmez. Tam tersine sokağa düşmesi, maddeye bulaşması evladınızı kaybetmeniz demektir.
- Hristiyanlığa Göre Şehvetle Nasıl Mücadele edilir?
Soruyu soran kişi: " Hristiyanlıkta şehvetle nasıl baş edilir? Hristiyanlıkta şehvet günahıyla nasıl baş edilir? İslam dininde bakıp eyleme dökmedikçe sorun yok. Hristiyanlıkta nasıl? " Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Hristiyanlıkta eyleme dökmesen de o gözle bakmak günahtır. Çünkü o gözle bakmak demek, o an imkan olsa yapacaksın ama imkanın yok demektir. Hristiyan inancında günahın büyüğü küçüğü yoktur. Bir çay bardağı düşünün, içine tükürülse "Yüzde 99 temiz ya, içerim." der misiniz? Çamur içinde bir çaydan ne farkı vardır? İkisini de çöpe atarsınız. "Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur." (Matta 5:28) Sevgili abim, ablam, kardeşim: Şehvet... Bu kelimeyi duyduğumuzda kalbimizde bir şeylerin cız etmesi çok normal. Çünkü modern, hiper-seksüelize edilmiş bir dünyada yaşayan insanlar olarak bu konu çoğumuzun en mahrem, en zorlu ve bazen de en çok utanç duyduğu savaş alanı. Instagram, TikTok, Facebook, X yani Twitter, medya reklamları, dizi film sektörü de şehveti fazlaca kullanıyor. İlk bakışta bunu vücudumuzdaki hormonları harekete geçirerek bir şeylere yöneltme gibi masum görüyoruz. Ama işin ruhsal arka planı: "Son olarak Rab'de, O'nun üstün gücüyle güçlenin. İblis'in hilelerine karşı durabilmek için Tanrı'nın sağladığı bütün silahları kuşanın. Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır. Bu nedenle, kötü günde dayanabilmek, gerekli her şeyi yaptıktan sonra yerinizde durabilmek için Tanrı'nın bütün silahlarını kuşanın. (Efesliler 6:10-13) Kendini bu mücadelede yalnız, yorgun veya "yine mi başaramadım?" derken buluyorsan, şunu bil: Yalnız değilsin ve bu savaşta kesin bir umut var. Savaşın Doğasını Anlamak: Şehvetli bir düşünce, suyun altında sessizce ve amansızca gemimize doğru ilerleyen bir torpido gibidir. Eğer anında manevra yapmazsak, o darbe kaçınılmazdır. Çoğumuz "birkaç darbe alabilirim, ruhsal olarak yeterince güçlüyüm" diye düşünerek kendimizi kandırırız. Ama gerçek şu ki, o küçük çatlağın devasa bir deliğe dönüşmesi için düşmanın ihtiyacı olan tek şey, o düşüncenin zihnimizde birkaç saniye daha misafir edilmesidir. Şunu unutma: Birinin dış görünüşünü fark etmek veya onu çekici bulmak her zaman günah değildir. Şehvet, o ilk bakıştan sonra gelen ikinci düşünce ile başlar. Gözlerimizi o görüntüye hapsetmeyi seçtiğimiz an, sınırı geçmiş oluruz. Cephede Zafer İçin Pratik Adımlar Eğer bu savaşta ciddiysen, sadece yapmamalıyım demek yetmez. Bir stratejiye ihtiyacın var: Büyüyü Boz (Anında Hareket Et): Şehvetli bir fantezi zihnine doluşmaya başladığında fiziksel olarak bir şeyleri değiştir. Bilgisayarı kapat, odadan çık, bir yürüyüşe çık. Zihnindeki o ivmeyi dışsal bir hareketle kır. Beslenmeyen her canlı ölür; bu düşünceleri beslemeyi bırakırsan, onlar da güç kaybedecektir. 5 Saniye Kuralı: O düşünceye "Hayır!" demek için sadece 5 saniyen var. İsa Mesih'in yetkisiyle gerekirse yüksek sesle "HAYIR!" de. Ertelediğin her saniye, günahın zihnine daha sıkı tutunmasına izin verirsin. Bu düşüncenin kaynağının nereden geldiğini bil. İçselleştirip özümseme. Bana ait deme. Dua Silahını Kuşan: Kendi gücünle başaramayacağını kabul et. Alçakgönüllülükle Tanrı'ya yönel: *"Rabbim, şu an bu kişiyi senin gördüğün gibi görmeme yardım et, zihnimi koru." Dua ederken aynı zamanda şehvetli düşüncelere dalmak imkansızdır. Evinini Temizle: Romalılar 12:2 bizi dünyaya uymamaya çağırır. Evinde veya telefonunda seni sürekli bu günaha tetikleyen unsurlar mı var? O dergiler, takip ettiğin o hesaplar, o diziler... Maneviyatını ezen her şeyi hayatından çıkar. Evin senin sığınağın olmalı, günahın beslenme çantası değil. Sadece "Hayır" demek bir süre sonra seni yorar. Zaferin asıl anahtarı, şehvetten boşalan yeri İsa Mesih'in sevgisi ve vaatleriyle doldurmaktır. Şehvet, aslında kalbindeki bir boşluğun yanlış yerde doyurulma çabasıdır. Zihnini yenilemek (Koloseliler 3:10), Mesih’i daha yakından tanımakla olur. O'nun çarmıhtaki sevgisini, bize sunduğu lütfu ve gerçek yakınlığı tattıkça günahın sunduğu o geçici ve sahte zevkler parıltısını kaybetmeye başlar. Boş bir fanteziye değil, harika bir gerçekliğe odaklan. Bu savaş, doğası gereği insanı izole eder. Utanç bizi saklanmaya iter, oysa özgürlük ışıkta bulunur. Güvendiğin bir imanlı dostunla, bir pastörünle veya olgun bir akıl hocanla konuş. Yakup 5:16'nın dediği gibi, günahlarını itiraf et ki şifa bulasın. Bir başkasıyla dua etmek, tek başına dua etmekten çok daha büyük bir güç ve hesap verebilirlik sağlar. Müjde şudur: İsa Mesih bu savaşı kazandı! O'nun gücü senin zayıflığında tamamlanacaktır. Her seferinde bir düşünce, her seferinde bir adım... Pes etme, Mesih'te zafer seninle. Bu duayı her ihtiyaç duyduğunda, zihninin bulandığını hissettiğin o ilk saniyelerde veya sabah güne başlarken sessizce ya da yüksek sesle okuyabilirsin: Sevgili Göksel Babam, Bugün huzuruna tüm dürüstlüğümle, zayıflıklarımı ve yorgun kalbimi getirerek geliyorum. Ya Rab, zihnimi meşgul eden, ruhumu aşağı çeken ve beni Senin ışığından uzaklaştıran şehvetli düşüncelerin ne kadar ağır bir yük olduğunu biliyorsun. Kendi gücümle bu dalgalarla baş edemediğimi itiraf ediyorum. Kutsal Ruh, Seni şu an hayatıma, düşüncelerime ve kalbimin en mahrem köşelerine davet ediyorum. Gel ve içimde konut kur. Zihnimi Senin varlığınla doldur ki, karanlığa yer kalmasın. Ayartılma anlarında o 'sessiz torpido' gemime çarpmadan önce, Senin o nazik ama güçlü sesini duymamı sağla. Bana o an geri çekilme, gözlerimi kaçırma ve Seni çağırma cesareti ver. Ya Rab, bakışlarımı ve arzularımı iyileştir. İnsanları Senin gördüğün gibi göreyim, birer nesne olarak değil. Senin sevdiğin, değer verdiğin ve uğruna canını verdiğin canlar olarak görmem için bana yeni bir göz bağışla. Dünyanın sunduğu geçici zevklerin ötesinde, yalnızca Sende bulunan o sonsuz ve gerçek tatmini bulmama yardım et. Kutsal Ruh, zihnimi yenile. Eski alışkanlıklarımı, kirli fantezileri ve ruhumu kirleten her türlü bağımlılığı Senin ateşinle yakıp yok et. Yerine Senin sevginle, esenliğinle ve özdenetiminle dolu yeni bir benlik giydir. Biliyorum ki Mesih İsa’da ben yeni bir yaratığım. Yenilgiyi değil, Senin zaferini ilan ediyorum. Her adımımda, her düşüncemde Senin lütfuna sığınıyorum. İsa Mesih’in adıyla, Amin.. "Bir kimse Mesih'teyse, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur." (2. Korintliler 5:17)
- Hristiyanlık Pornografiye Nasıl Bakar?
Hristiyanlık pornografi hakkında ne der? Hristiyanlıkta pornodan nasıl kurtuluruz? Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Modern dünyada cinsellik, Tanrı’nın tasarımı olan o kutsal ve birleştirici bağından koparılıp ekranlara sığdırılan soğuk bir tüketime dönüştürüldü. İzleri de toplumumuza yansıdı ve yansıyor. Bu soruya cevap vermek için önce günah kavramının kökenine inmemiz gerekiyor. Çünkü Hristiyanlıkta günahın büyüğü küçüğü yoktur. Günah demek kir demektir. Kir, sevgi dolu RAB'den uzak olmak demektir. Ve bedenimizi başka kirli ruhlara açmamız anlamına gelir. Günah: Bir Kural İhlali mi ('Günah işledim eksi puan cehenneme gideceğim' gibi..), Yoksa Yolun Kaybedilmesi mi? İbranice kökenine baktığımızda günah, kelime anlamıyla "hedefi ıskalamak" demektir. Yani günah, sadece kötü bir şey yapmak değil; Tanrı’nın bizim için çizdiği o harika ve bereketli yaşam rotasından sapmaktır. Pornografi bu bağlamda bir hatadan ziyade, bizi Tanrı’nın kalbinden uzaklaştıran tehlikeli bir yoldur. Unutmayalım ki her yol bir yere çıkar. Şehvet günahı, sadece zihinde kalan masum bir fantezi değildir. Kalbin derinliklerinde başlayan ve eyleme dökülmeyi bekleyen bir içsel ihanettir. "Hırsız ancak çalıp öldürmek ve yok etmek için gelir. Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim." (Yuhanna 10:10) Hz. Davut ve Zihinsel Zina Hristiyan inancına uzaksanız, şöyle düşünebilirsiniz: Ne demek Hz. Davut ve zihinsel zina? Koskoca peygamber günah mı işler? Evet. Peygamberler insandır. Günahsız değillerdir. Kutsal Kitap’ta Kral Davut’un hikayesi bize çok şey anlatır. Davut’un Batşeva ile yaşadığı o büyük felaket, bir cinayet ya da zina ile başlamadı. Her şey bir akşamüstü sarayın damında yürürken bakmasıyla başladı. Davut önce zihninde o pornografik görüntüyü oluşturdu, sonra eyleme geçti. Rab İsa Mesih, bu durumu yüzyıllar önce net bir şekilde ortaya koymuştur: Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur. (Matta 5:28) İsa bize şunu hatırlatıyor: Bedenimizin günah işlemesini engelleyen asıl barikat zihnimiz ve kalbimizdir. Zihin dünyamızda yeni gizli sekmelerden harem kurduğumuzda, gerçek hayattaki eşimizle ya da çevremizdeki insanlarla kurduğumuz bağlar kaçınılmaz olarak zayıflar. Pornografi Neden Bu Kadar Tahrip Edicidir? Pornografi, Müjde'nin (İncil'in) tam zıttı bir mesaj verir. Müjde der ki : "Bu benim bedenim, senin için feda edildi." Pornografik tüketim endüstrisi ve kültürü der ki : "Bu onun bedeni, benim tarafımdan ele geçirildi." Pornografi insanı Tanrı’nın benzeyişinde yaratılmış onurlu bir varlık olarak değil, alınıp satılan bir et parçası nesne olarak görür. Üstelik modern bilim de İsa’nın uyarılarını doğrular niteliktedir. Beynimiz gerçekle fanteziyi her zaman ayırt edemez. Ekran karşısında tüketilen her görüntü, beyinde tıpkı ağır bir uyuşturucu gibi kimyasal bağlar kurar ve bizi o görüntülere bağımlı hale getirir. C.S. Lewis’in dediği gibi bu hayali gelinler ordusu, kişinin gerçek bir insanla birleşmesinin önündeki en büyük engel haline gelir. Zihni İyileştirmek Eğer bu mücadelenin içindeysen, yalnız değilsin. İstatistikler birçok kişinin bu sessiz savaşın içinde olduğunu gösteriyor. Ancak umutsuzluğa yer yok. Rasyonalize Etmeyi Bırak : "Herkes yapıyor" ya da "Kimseye zarar vermiyorum" gibi cümleler iyileşmeyi geciktirir. Bunun bir günah ve ruhsal bir pratik olduğunu kabul etmek, özgürlüğün ilk kapısıdır. İblisler bu kapıyı kullanarak seni baltalamaya çalışabilirler. Gerçek Bir Tövbe Et: Tövbe, sadece pişmanlık duymak değildir. 180 derece yön değiştirmektir, yani tam arkaya doğru. Tanrı’nın önüne dürüstçe gelip O’nun yardımını dilemeliyiz. Kutsal Ruh bizim güçsüzlüğümüzü bilir. Sadece O'na teslim etmeliyiz. Lütfu Kabul Et: Tanrı’nın lütfu, senin günahından daha büyüktür. Kendini sürekli suçlama. "Yapamam" deme. Doğru yapamazdın, ama İsa'yı tanıyorsan Kutsal Ruh seni değiştirir. "Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır." (1. Yuhanna 1:9) Diren ve Kaç: Elçi Pavlus’un tavsiyesi çok nettir: "Kaç!" (2. Timoteos 2:22) Tetikleyicileri belirle. Eğer internet seni düşürüyorsa filtre kullan, eğer yalnızlık seni itiyorsa topluluk içine gir. Zihnini Yenile: Pornografi bir putperestliktir. Tanrı’nın yerine görüntüleri koymaktır. Zihnini Kutsal Yazılarla, dua ile ve gerçek, sağlıklı ilişkilerle doldurarak o boşluğu Tanrı’nın sevgisiyle yenile. Pratik Taktiklerden Bazıları 1. Çevresel Temizlik: Gözünü Çıkarıp Atmak İlk defa Hristiyanlara dair bir yazı okuyanlara bilgilendirme, "Gözü çıkarıp atmak" İsa Mesih'in Dağdaki Vaaz'ında geçmektedir. Modern dünyada gözü çıkarmak, internete erişim şeklimizi değiştirmek demektir. Filtreleme ve Engelleyiciler: Telefonuna ve bilgisayarına Covenant Eyes veya Ever Accountable gibi yazılımlar kur. Bu sadece bir engel değil, bir dur ve düşün uyarısıdır. Yatak Odası Kuralı: Telefonu yatak odasına sokmamaya başla. Şeytanın en sevdiği saatler, gece yarısı yorgun ve yalnız olduğun anlardır. Telefonunu salonda şarj et ve kendine mümkünse analog bir çalar saat al. (Ya da varsa tuşlu telefon ile alarm kur) 2. Tetikleyicileri Tanımla: HALT Yöntemi Bağımlılık uzmanlarının ve ruhsal rehberlerin sıkça kullandığı HALT akronimi, zayıf düştüğün anları deşifre etmeni sağlar. Şu dört durumda tetiklenme ihtimalin %90 artar: H (Hungry - Aç): Sadece fiziksel açlık değil, duygusal açlık. A (Anxious/Angry - Kaygılı/Öfkeli): Stres altındayken beynin rahatlama arayacaktır. L (Lonely - Yalnız): Kimsenin seni izlemediğini düşündüğün an tehlikelidir. T (Tired - Yorgun) : İradenin en zayıf olduğu andır. Pratik İpucu: Tetiklendiğini hissettiğin an "Şu an bu dört duygudan hangisini hissediyorum?" diye sor. Sorunu teşhis etmek, arzunun gücünü kırar. 3. Hesap Verebilirlik: Karanlığı Aydınlatmak Günah karanlığı ve gizliliği sever. Hristiyan inancında bu yüzden günah itirafı vardır. Filmlerde gördüğünüz yabancı aksanla "Günahlarin bagislandi oglum." falan değil. Karanlığa ışık tutmak. Şehvetin en büyük silahı utançtır. Utanç seni yalnızlaştırır, yalnızlık ise seni tekrar pornografiye iter. Bir Sırdaş Seç: Güvendiğin, seni yargılamayacak ama sana karşı dürüst olacak olgun bir imanlı kardeşine durumunu aç. Kilisenden veya kilise dışından bir İsa Mesih imanlısı olabilir. Ama kriter "Güvenilir" olmasıdır. Aranız bozulduğunda da bu kişi sırrını saklayacak olgunlukta mı? Yaş veya statüyle, bir kilisede çalışıp çalışmamasıyla gözlerine sis perdesi indirme. Bu konuda emin ol. Haftalık Rapor: Ona her hafta "Bu hafta zihinsel veya görsel bir kayma yaşadım mı?" sorusunu sorması için izin ver. Işığın girdiği yerde karanlık barınamaz. 4. Kaçış ve Kovalamaca (2. Timoteos 2:22) Pavlus, "Gençlik arzularından kaç, doğruluğun peşinden koş" der. Sadece "yapma" demek yetmez, yerine bir şey koymalısın. Fiziksel Deşarj: Şehvet enerjisi bazen birikmiş bir kinetik enerjidir. Yoğun bir antrenman, uzun bir yürüyüş veya soğuk bir duş beynindeki kimyasal akışı anında değiştirir. Zihinsel Arındırma: Zihnini kirli sudan arındırmak için temiz suyla doldurmalısın. Her gün en az 15 dakika Kutsal Kitap oku. (Özellikle Mezmurlar ve Süleyman'ın Özdeyişleri zihinsel savaşta çok etkilidir.) 5. Lütuf ve Yeniden Başlama Sanatı En büyük tuzak, düştüğünde "Zaten mahvoldum, bari devam edeyim" düşüncesidir. Bu düşmanın fısıltısıdır. Düştüğünde Hemen Kalk : Bir kaza yaptığında arabanı uçurumdan aşağı itmezsin, değil mi? Sadece durur, hasara bakar ve yola devam edersin. Tövbe Et ve İlerle: Tanrı'nın lütfu bir günah işleme izni değil, iyileşme gücüdür. O’na gitmekten utanma, O seni zaten biliyor ve iyileşmeni bekliyor. "Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak.." Yuhanna 8:32 Işığa geri dönmekten korkma. RAB, kırık olanı tamir etmekte ustadır. Kutsal Ruh'a güven ve teslim ol..
- Manifest Etmek Günah Mı?
Manifest etmek günah mı? Manifestlemek günah mıdır? Manifestlemek gerçek midir? Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Neden "Manifesting" Hristiyan İnancıyla Çelişir? Son dönemde sosyal medyada, özellikle TikTok, Instagram Reels gibi platformlarda sıkça karşımıza çıkan bir akım var, "Manifesting" ya da Türkçe anlamıyla "Tezahür Ettirmek" 3-6-9 metodu gibi ritüellerle, sabah üç kez, öğlen altı kez, akşam dokuz kez isteklerini yazarak evrene mesaj göndermek ve istediğin hayatı kendine çekmek... Kulağa modern ve çekici geliyor, değil mi? Eskide kalmış dinler gibi değil ama gizemli bir şey gibi. Pozitif düşün, olsun. Hmm... Ancak bir Hristiyan olarak bu kavrama derinlemesine baktığımızda altında yatan ruhsal tehlikeyi ve teolojik çelişkiyi görmemiz gerekir. Manifesting, hayatı Tanrı'dan bir armağan olarak almanın tam tersidir. Bu, hayatı kendi odaklanmanız sıkı çalışmanız ve niyetinizle evrenden zorla koparıp almanız demektir. Modern Bir Yanılgı: Kontrol Bende Gerçekten kontrol sende mi? Reklam endüstrisinin kullandığı subliminal mesajlar ile bile algıların ve zihnin etkilenebiliyor. Hayatta yaptığımız bazı kararları, bu etkilerin sonucunda oluyor. Emin misin? Öncelikle şunu fark etmeliyiz. Hayatımızı manifest etmek (yaratmak/oldurmak), inanılmaz derecede modern ve ayrıcalıklı bir dürtüdür. Tarihe bakın. Orta Çağ Avrupasında bir köylü, lordunun toprakları dışında bir hayatı manifest edemezdi. Erken dönem Amerika'da bir köle, özgürlüğü sadece düşünce gücüyle kendine çekemezdi. 20. yüzyılın başındaki bir kadın, bugün sahip olduğu finansal bağımsızlığı sadece isteyerek elde edemezdi. Sadece antibiyotiklerin, insülinin ve teknolojinin olduğu bu çağda kaderimizi tamamen kontrol edebileceğimiz yanılgısına düşüyoruz. Sanayi Devrimi ile birlikte zamanı bile yönetebileceğimize inandık. Ancak Hristiyan bakış açısına göre bu, insanın kendi sınırlarını aşıp Tanrıcılık oynamaya kalkışmasıdır (Eski Ahit Yaratılış bölümündeki ilk günahı ve yalanı hatırlayın: Tanrı gibi olacaksınız! ) İncil Ne Diyor? 1. Kendini Tanrılaştırmak : Manifesting'in merkezinde "Ben" vardır. Tanrı'ya dua edip O'nun kudretine güvenmek yerine, sonucu yaratmak için kendi iç gücünüze dönersiniz. Bu da insanı kendi hayatının ilahı yapar. 2. Büyücülük ve Putçuluk : Kulağa ağır gelebilir ama olayları ritüellerle (sayılarla, tekrarlarla) manipüle etmeye çalışmak, özünde büyücülükle/sihirle aynı kökten beslenir. Tanrı, Kutsal Kitap'ta (Yasa'nın Tekrarı 18:10) bu tür uygulamalardan uzak durulmasını emreder. Bir şeyi Tanrı'nın önüne koyup ondan medet umduğumuzda, o şey bizim putumuz olur. 3. Tanrı'nın Zamanlamasını Reddetmek : Manifesting, "şimdi istiyorum" sabırsızlığıdır. Tanrı'nın zamanlaması mükemmeldir; bizim aceleci arzularımızdan çok daha iyisini O bilir. Dua ve Manifesting Arasındaki Fark A: Peki, dua etmek de bir şey istemek değil midir? İmanla istiyorsun ve gözlerinin önüne getiriyorsun? Arada dağlar kadar fark vardır. Manifesting bir emirdir. Gerçekliği iradenize boyun eğdirmeye çalışmaktır. Dua ise bir ilişkidir. Dua, "Senin isteğin olsun" diyebilmektir. İsa Mesih bile, tüm gücüne rağmen Getsemani bahçesinde "Benim değil, senin isteğin olsun" diyerek Baba'ya teslim olmuştur. Manifesting, "Benim iradem evrene hükmetsin" der. Hristiyan inancı ise "Benim iradem Tanrı'nın iradesine teslim olsun" der. Bu pasiflik değil, güvene dayalı bir aktif teslimiyettir. Bir Hristiyan olarak hedeflerimiz olmamalı mı? Elbette olmalı. Ancak yöntemimiz "manifesting" değil, Dua + Emek + Tevekkül olmalıdır. Dua Edin: İsteklerinizi Tanrı'ya sunun (Filipililer 4:6). Ev, iş, eş... Bunları istemekte sorun yoktur. Ancak sonuca değil, Tanrı'nın bilgeliğine güvenin. Yakup 4:3'te belirtildiği gibi, sadece bencil tutkularımız için istersek almayabiliriz. Çalışın: Sadece oturup hayal ederek (vizüalize ederek) sonuç beklemek Hristiyanlıkta yoktur. Dua edin ve emek harcayın. Güvenin: Bazen Tanrı'nın cevabı hayır cevabıdır. Bu "Hayır", bizi bizim göremediğimiz felaketlerden koruyan bir şefkat kalkanıdır. Eğer bir şey Tanrı'nın planında yoksa, ne kadar manifest ederseniz edin, ya gerçekleşmez ya da gerçekleştiğinde size hayır getirmez. Kendi küçük dünyamızın tanrısı olmaya çalışmanın getirdiği o yorucu yükü bırakalım. Gerçekliğe emretmeye çalışmak yerine, evreni Yaratan'ın şefkatli ellerine kendimizi bırakmanın huzurunu seçelim. A: İyi de kardeşim. Ben denedim manifestingi, vallahi işe yaradı. Söylediklerine inanıyorum. İstediğin şeye odaklandığını ve onun gerçekleştiğini görmüş olabilirsin. Hristiyanlık, senin yaşadığın bu deneyimin gerçekliğini inkar etmez, ancak bu sonucun nedenini ve kaynağını farklı açıklar. Bir şeyin gerçekleşmiş olması, onun ruhani olarak doğru veya güvenli olduğunu kanıtlamaz. Psikolojik Güç (Sebep-Sonuç Yanılgısı) Bilimsel olarak beynimizde Retiküler Aktive Edici Sistem (RAS) denilen bir mekanizma vardır. Yeni bir araba modeli almaya karar verdiğinde trafikte sürekli o arabayı görmeye başlarsın. Araba sayısı artmamıştır, sadece senin algın o yöne açılmıştır. Manifesting yaptığında aslında hedefine o kadar yoğun odaklanırsın ki, bilinçaltın seni o hedefe götürecek fırsatları daha iyi görmeye başlar. Daha çok çalışırsın ve fırsatları kovalarsın. Tanrı bizi muazzam bir beyinle yaratmıştır. Odaklanıp çalışarak elde ettiğin başarı evrenin sana bir cevabı değildir. Tanrı'nın sana verdiği irade ve yeteneklerin doğal sonucudur. "Bunu evren verdi" demek, aslında Tanrı'nın sana verdiği potansiyeli ve kendi emeğini yanlış etiketlemektir. Tanrı'nın Genel Lütfu "Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır." (Matta 5:45) Tanrı cömerttir. Sen O'na inanmasan veya yanlış yöntemler (manifesting) kullansan bile, O bazen sırf merhametinden dolayı sana istediğini verebilir. Bir çocuk babasından habersizce cüzdanından para alsa ve o parayla dondurma alsa ve ardından "Bakın, cüzdan bana dondurma verdi!" diyebilir. Ama paranın asıl sahibi babasıdır. Manifesting yapan kişi, Tanrı'nın cömertliğinden (sağlık, zenginlik, fırsatlar) yararlanıp, teşekkürü Tanrı yerine evrene veya kendi enerjisine etmektedir. İşe yaramasının sebebi senin enerjin değil, Tanrı'nın henüz elini senin üzerinden çekmemiş olmasıdır. Ruhani Bir Aldatmaca Çünkü savaşımız insanlara[a] karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır. (Efesliler 6:12) Bu en hassas ama en ciddi noktadır. Hristiyanlıkta ruhani dünya sadece Tanrı ve bizden ibaret değildir. Şeytan ve cinler de aktiftir. İncil, Şeytan'ın bu dünyanın egemeni (Yuhanna 14:30) olduğunu ve insanları Tanrı'dan uzaklaştırmak için "ışık meleği" kılığına girebileceğini söyler. (Galatyalılar) Eğer istediğimi elde etmek benim için Tanrı ile ilişkiden daha önemliyse, ruhani düşman (Şeytan) bana o istediğim şeyi tepside sunabilir. Neden mi? Çünkü o başarı beni tatmin edecek, gururumu okşayacak ve "Benim Tanrı'ya ihtiyacım yok, kendi hayatımı kendim yaratabiliyorum" dememe sebep olacaktır. Tehlike şudur: Seni Tanrı'ya muhtaç hissettirmeyen bir başarı, ruhani açıdan en büyük felakettir. İşe yarıyor olması, onun Tanrı'dan geldiğini göstermez. Tam tersine seni Tanrı'dan koparmak için yem olarak kullanılıyor olabilir. "Hırsız ancak çalıp öldürmek ve yok etmek için gelir. Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim." (Yuhanna 10:10) Manifesting bazen gerçekten işe yaramış olabilir. Ama işe yaraması onu doğru kılar mı? Bir hırsız da gasp ettiği parayla ailesini doyurabilir. Bu yöntem işe yarar ama doğru değildir. İşe yarayan bir yöntem mi istiyorsun yoksa seni seven, tanıyan, duyan ve seninle konuşan bir Yaratıcı mı?
- Tanrı'ya İnanmayanlar, Neden İnananlardan Daha Mutludur?
Allah'a inanmayan kişiler, neden inananlardan daha mutludur? Ben Hristiyanım ve hayatım zorluklar içerisinde. Fakat inanmayan birisinin hayatı benden daha iyi ve mutlu görünüyor. Öncelikle soru için değerli kardeşimize teşekkür ederiz. Sorunun zor olduğunun ve anında cevaplanmasının kolay olmadığının farkındayız. Yazımıza devam etmeden önce, Kutsal Ruh'un size öğretmesini ve yüreğinizi açmasını dileriz. Başlayalım: Mutluluk mu, Kutsallık mı? (Neden Hristiyan olmak daha zordur?) “Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.” (Matta 7:13-14) Bazen etrafımıza bakıp sormadan edemiyoruz: "Neden Tanrı'ya inanmayanların keyfi yerinde, hayatları tıkırında gidiyor da biz imanlılar (hele ki kilisedeki kardeşler) sürekli bir mücadele, bir zorluk içinde?" Bu soru, sadece bugünün sorusu değil. Mezmurlar'da da yer alan bazen imanlıların yüreğini sızlatan dünya gerçeği. Kiliselerde veya Hristiyan çevrelerinde bu soruyu sorduğumuzda genellikle şu cevabı alırız: "Tanrı senin mutlu olmanı değil, kutsal olmanı ister. Sen sabret, dayan." Kulağa çok ruhani ve doğru geliyor, değil mi? Ama durup biraz derine indiğimizde, belki de bu bakış açısının bize (ve Tanrı’nın karakterine) haksızlık ettiğini görebiliriz. Kutsal Olmak ve Mutlululuk Birbirine Düşman mı? Yıllarca bize "sevinç" ve "mutluluk" arasında yapay bir duvar örüldü. Dediler ki: "Mutluluk dünyevidir, geçicidir. Sevinç ise ruhsaldır." Sanki mutlu olmak, keyif almak, neşelenmek daha az Hristiyanca bir şeymiş gibi... Oysa Kutsal Kitap’ın orijinal dillerine (İbranice ve Yunanca) baktığımızda bu ayrımın ne kadar zorlama olduğunu görüyoruz. İbranicedeki "asher" veya Yunancadaki "makarios" kelimeleri, çevirilerde genellikle "Ne mutlu..." veya "Mübarek, Kutlu" olarak geçer. Ama 1611 yılında King James çevirisi yapıldığında "Mübarek" kelimesi zaten "Mutlu" ile eş anlamlıydı. Tanrı, sözünün "boşa dönmeyeceğini" söyler. (Yeşaya 55:11) Tanrı’nın Söz'ü neşe doludur. Öyleyse neden mutluluk kelimesinden korkuyoruz? Sırf dünya bu kelimenin içini boşalttı diye mi? Dünya sevgi kelimesinin de içini boşalttı; hamburgeri de seviyorlar, bir gecelik ilişkileri de... Peki, dünya yanlış kullanıyor diye biz "Tanrı sevgidir" demekten vaz mı geçiyoruz? Hayır. O kelimeyi geri kazanıyoruz, içini Tanrısal gerçekle dolduruyoruz. Aynısını mutluluk için de yapmalıyız. Kutsallık ve mutluluk düşman değildir. Tam tersine, gerçek kutsallık en derin mutluluğa giden yoldur. Peki, Neden Şimdi Acı Çekiyoruz? Peki Umut kardeş, eğer Tanrı mutlu olmamızı istiyorsa, neden Hristiyanlar olarak bu kadar zorluk çekiyoruz? Neden inanmayanlar veya evrene mesaj yollayanlar gününü gün ederken biz bedel ödüyoruz? "Eğer yalnız bu yaşam için Mesih'e umut bağlamışsak, herkesten çok acınacak durumdayız." (1. Korintliler 15:19) Bu çok ağır bir söz. Neden acınacak durumda olalım? Çünkü Hristiyan yaşamı gelecekteki o muazzam, sarsılmaz mutluluk için şimdiki anlık hazlardan feragat etmeyi gerektirir. Bir sporcunun olimpiyat madalyasını (gelecekteki mutluluğu) kazanmak için şu an antrenmanda acı çekmesi, diyet yapması, ter dökmesi gibidir. Eğer bir madalya (Diriliş/Cennet) yoksa, o sporcunun çektiği acılar aptallıktır. Ama eğer o madalya gerçekse, o sporcu stadyumdaki en mutlu insan olacaktır. İman etmeyenlerin şu anki refahı ve mutluluğu genellikle anlıktır. Onlar ödüllerini şimdi alıyorlar. Bizim mutluluğumuz ise Romalılar 5'tir. Bizim sevincimiz henüz tamamlanmadı. Şuan, gelecekteki o büyük şölenin sadece kokusunu alıyoruz, tadımlık numunelerini yaşıyoruz. Acının İçindeki Sevinç Hristiyan'ın mutluluğu, her şey yolunda gittiği için hissedilen yüzeysel bir neşe değildir. Bizimkisi, acının ortasında bile çiçek açabilen, meydan okuyan bir mutluluktur. Pavlus, "Sıkıntılarla da övünürüz" der. Neden? Çünkü biliriz ki bu sıkıntılar bizi pişirir, karakterimizi sağlamlaştırır ve umudumuzu perçinler. İnanmayan birinin mutluluğu şartlara bağlıdır: borsa çökerse, sağlık bozulursa, ilişkiler biterse mutluluk da biter. Ama bir Hristiyan'ın mutluluğu, mezarın ötesine uzanan bir umuda demir atmıştır. O yüzden, inançsız birinin lüks içinde tasasız yaşadığını görüp imrendiğinde şunu hatırla: Onların mutluluğu şimdi ile sınırlı. Bu dünyada alabilecekleri en iyi şey bu. Senin zorluğun ise bir yatırım. Biz anlık hazları değil, sonsuz neşeyi seçtik. Yolun sonu her şeyi değiştirir. Eğer İsa dirilmeseydi, evet, biz acınacak durumdaydık. Boşuna çile çekmiş olurduk. Ama İsa dirildi! Bu demektir ki çektiğimiz her acı, yaptığımız her fedakarlık, ertelediğimiz her haz, sonsuzlukta bize katbekat geri dönecek. Tanrı mutlu olmanı istiyor. O kadar çok istiyor ki, seni sadece bu dünyanın 70-80 yıllık geçici (uyuduğumuz süreyi/yediğimiz yemeği/işe gidiş saatimizi/tuvalet duş ihtiyacımızı/hastalık zamanlarımızı düşsek yıllar daha da az) kırılgan mutluluğuyla yetinmeye bırakmıyor. Seni, acıların bile yok edemeyeceği sonsuz ve kutsal bir mutluluğa hazırlıyor. A: Tamam da kardeşim, neden bizim hayatımız daha zor gibi? Ölü bir balık, akıntıya karşı koyabilir mi? Bunu hiç düşündün mü? Bir nehirde akıntıya kapılıp giden bir kütük veya ölü bir balık, suyla hiç mücadele etmez. Sakindir, rahattır, su nereye götürürse oraya süzülür. Sürtünme yoktur. Ama canlı bir balık, akıntının tersine yüzmeye başladığı an mücadele başlar. Kasları gerilir, yorulur, enerji harcar. Dünyanın genel gidişatı (kültür, ahlak anlayışı, bencillik, anlık hazlar) güçlü bir akıntı gibidir. İman etmeyen biri, genellikle bu akıntıyla uyum içinde yaşar. (Canın ne istiyorsa onu yap felsefesi) Biz Hristiyanlar ise bu akıntının tam tersine, Kutsallığa ve Tanrı'nın isteğine doğru yüzmeye çalışıyoruz. Yaşadığımız zorlukların çoğu, Tanrı'nın bizi cezalandırmasından değil sistemin tersine yürümemizden kaynaklanır. Bu zorluk, aslında canlı olduğumuzun, akıntıya kapılıp gitmediğimizin en büyük kanıtıdır. Dayanalım, yaşam İsa'dadır ve dar yoldan gitmemizi söylemiştir. Yukarıda Bahsedilen Mezmur: Mezmur 73 Eski Antlaşma'da Asaf adında bir adam tam da bu soruyu sordu: Kötüler neden refah içinde? Sonra tapınağa girip Tanrı'nın huzurunda durunca bir şeyi fark etti. İman etmeyen, Tanrı'yı reddeden bir kişi için yaşayabileceği tek cennet, bu dünyadır. Alabilecekleri en iyi yemek, görebilecekleri en güzel manzara, yaşayabilecekleri en büyük haz sadece bu 70-80 yıla sıkışmıştır. Tanrı, genel lütfuyla (güneşin herkesin üzerine doğması gibi) onlara bu geçici mutluluğu verir. Ama bir Hristiyan için bu dünya bir otel odasıdır, evimiz değildir. Evde olmadığımız için rahatsızlık hissetmemiz, yastığın sert gelmesi, gürültü olması normaldir. Onların en iyi hayatı şimdi. Bizimki ise henüz başlamadı. Onların şimdiki refahına imrenmek, Titanik batarken birinci sınıf kamarada şampanya içen birine imrenmeye benzer. Baba Terbiyesi - İlgisizlik Bir parkta iki çocuk düşünelim. Biri çamurun içinde debeleniyor, diğeri ise üstünü kirletmeye kalktığında babası tarafından uyarılıyor, gerekirse elinden tutulup engelleniyor. Dışarıdan bakan biri "Şu çamurdaki çocuk ne kadar özgür, diğeri ise baskı altında" diyebilir. Oysa gerçek şudur: Baba, kendi çocuğunu eğitir. İbraniler 12. bölüm bize Tanrı'nın sevdiklerini terbiye ettiğini söyler. ( Şu ayrıntıya dikkat edelim, kendi yaptığımız hatalar dolayısıyla çektiğimiz acılardan dolayı Tanrı'yı suçlamayalım. ) Tanrı, inanmayanların günah içinde tabiri caizse keyif sürmesine bazen izin verir. (Romalılar 1'de buna "Tanrı onları bıraktı" denir. Bu korkunç bir yargıdır aslında) Ama seni o kadar çok seviyor ki karakterini bozan, seni O'ndan uzaklaştıran o rahatlığa gömülmene izin vermez. Senin hayatındaki zorluklar, Tanrı'nın seninle aktif olarak ilgilendiğinin, seni yetim bırakmadığının işaretidir. O, senin anlık konforunu değil sonsuz karakterini önemsiyor. Son olarak, dışarıdan gördüğümüz o mutluluk gerçekten mutluluk mu? Yoksa bir tür anestezi mi? Modern dünyada insanlar mutlu olmak için değil, mutsuzluklarını unutmak için eğleniyorlar. Netflix maratonları, alkol, aşırı tüketim, sürekli tatil planları... Bunların çoğu, içteki o derin boşluğu doldurma çabasıdır. Bir Hristiyan'ın zorluğu, bu uyuşturucuları reddetmesinden gelir. Biz acıyı uyuşturarak değil, anlamlandırarak yaşarız. Ameliyat masasında narkoz yiyip hiçbir şey hissetmeyen biri mi daha sağlıklıdır, yoksa iyileşme sürecinde ağrı çeken ama güçlenen biri mi? Bizim çektiğimiz zorluklar, iyileşme sancılarıdır. Onların rahatlığı ise, teşhis konulmamış bir hastalığın uyuşturulmuş halidir. Yazımızı sonlandırırken Vaiz 5'i( Tıkla Oku ) okumanızı dileriz. Umarız iyi gelecektir. Çünkü geçici, hafif sıkıntılarımız bize, ağırlıkta hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar büyük, sonsuz bir yücelik kazandırmaktadır. Gözlerimizi görünen şeylere değil, görünmeyenlere çeviriyoruz. Çünkü görünenler geçicidir, görünmeyenlerse sonsuza dek kalıcıdır. (2. Korintliler 4:17-18)
- Tanrı Birçok Kişinin Cehenneme Gideceğini Biliyorsa Neden Yarattı?
Allah, birçok insanın cehenneme gideceğini biliyorsa neden yarattı? Tanrı birçok kişinin cehenneme gideceğini biliyorsa neden yarattı? Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Eğer Tanrı her şeyi biliyorsa (ki biliyor) Adem ile Havva’nın o meyveyi yiyeceğini, dünyanın kaosa sürükleneceğini ve günün sonunda milyarlarca insanın O’nu reddedip cehenneme gideceğini en başından biliyordu demektir. O halde neden "Başlat" tuşuna bastı? Neden bu kadar acıya, isyana ve nihayetinde birçok ruhun ebedi kaybına izin verdi? Bu durumu anlamak için sarsıcı bir düşünce deneyiyle başlayalım. Önünüzde iki seçenek olduğunu hayal edin: A ŞIKKI B ŞIKKI Hiç çocuğunuz olmayacak. Soyunuz devam etmeyecek ama kimse acı da çekmeyecek. Üçüzleriniz olacak. Ancak geleceği görme yetiniz var ve şunu net olarak biliyorsunuz: Bu üç çocuktan ikisi, büyüdüklerinde sizi baba olarak reddedecek, nefret dolu, sefil ve acı içinde bir hayat sürüp kendilerini mahvedecekler. Ama üçüncü çocuk... O sizi çok sevecek, sizinle omuz omuza harika bir hayat kuracak, sevgi dolu ve mutlu bir ömür sürecek. Ne yapardınız? Sırf o bir çocuğun yaşayacağı muazzam sevgi ve mutluluk uğruna, diğer ikisinin kendi tercihleriyle yaşayacağı sefaleti göze alır mıydınız? O bir kişi, bu riske değer mi? Tanrı evreni yarattığında, insanlığın büyük bir kısmının yıkıma kendi isteğiyle gideceğini biliyordu. Gücü varken bizi hiç yaratmayabilir, böylece cehennem ihtimalini sıfıra indirebilirdi. Ama yapmadı. Neden? Bu sorunun cevabı sandığımızdan daha derin ve mesele sadece mutlu yaşam -sefil yaşam denkleminden ibaret değil. Gelin, bakış açımızı biraz değiştirelim. Tanrı Sadece Bir "Baba" Değil, Aynı Zamanda Adaletli Yargıçtır Genelde Tanrı’yı insani bir babaya benzeterek hata yapıyoruz. Bir insan baba, dünyadaki kötülüğü cezalandırma yetkisine veya sorumluluğuna tam anlamıyla sahip değildir. Ama Tanrı, hem Yaratıcı hem de evrenin Yargıcıdır. Tanrı Hristiyan inancında sevgidir, evet. Ama Tanrı’nın sevgi olması, kötülükten nefret ettiği anlamına da gelir. Eğer birisi masum birine zarar verirse, Tanrı’nın kusursuz sevgisi ve adaleti, o kötülüğün cezasız kalmamasını talep eder. Nazilerin yargılanıp cezalandırılması nasıl iyi ve adil bir şeyse, Tanrı’nın kötülüğü yargılaması da öyledir. Dolayısıyla cehennem, Tanrı'nın acımasızlığı değildir. Bizler sınırlı bakış açımızla "Bence bu adil değil" diyebiliriz ama Mutlak İyi olan Yaratıcı, neyin adil olduğunu belirleyen tek merciidir. Robotluk: Özgür İrade Gerçeği Tanrı neden sadece iyiyi seçen varlıklar yaratmadı? Cevap basit ama can alıcı: Çünkü zoraki sevgi, sevgi değildir. Birini sizi sevmesi için programlarsanız bu bir ilişki değil, bir istismar ve simulasyon olur. Tanrı, Kendisiyle gerçek, samimi ve gönüllü bir ilişki kurmamızı istedi. Bunun tek yolu da bize hayır deme hakkını vermesiydi. Şöyle düşünün: Tanrı, Batı ülkelerinden birinde Carl adında birini yaratmayı düşünüyor. Ve Tanrı, zamanın dışından bakarak biliyor ki Carl yaratılırsa, kendi özgür iradesiyle Tanrı'yı reddedecek. Şimdi, Tanrı sırf Carl cehenneme gitmesin diye onu yaratmaktan vazgeçerse ne olur? Aslında Carl'ın özgür iradesini elinden almış olur. Daha da ilginci, felsefi olarak şu soru ortaya çıkar: Hiç yaratılmamış, hiç seçim yapmamış özgür iradeli birinin yapacağı seçimi bilmek mümkün müdür? Bu, "dört köşeli üçgen" çizmek gibi mantıksız bir önerme olabilir. Belki de sevginin var olabilmesi için, reddedilme riskinin göze alınması gerekiyordur. Tanrı, robotlardan oluşan itaatkar bir ordu değil, O'nu seçen evlatlar istedi. Risk Almaya Değer miydi? Başlangıçtaki soruya dönelim: "Neden her şeyi silip baştan yapmadı?" Tanrı'nın iyi olduğunu nereden biliyoruz? Bizi yaratıp kendi halimize bırakmasından değil, bizzat o karmaşanın içine girmesinden biliyoruz. İsa Mesih'in çarmıhtaki ölümü, Tanrı'nın bu hayata ne kadar yatırım yaptığının kanıtıdır. Tanrı, Carl'ın kendisini reddedeceğini bilmesine rağmen onu yarattı. Çünkü Carl'ın varlığı, adaletin bir kanıtı olacak. Ama aynı zamanda, Carl'ın reddettiği o lütfu kabul eden Ali'nin, Ayşe'nin kurtuluşu; Tanrı'nın sevgisinin ne kadar derin, ne kadar akıl almaz olduğunu sonsuzluk boyunca yankılayacak. Belki de cennette, Tanrı'nın yüzüne baktığımızda ve O'nun katlandığı sabrı, ödediği bedeli ve kurduğu planın muazzamlığını gördüğümüzde, hepimiz aynı şeyi söyleyeceğiz: "Evet... Buna değermiş." Sonuçta mesele Tanrı'nın neyi bildiği değil, bildiği şeye rağmen sevgisinden dolayı neyi göze aldığıdır. O, acıyı göze aldı. Reddedilmeyi göze aldı. Sırf seninle gerçek bir ilişki kurabilmek için.












