top of page

Arama sonuçları

Bu sitede ara

Boş arama ile 90 sonuç bulundu

  • Hristiyanlıkta İbadet Ne Demek?

    Hristiyanlıkta "İbadet" ne anlama geliyor? Hristiyanlıkta ibadet nedir? Hristiyanlıkta ibadet ne demek? Öncelikle, ibadet kelime anlamı olarak ne anlama geliyor ona bakalım. İncil'de, "proskuneo" olarak tercüme edilen Yunanca kelimenin anlamı, "önünde yere kapanmak" veya "önünde eğilmek"tir. TDK'ya göreyse "bir dinin buyruklarını yerine getirme" anlamı taşımaktadır. İbadet içsel, bireysel bir eylem olduğundan, yer veya durumdan bağımsız olarak hayatımızın çoğu zaman (veya her zaman) yapılabilir/yapılmalıdır. (Yuhanna 4:21) Bu nedenle Hristiyanlar haftanın yedi günü sürekli ibadet ederler. Hristiyanlar resmi olarak ibadet için bir araya geldiklerinde, yine de bireysel olarak Rab'be ibadet ederler. Cemaat içinde bile katılımcıların bireysel olarak Tanrı'ya tam anlamıyla tapındıklarının farkındadırlar. Tanrı, hepimizle tek tek ilgilenir. Hristiyan ibadetinin doğası içten dışa doğrudur ve eşit derecede önemli iki bölümden oluşur. “Ruhta ve gerçekte” tapınmalıyız. (Yuhanna 4:23-24) Ruhen ibadet etmenin fiziksel duruşumuzla hiçbir ilgisi yoktur. Bu bizim en içteki varlığımızla ilgilidir ve birkaç şey gerektirir. Öncelikle yeniden doğmamız gerekiyor. İsa Mesih'i Rab ve Kurtarıcı olarak kabul etmeli, ardından imkan bulunca vaftiz olmalıyız. Kutsal Ruh içimizde olmadıkça Tanrı'ya tapınarak karşılık veremeyiz çünkü O'nu tanımayamayız. Ruhta tapınmak, Tanrı merkezli ve Gerçek (İsa Mesih) tarafından yenilenen bir zihni gerektirir. "Öyleyse kardeşlerim, Tanrı'nın merhameti adına size yalvarırım: Bedenlerinizi diri, kutsal, Tanrı'yı hoşnut eden birer kurban olarak sunun. Ruhsal tapınmanız budur. Bu çağın gidişine uymayın; bunun yerine, Tanrı'nın iyi, beğenilir ve yetkin isteğinin ne olduğunu ayırt edebilmek için düşüncenizin yenilenmesiyle değişin." (Romalılar 12:1-2) Ancak zihinlerimiz dünyevi şeylere öncelik vermekten Tanrı'ya odaklanmaya değiştiğinde ruhla ibadet edebiliriz. Tanrı’yı yüceltmeye ve yüceltmeye çalıştığımızda, dikkatimizi dağıtan pek çok şey zihnimizi doldurabilir ve gerçek tapınmamızı engelleyebilir. Yalnızca saf, açık ve tövbekar bir kalbe sahip olarak ruhla ibadet edebiliriz. Kral Davut'un yüreği işlediği günah nedeniyle suçluluk duygusuyla dolduğunda (2. Samuel 11), ibadet etmenin imkansız olduğunu gördü. Tanrı'nın kendisinden uzakta olduğunu hissetti ve Tanrı'nın elinin ağırlığını üzerinde hissederek "gün boyu inledi." (Mezmur 32:3-4) Fakat itiraf ettiğinde, Tanrı ile paydaşlığı yeniden sağlandı ve ondan tapınma ve övgüler yağmaya başladı. Şunu anlamıştı: “Senin kabul ettiğin kurban alçakgönüllü bir ruhtur, Alçakgönüllü ve pişman bir yüreği hor görmezsin, ey Tanrı.” (Mezmur 51:17) Tanrı'ya övgü ve tapınma, itiraf edilmemiş günahlarla dolu kalplerden gelemez. Tüm ibadetler gerçeğe bir yanıttır ve gerçek olan, Tanrı Sözü'nde yer alır. Tanrı'ya gerçekten ibadet etmek için O'nun kim olduğunu ve ne yaptığını anlamalıyız ve O'nun kendisini tam olarak açıkladığı tek yer Kutsal Kitap'tır. İbadet, İncil aracılığıyla anlaşılan bir Tanrı'ya yüreklerimizin derinliklerinden gelen bir övgü ifadesidir. Eğer İncil hakikatine sahip değilsek Yaratıcı'yı tanımıyoruz ve gerçek anlamda ibadet edemiyoruz. En önemli şey, Tanrı'ya ruhta ve gerçekte ibadet etmemizdir. Ruhsuz bir şekilde görev yapmak, karşılık bekleyerek yapmak Hristiyanlık'ta yoktur..

  • Nasıl Hristiyan Olabilirim?

    Nasıl Hristiyan Olabilirim? İsa Mesih'i Nasıl Kabul Edebilirim? Hristiyan olmanın ilk adımı “Hristiyan” teriminin ne anlama geldiğini anlamaktır. “Hristiyan” teriminin kökeni MS 1. yüzyılda Hatay, Antakya şehrinde alındı. (Elçilerin İşleri 11:26) Başlangıçta “Hristiyan” teriminin bir hakaret amacı taşıyordu. İnanmayanlar, inanan kişilere böyle diyordu. Kelime “Mesihçi, Mesih'in Takipçisi, Mesih'e ait” anlamına geliyor. Yüzyıllar boyunca Mesih'e inananlar “Hristiyan” terimini benimsediler ve bu terimi kendilerini İsa Mesih'in takipçileri olarak tanımlamak için kullandılar. Bir Hristiyanın basit tanımı, İsa Mesih'i, yani Tanrı Söz'ünün beden almış halini, bizzat yaratıcının kendisini takip eden kişidir. Peki, neden Hristiyan olmalıyım? Öncelikle, bu soruyu soran değerli bir kardeşimiz için detaylı bir açıklamada bulunmuştuk. Yazımızın sonunda "Neden Hristiyan Olmalıyım?" sorusunun cevabına ulaşabileceğiniz bir yazı dizimiz bulunuyor. Fakat yine de birazcık da olsa buna değinelim. "Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.” (Markos 10:45) O zaman şu soru ortaya çıkıyor: Neden fidye gerekiyor? Fidye fikri, bir kişinin serbest bırakılması karşılığında yapılması gereken bir ödemedir. Fidye fikri en çok, birisinin kaçırıldığı ve serbest bırakılması için bir fidye ödenene kadar esir tutulduğu kaçırma vakalarında kullanılır. İsa bizi esaretten kurtarmak için fidyemizi ödedi! Neyden kaynaklanan esaret? Günahın esareti ve sonuçları, fiziksel ölümün ardından Tanrı'dan ebedi ayrılık. İsa neden bu fidyeyi ödemek zorunda kaldı? Çünkü hepimize günah bulaşmıştır (Romalılar 3:23) ve bu nedenle Tanrı tarafından yargılanmayı hakediyoruz. (Romalılar 6:23) İsa fidyemizi nasıl ödedi? Günahlarımızın cezasını ödemek için çarmıhta ölerek. (1. Korintliler 15:3; 2 Korintliler 5:21) İsa’nın ölümü tüm günahlarımızın kefaretini nasıl ödeyebildi? İsa insan biçimindeki Tanrı'dır; Tanrı bizimle özdeşleşebilmek ve günahlarımız uğruna ölebilmek için bizden biri olmak üzere yeryüzüne geldi. (Yuhanna 1:1,14) Tanrı olarak İsa'nın ölümü sonsuz değerdedir ve tüm dünyanın günahlarının bedelini ödemeye yeterlidir. (1 Yuhanna 2:2) İsa'nın ölümünden sonra dirilişi, O'nun ölümünün yeterli kurban olduğunu, gerçekten günahı ve ölümü yendiğini gösterir. Anladım, peki nasıl Hristiyan olabilirim? Harika bir soru, buraya kadar okuduysanız hayatınızın dönüm noktasındasınızdır. Tanrı bize olan sevgisinden dolayı kendisiyle olmayı son derece kolaylaştırdı. Yapmanız gereken tek şey, İsa Mesih'i kurtarıcınız olarak kabul etmek, O'nun ölümünü günahlarınız için yeterli bir kurban olarak kabul etmek (Yuhanna 3:16), kurtarıcınız olarak yalnızca O'na tamamen güvenmektir. (Yuhanna 14:6; Elçilerin İşleri 4:12) Hristiyan olmak sadece ritüellerden, iş olsun diye kiliseye gitmekten ya da bazı şeyleri yapıp diğer şeylerden kaçınmaktan ibaret değildir. Hristiyan olmak tamamen İsa Mesih ile, yaratan Tanrı ile kişisel bir ilişkiye sahip olmakla ilgilidir. Bir kişiyi Hristiyan yapan şey, İsa Mesih ile iman yoluyla kurulan kişisel ilişkidir. Gerçeği tanımaya hazır mısın? İsa Mesih'i kurtarıcınız olarak kabul ederek Hristiyan olmaya hazırsanız tek yapmanız gereken inanmaktır. Günah işlediğinizi, kalbinizin tertemiz olmadığını ve Tanrı tarafından yargılanmayı hak ettiğinizi anlıyor ve buna inanıyor musunuz? İsa'nın sizin yerinize ölerek sizin cezanızı kendi üzerine aldığını anlıyor ve buna inanıyor musunuz? O'nun ölümünün günahlarınızın bedelini ödemek için yeterli bir kurban olduğunu anlıyor ve buna inanıyor musunuz? O'nu Rab ve Kurtarıcı olarak kabul ediyor musunuz? Bu dört soruya cevabınız evet ise, o zaman kurtarıcınız olarak İsa'ya güvenin. O'nu imanla ve yalnızca O'na tamamen güvenerek kabul edin. İman yoluyla Hristiyan olduğunuzda, hikayeniz burada bitmiyor. Yeni başlıyor. Bize veya çevrenizdeki bir kiliseye mutlaka ulaşın. Alıntı ( alıntı kaynak ) yaptığımız bu duayı sizinle paylaşmak istiyoruz. Hemen, şuan yaratıcınızla iletişime geçin: Sevgili Rab İsa, Kendimi Senin önünde alçaltıyorum. Sen benim Rab’bim ve kurtarıcımsın; beni kurtardığın için teşekkür ederim. Seninle aramda engel oluşturan tüm günahlar için tövbe ediyorum ve Rab İsa, değerli kanınla beni temizlemen için dua ediyorum. Kutsal varlığın şimdi beni kaplasın. Rab, beni Kutsal Ruh’ la vaftiz etmen için dua ediyorum. Senin sözünde “dileyin, verilecektir” (Luka 11:9) yazılıdır. Kutsal Ruh, bendeki işini gerçekleştir. Hayatımın tüm kapılarını senin çalışmana açıyorum, ve bu alanlar üzerinde sana mutlak yetki vererek seni hayatıma davet ediyorum. İsa Mesih'in adıyla, Amin.

  • Bir Hristiyan, İsa Mesih'e Tanıklık Etme Korkusunu Nasıl Yenebilir?

    Ben Hristiyanım ve müjdeyi yaymam gerekiyor. Gerçek hayatta müjdeyi yaymaktan utanıyorum, utandığım için de üzülüyorum. Bu konu hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu korku ve utancı nasıl yenebilirim? Öncelikle, bu korkunun veya utancın normal olduğunu söyleyerek konumuza giriş yapmak istiyorum. Çünkü bu toprağın Hristiyanları olarak, çevremizden baskı görebiliyoruz. Bize dönen bakışlar değişebiliyor, bazılarının canına bile kastedilebiliyor. Tanıklıkla ilgili korkunun olası nedenleri arasında utangaçlık; reddedilme veya aşağılanma; kişisel tanıklığımızı ifade edememe; Kutsal Kitap hakkında bilgi eksikliği; Rab'be güvenmemek; ve insanların sevindirici haberi neden reddettiklerine dair bilgisizlik olabilir. Korkunun gerçek sebebini belirlemek zor olabilir ve sebebini anlamak korkumuzu gidermeyebilir. Ancak bize İsa Mesih'in adıyla cesur olmamız emredildi (Efesliler 6:19), bu yüzden her seferinde bir adım atarak sebat etmemiz gerekebilir. Korkunun üstesinden hazırlık yaparak gelinebileceğinden, bazı temel ilkeleri uygulayabilir ve becerilerimizi geliştirebiliriz. (2 Timoteos 3:16-17) Eğer hayatımızda İsa Mesih'le birlikte yürümezsek, Mesih için etkili bir şekilde tanıklık edemeyiz, bu nedenle kesinlikle tutarlı bir Hristiyan hayatı yaşamalıyız. "Sizin ışığınız insanların önünde öyle parlasın ki, iyi işlerinizi görerek göklerdeki Babanız'ı yüceltsinler!" (Matta 5:16) Mümkünse bir kiliseye düzenli bir şekilde gitmeliyiz. Böylece daha çok öğreniriz. Ayrıca Kutsal Kitap hakkındaki bilgimizi her zaman geliştirebiliriz. İnternet üzerinde yayınlanan Hristiyan içerikler, buna yardımcı olacaktır. Kanal Hayat, Sat7 Türk gibi kanallar örneğin. Rabbimiz Mesih İsa, müjdesini pek çok farklı insanla paylaşmıştır. O, Nikodim'i ve kuyunun başındaki kadını anladı ve bu bilgiyi onları kendisine çekmek için kullandı. (Yuhanna 3 ve 4. bölümler) Bizim yaklaşımımız da kişiye özel olmalıdır. İman etmeyen biriyle konuşurken onu kurtuluştan alıkoyan şeyin ne olduğunu bulmaya çalışmalıyız. Genel olarak insanları inançtan alıkoyan üç faktör vardır: Tanrı hakkında kararsızlık, Tanrı korkusu ve O'nun öğretilerini ve Oğlu Mesih İsa'yı yanlış tanımaktan dolayı da gerçek Tanrı'ya karşı nefret. Yuhanna bölümünde bize, başarılı tanıklığın anahtarının "sevgi" olduğunu gösterir. İsa insanları; çarmıhı ve Babadan ayrılmayı kabul edecek kadar sevdi. Kutsal Ruh'un yardımıyla insanları daha çok sevmeyi öğrenebiliriz. Bunu yaptığımızda, insanları ölümden kurtarma arzumuz artacağından sevindirici haberi paylaşma konusunda daha motive olacağız. Sevgi bizi iyi haberi duyurmaya zorlar. Kutsal Ruh, insanları günahlarına ikna ederek ve kurtuluş arzusunu uyandırarak bizim için kapıları açacak ve yollarımızın kesişmesini ayarlayacaktır. Bizim işimiz sadece İsa Mesih'e güvenmek, O'na dua etmek ve kurtuluşun her günahkar için mevcut olduğunu açıklamak ve kurtuluşun iyi haberini sunmaktır. Kutsal Ruh, bizim için fırsatları ve tanıklık etme imkanını sağlayacaktır. Sadece O'na dua edelim ve O'nun yönlendirişine kalbimizi açalım. Konuşmak birçok kişinin rahatsız edici bulduğu bir şeydir, hele ki ülkemizde. Ancak Hristiyan olarak yürüyorsak; çalışıp plan yaparsak; Kutsal Ruh'a güvenirsek (Yuhanna 16:8; Titus 3:5); başarısızlığın kabul edilebilir olduğunu ve reddedildiğimizde Tanrı'nın bizi kutsadığını anlarsak (Luka 6:22); ve eğer insanları gerçekten seviyorsak ve onların cennete gitmesine ve şuanki hayatını güzel yaşamasına yardım etmek istiyorsak, bizim için işe yarayan bir tanıklık yaklaşımı bulabilmeliyiz. Göz önünde bulundurulması gereken yöntemlerden biri, İsa'nın bizim için yaptıklarına ilişkin basit bir tanıklığı hazırlamak ve ezberlemektir. Bu, birkaç anahtar kelime içermelidir. Ayrıca müjdeyle ve tanıklığımızla ilgili birkaç önemli ayeti de ezberlemeliyiz. Daha sonra, bir sohbette anahtar kelimelerimizden herhangi biri ortaya çıktığında, Allah'la ilgili şeylerle ilgili bir bağlamda, tanıklığımızı tartışabiliriz veya bir ayet okuyup anlamını açıklayabiliriz. Bize konuyla ilgili herhangi bir soru sorulursa Kutsal Ruh'un bir yürek açtığına güvenerek ilerleyebiliriz. Eğer diğer kişi herhangi bir ilgi göstermiyorsa, başlangıçtaki sohbete endişe duymadan devam edebiliriz. En azından bir tohum ekmiş oluruz. Bir diğer yöntem ise, İsa Mesih'in karakterini yansıtmaktır. Benim kişisel olarak en sevdiğim yöntemlerden biridir. Şayet bir kişi sizin, diğerlerinden farklı olduğunuzu görürse; yani ışığınızı farkederse nedenini soracaktır. Siz de bu şekilde tanıklığınızı, İsa Mesih ile yürüdüğünüz için böyle olduğunu anlatabilirsiniz. Bu daha çok etkileyici olacaktır. Bizzat nasıl Rab'be geldiğinizi anlatmanız, onları ikna etmeye çalışmaktan daha etkili olacaktır. Unutmayın, her şeyden önce Rab'be dua ederek O'ndan yardım isteyin ve bırakın O sizi yönlendirsin. Peki bunu sokakta yapabilir miyiz? Neden olmasın, fakat en iyisi kendi çevrenizle başlamaktır. Bu daha sağlıklı olacaktır. Onun haricinde şayet bir kiliseye gidiyorsanız, kilisenizdeki ziyaretçilerle ilgilenerek de bunu pratik edebilirsiniz. Kutsal Kitap'ı okuyun ve üzerine düşünün, Hristiyanlığı yani İsa Mesih'in öğrencisi olmayı, Tanrı'nın çocuğu olarak yaşayın. Kutsal Ruh'un işini yapmasına izin verin. (Yuhanna 3:8) Tanrı’nın iyi haberini dünyaya yaymanın bir parçası olmak bir ayrıcalıktır. Büyük Görevi yerine getirirken, İsa'nın harika vaadine sahibiz: "İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim." (Matta 28:20) "Öyleyse buna ne diyelim? Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir?" (Romalılar 8:31)

  • Neden Hristiyan Olmalıyım? Neden İsa Mesih'e İnanmalıyım?

    Deist biri olarak bir soru sormak istiyorum, neden Hristiyan olmalıyım? Bu yıl Hristiyan olarak yaşamamın üçüncü yılı. (Vaftiz edildiğimden beri) Bir Türk olarak, elbette ki çoğunluk gibi Müslüman bir ailede doğdum, ailemin dinini miras aldım. Ancak dürüst olmak gerekirse, büyüdükçe ailemin inancını körü körüne takip etmek istemedim. Hayatımda, çoğu benim için hala gizemli olan Tanrı hakkında birçok soruyla sık sık boğuştum. Defalarca Yaratıcı'nın kim olduğunu anlamaya çalıştım. Tanrı'nın gerçekte kim olduğunu ve kime ibadet ettiğimi büyük bir istekle öğrenmek istedim. İnsanlar bana inancımı ve hayat temelimin ne olduğunu sorduklarında gerekçelerini verebilmem, kanaatimi açıklayabilmem gerektiğini her zaman düşünürdüm. İnancıma karşı sorumluluğum var. Hepimizin var. Bazen Tanrı'yı bilmeyi hak ettiğimi düşündüm ve Tanrı hakkındaki gerçeği formüle edecek kadar akıllı olduğumu hissettim, ta ki sonunda elde ettiğim şeyin sadece bir hayal kırıklığı olduğunu fark edene kadar. Herkesin kendine ait bir ruhsal deneyimi olduğuna ve bunu geniş çapta paylaşma hakkına sahip olduğuna inanıyorum. Benim için (Birçok Hristiyan için) Hristiyanlığın sıradan bir dinle alakası yok. Bir kurallar bütününü takip eden, ruhsuz bir inanç değil. Pek çok insanın da anlayabileceği gibi benim de 'din kavramı' ile ilgili şeylere karşı alerjim var çünkü tarih, 'din kavramı'nın bu dünyada barış ve uyum yaratmak yerine her yerde bölünmeyi ve savaşı kışkırttığını gösterdi. Hristiyanlık, İsa'yı yani Tanrı'nın beden almış halini gerçek ve ilgili model olarak takip eden ve O'nunla yakın bir ilişki sürdüren bir inançtır. Bu yolda bizzat Tanrı'nın adımları takip edilir. Üstelik, Tanrı bu yolda sizi yapayalnız bırakmaz, ki bıraksa da başarısız oluruz. Kutsal Ruh'uyla her daim yanımızdadır ve O'ndan öğreniriz. İsa Mesih'e neden inanmanız gerektiğini ya da neden Hristiyan olmanız gerektiğini, 6 başlık altında özetle paylaşabilirim: 1) Yeryüzüne Gelip İnsanlarla İlişki Kurmak İçin İnisiyatif Alan Tek Kişi O'dur İnsan ne kadar çaba gösterirse göstersin kendi gücüyle, anlayışıyla Yaratıcı'ya ulaşamaz. Çünkü o sonsuzdur. İnsanlara sevgiyle ulaşmak için ilk adımı atan Tanrı'dır. İsa; Tanrı'nın, yarattığı dünyada mucizevi bir şekilde doğan ve dünya ile kendisi arasında bağlantı kurmak, insanlarla Tanrı arasında bir köprü kurmak için insan formundaki mükemmel tezahürüdür. Tanrı insanları çok sevdiğinden, kendisi ile yakın bir ilişki kurabilmemiz için bize geldi. İlk adımı atmak, biriyle ilişki kurmanın ilk önemli adımıdır. Biriyle gerçekten ilgileniyorsanız (veya onu seviyorsanız), sohbeti başlatmak için sabırsızlanıyorsunuzdur. Sevdiklerinizin ihtiyaçlarına samimi bir yardımda bulunmaktan kendinizi alıkoyamazsınız. Girişiminiz ilginizi ve sevginizi içten dışa gösterecektir. Birçok insan reddedilmekten korktuğu için sevgisini göstermekten korkuyor. Ancak nazik ve samimi bir davranışta bulunmak için ilk adımı attığınızda korkunuzu yenersiniz çünkü mükemmel sevgi korkuyu siler atar. 2) Ölen, Ölümden Dirilen ve Göğe Yükselen Tek Kişi O'dur. "Yol, Gerçek ve Yaşam benim." Diyen Tek O'dur. İnsanlık tarihi bu gerçekleri kanıtlamıştır. Dünyanın her yıl Paskalya'yı (Diriliş Bayramı) kutladığının farkında mısınız? Bana göre bu, dünyanın İsa’nın ölümünü, dirilişini ve göğe yükselişini tanıdığını açıkça gösterir. Üstelik O'nun ölümü ve dirilişi, O'nun ölüm ve yaşam üzerindeki nihai otoritesine işaret ederken, yükselişi de onun yeryüzünde ve gökteki hakimiyetine işaret etmektedir. Hiçbir inanç önderi, yol gerçek ve yaşam olduğunu veya kendilerinin gözleri önünde ölüp dirileceğini, başkalarına bunu bizzat göstereceğini iddiaa bile edememiştir. Sonsuz olduğunu da iddiaa edememişlerdir. Hepsi ölüp gitmiştir, mezarları bellidir. Ölüm her insanın en büyük korkusudur. Her canlının yeryüzündeki varlığının sonudur. Hiç kimse 'yok oluş' konusunda iyi hissetmiyor. Ancak imanlılar olarak ölümden korkmamıza gerek yok çünkü İsa ölümü yendi! Ölüme karşı zafer kazandı. Dahası, bize görkemli cennette sonsuz bir yuva sağladı. Sonsuza dek mutlu bir yaşamda sonsuza kadar Tanrı ile birlikte olabileceğimiz son varış noktamızdır. Bu evrenin otoritesi olan İsa'da sonsuzluk güvencesine sahibiz. İnananlar olarak O'nun gibi olacağız. 3) Tanrı Olmasına Rağmen Kendisini İnsan Bedeninde Alçalttı. Birçokları "Yüce" Olmak İsterken; Gerçek Yaratıcı Yarattıklarına Alçakgönüllülükle Hizmet Etti İsa, Tanrı Söz'ünün beden almış halidir, Tanrı'nın doğasında mevcuttur, ancak insan bedeninde gücünü kendi avantajı için kullanılabilecek bir şey olarak görmemiştir. Bilerek kendisini sınırlamıştır. İnsan benzeyişinde dünyaya geldi. O, bu dünyaya hizmet edilmek için değil, hizmet etmek ve canını bizim için fidye olarak vermek için geldi. Son günlerde, çoğu yozlaşmış liderliğin neden olduğu pek çok sıkıntıyı her yerde bulabiliriz. Halkını hayal kırıklığına uğratan o kadar çok dünya lideri var ki, bunun sonucu olarak isyanları ya da gözyaşlarını görebiliyoruz. Parçalanmış liderlikler, sadece kendi çıkarlarını gözettikleri için insanların ihtiyaçlarını karşılamakta başarısız oldular. Ya da arkalarında acı bıraktılar. Ancak İsa'nın hayatı, başarılı modern liderlik için büyük bir ilham kaynağı olmuştur. İsa'nın liderliğinin anahtarı; kendi çıkarlarını aramamak, kendini alçaltmak ve herkesin hizmetkarı olmaktır. İnsanlar bu tür bir liderliğe güvenebilir, umut bağlayabilir ve teslim olabilirler. 4 ) Bizi Tanıkları Olmamız, Müjdesini Dünyaya Anlatmamız İçin Gönderen Tek Kişi O'dur İsa göğe çıkmadan önce öğrencilerine tüm uluslara giderek Tanrı'nın hakikati ve kurtuluşu hakkındaki iyi haberi (İncil, Müjde) yaymalarını emretti. Adını tüm dünyanın bilmesini istiyor çünkü Tanrı'nın isteği tüm insanların kurtarılmasıdır. (Hem fiziksel, hem ruhsal kurtuluş) Bir dostumuz ya da ailemizden biri ağır bir hastalığa yakalanmışsa ve onu iyileştirecek bir ilaç varsa, bunu ona söyler miyiz? Yoksa bunu saklayıp daha fazla acı çekmelerine izin mi veririz? Eğer İsa'nın bu 'ölmekte olan' dünyanın ihtiyacı olan tek şey olduğunu biliyorsak, onu kendi kurtuluşumuz için tutamayız. Gerçeği dünyayla paylaşmalıyız ki insanlar ihtiyaç duydukları şifayı bulabilsinler. Bu nedenle müjdeyi yaymanın konuyla ilgili olduğuna ve müjdeyi sözlü veya sözlü olmayan şekilde paylaşmanın her zaman anlamlı olduğuna inanıyorum. İsa'nın hikayesine tanık olmak, insanları aktif olarak sevmek anlamına gelir. Bu dünyada Tanrı'yla paydaşlığa sahip olmak, O'nun müjdesine tanıklık etmek bir ayrıcalıktır. 5 ) Tanrı'ya "Baba" Diye Seslenmeyi Tanıtan Tek Kişi O'dur İsa'nın öğrencilerine öğrettiği bir dua olan "Rab'bin Duası"nda Tanrı'yı Baba olarak tanıttı. Şöyle dedi: "Göklerdeki Baba'mız, adın Kutsal kılınsın." Tanrı ile insan arasındaki ilişkiyi bu kadar baba-evlat ilişkisi olarak anlatan dünyada başka bir din veya inanç sistemi yoktur. Tanrı'yı en dünyasal düzeyde yalnızca İsa'da görebiliriz. Tanrı bu kadar uzakta, ulaşılamaz ya da aşkın bir şey değildir. Aslında RAB bize o kadar yakın ki, kalbimizde yaşamak istiyor. Bu gerçeği bildiğimize göre, O'na soracak bir şeyimiz olduğunda endişelenmemize gerek yok. İsteklerimizi, mutluluğumuzu, üzüntümüzü, gücümüzü, zayıflığımızı, başarımızı, başarısızlığımızı vb. O'na özgürce bildirebiliriz. Yaşamlarımız O'nun önünde geniş bir şekilde açıktır. Hiçbir şey O'na gizli değildir. Gerçek bir babanın evladını içtenlikle sevmesi gibi, İsa da bizi tamamen ve koşulsuz sevdi. (Bizi olduğumuz gibi kabul etti.) Öte yandan gerçek bir baba, evladını yanlış yaptığında azarlayıp cezalandırdığı gibi, İsa da sevdiği kişiye disiplinini göstermiş oldu. (Ve hala, günümüzde de gösteriyor, eğitiyor.) 6 ) Değişmez İnancın, Umudun ve Sevginin Mesajını Getiren Tek Kişi O'dur İsa'nın yaşam mesajının (İncil) temelde inanç, umut ve sevgiyle ilgili olduğu açık ve inkar edilemez. Hayatı boyunca, nerede olursa olsun, bu mesajı daima Tanrı'nın krallığı bağlamında iletti. Pek çok Hristiyanın da bildiği gibi Hristiyanlığın özü Tanrı'yı ve insanları sevmektir. Sevgide umut vardır. Sevgi her şeye inanır: Birini gerçekten seviyorsanız, görünüşte iyi ya da yeterince değerli olmasa bile onun hakkındaki iyi şeylere inanırsınız. Mesih'e olan inanç, umut ve sevgi, (çoğunlukla koşullara bağlı olarak değişmeye devam eden) bu dünyevi kavramlar/değerlerle aynı değildir, çünkü İsa dün, bugün ve sonsuza kadar aynıdır. RAB biz insanlar gibi dönek değildir. Sadıktır. "Fikrimi değiştirdim, yolladığım kitaplarımı değiştirdiler." demez ve diyemez. Çünkü O, güçlüdür. Tanrı yalnızca kitaplarda incelenecek bir nesne değildir. Dahası, Tanrı deneyimlenecek 'bir kişidir'. Tanrı hakkında pek çok teori üretebiliriz, ancak O'nu kişisel olarak deneyimlemediğimiz sürece bunlar boşuna olacaktır. Tanrı'yı deneyimlemek için tüm kalbimizle yaşamlarımızı O'nun kontrolüne teslim etmemiz gerekir. Her gün kendimizi ona teslim ederken, O'nun hayatımızdaki otoritesini itiraf etmemiz gerekir. Bazen insanların onayını aramak için yaşamadığımızdan başkalarının ne düşündüğünü duymamıza gerek kalmaz. Tanrı, Yaratıcı olarak hakkımızda herhangi bir insanın bildiğinden ve hatta bizden daha fazlasını biliyor. Hayatı Tanrı'ya adamak ve O'nunla yürümek anlamlı ve verimli bir yaşama sahip olmanın en iyi yoludur. Rab İsa ile beraber yaşamak şereftir. "İsa, “Yol, gerçek ve yaşam Ben'im” dedi. " (Yuhanna 14:6)

  • Hristiyanlıkta Tanrı Kimdir?

    Hristiyanlıkta Tanrı kimdir? Hristiyanlıkta Allah kimdir? Yaratıcı hakkında neler bilebiliriz? Allah hakkında neler bilebiliriz? Tanrı hakkında neler bilebiliriz? Tanr'nın kim olduğuna dair konuşacağımız yazımızda, kategoriler şeklinde ilerleyeceğiz. Özet olarak konuyu ele alacağız, fakat bu özetten bereket alacağınıza inanıyor ve aklınızın bir köşesinde kalıcılığı sağlayacağını umut ediyoruz. 1.) Tanrı kimdir? - Varlığı Hakkında Tanrı'nın varlığı gerçeği hem yaratılış hem de insanın vicdanı aracılığıyla o kadar dikkat çekicidir ki, Kutsal Kitap Tanrı'yı tanımayanları "Akılsız" olarak adlandırır. (Mezmur 14:1). Kutsal Kitap hiçbir zaman Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışmaz. Böyle bir tartışmaya girmez bile. En başından beri O'nun varlığını söyler. (Yaratılış 1:1) Kutsal Kitap'ın yaptığı şey Tanrı'nın doğasını, karakterini ve işini ortaya koymaktır. 2.) Tanrı kimdir? - Tanım olarak Tanrı hakkında doğru düşünmek çok önemlidir çünkü Tanrı hakkında yanlış bir tanımlamaya sahip olmak, bizi putperestliğe itebilir. Mezmur 50:21'de Tanrı kötü adamı şu suçundan dolayı azarlıyor: "Beni kendin gibi sandın." Tanrı'yı tanımlamada kısa, özet bir örnek verebiliriz: “Yüce Varlık; her şeyin Yaratıcısı ve Hükümdarı; Güç, iyilik ve bilgelik bakımından mükemmel olan, Kendiliğinden Var Olan, Ebedi ve Ezeli, Her şeye egemen..." 3.) Tanrı kimdir? - Tanrı'nın Doğası Tanrı hakkında bazı şeyleri bir nedenden ötürü biliyoruz: O, merhametiyle bazı niteliklerini, doğasını bize açıklama lütfunda bulunmuştur. Tanrı, doğası gereği soyut olan ruhtur. (Yuhanna 4:24) Tanrı birdir ama üç kişi olarak varlığını açıklar: Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh Tanrı (Matta 3:16-17) Tanrı sonsuzdur (1 Timoteos 1:17), eşsizdir (2 Samuel 7:22) ve değişmezdir. (Malaki 3:6) Tanrı her yerde vardır (Mezmurlar 139:7-12), her şeyi bilir (Mezmurlar 147:5; Yeşaya 40:28) ve her türlü güce ve yetkiye sahiptir. (Efesliler 1; Vahiy 19:6) 4.) Tanrı kimdir? - Tanrı'nın Karakteri Tanrı'nın Kutsal Kitap'ta açıklanan bazı özellikleri şunlardır: Tanrı adildir (Elçilerin İşleri 17:31), sevgi doludur (Efesliler 2:4-5), doğrudur, gerçek ve güvenilirdir (Yuhanna 14:6) ve kutsaldır. (1 Yuhanna 1:5) Tanrı şefkat gösterir (2 Korintliler 1:3), merhamet gösterir (Romalılar 9:15) ve lütuf gösterir. (Romalılar 5:17) Tanrı günahı yargılar (Mezmur 5:5) ama aynı zamanda bağışlama da sunar. (Mezmur 130:4) 5.) Tanrı kimdir? - Tanrı'nın Yaptıkları / İşleri Tanrı'yı yaptıklarından / işlerinden ayrı olarak anlayamayız çünkü Tanrı'nın yaptıkları, O'nun varlığından kaynaklanır. İşte Tanrı'nın geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki işlerinin kısaltılmış bir listesi: Tanrı dünyayı yarattı (Yaratılış 1:1; Yeşaya 42:5); O, aktif olarak dünyayı ayakta tutuyor (Koloseliler 1:17); O, insanın günah ve ölümün lanetinden kurtarılmasını (Galatyalılar 3:13-14) içeren kendi sonsuz planını (Efesliler 1:11) uyguluyor; İnsanları Mesih'e çeker. (Yuhanna 6:44) Çocuklarını terbiye eder. (İbraniler 12:6) Dünyayı yargılayacaktır. (Vahiy 20:11-15) 6.) Tanrı kimdir? - Tanrı ile İlişki / Bağ Kurmak Tanrı Söz'ü, beden alıp dünyamıza geldi. (Yuhanna 1:14). Tanrı'nın Söz'ü, İnsanoğlu oldu ve bu nedenle Yaratıcı ile bizim aramızdaki aracıdır.(Yuhanna 14:6; 1 Timoteos 2:5) Yalnızca İsa Mesih aracılığıyla günahlarımızın bağışlanmasına (Efesliler 1:7), Tanrı ile barışmaya (Yuhanna 15:15; Romalılar 5:10) ve sonsuz kurtuluşa (2 Timoteos 2:10) sahip olabiliriz. "Çünkü Tanrılığın bütün doluluğu bedence Mesih'te bulunuyor." (Koloseliler 2:9) Dolayısıyla Tanrı'nın gerçekten kim olduğunu bilmek için tek yapmamız gereken Mesih İsa 'ya bakmaktır.

  • Hristiyanlıkta Kadın Saçını Kapatmalı mı? Hristiyanlıkta Kadın Başını Örtmeli mi? Hristiyanlıkta Saç Örtülmeli midir?

    Hristiyanlıkta Kadın Saçını Kapatmalı mı? Hristiyanlıkta Kadın Başını Örtmeli mi? Hristiyanlıkta Saç Örtülmeli midir? 1. Korintliler 11:6 ne anlatıyor? 1. Korintliler 11:3-16 kadınlar ve başörtüsü konusuna değiniyor. Bu soru, özellikle kadınlar tarafından bize sıkça sorulan sorulardan bir tanesi. Peki, yanıtı nedir? Pavlus, Korint bölgesine neden bunları yazdı? Beraber bakalım. Korint'teki kilise, İsa Mesih'e inanan insanlarla doluydu. Ancak onların bir çoğunun geçmişi, erken dönemde yanlış yorumlamalara ve kadınların pagan tapınak fahişeleri gibi saçlarını traş etmeleri de dahil olmak üzere açıkça kötü davranışlara yol açtı. Elçi Pavlus kiliseye, bazı kadınların davranışları da dahil olmak üzere çeşitli konularda onları uyaran bir mektup yazdı. Pavlus'un bu mektubu yazdığı spesifik bağlamın dışında, bazıları bu ayeti tüm Hristiyan kadınların başlarını örtmeleri gerektiği şeklinde yorumladılar. Bağlamı ve Mesih'teki özgürlüğün gerçekte ne anlama geldiğini anlamak, Pavlus'un bu kadınlara kendi kültürlerine uygun giyinmeleri gerektiğini yazdığını; tüm inanan kadınların başlarını örtmeleri gerektiğini dikte etmediğini ortaya koyuyor. 1. Korintliler bölümünde Pavlus, o zamanlar içinde birçok mesele bulunan, Yahudi olmayanlardan oluşan bir kiliseye hitap ediyordu. Zina, kötü öğreti ve pek çok endişe verici davranış vardı. Ayrıca, eski yaşantısında pagan tapınaklarında hayat kadını olan, bölgede farklı şekillerde çalışan kişiler mevcuttu. Hayal etmenizi istiyorum. Korint bölgesinde, eskiden hayat kadını olan birisi İsa Mesih'e iman edip eski hayatını geride bırakıyor. Korint cemaatine katılıyor. Saçları, onun geçmişini ele veriyor. Topluluktaki bazı kişiler, onun geçmişinden dolayı onu içten içe yargılayabilirler değil mi? Hristiyanların günah meselesinin dışında kalan bir şey yapıp yapmadıklarına dair pek çok soru gibi, sonuçta bu, inanlının kişisel inancına bağlı olacaktır. Pek çok ülkede bir kadının başını örtmesi hala mütevazı, hatta bazen günlük yaşamın olağan geleneği kabul ediliyor. Bazılarında ise erkekler başlarını örtüyor. Bu tamamen, size bağlı . Başınızı örtebilir veya kapatabilirsiniz. Pavlus, diğer kiliselere yazdığı birkaç mektupta, erkek ve kadınların nasıl davranmaları gerektiği de dahil olmak üzere Hristiyan davranışlarına ilişkin genel tavsiyeler verdi. Ancak bir daha asla başörtüsünü gündeme getirmiyor. Evlilik ilişkilerine, kardeşler arasında ve dünya dışında uygun davranışlara, doğru öğretiye ve diğer konulara düzenli olarak değiniyor. Eğer başörtüsü takmak gerçekten Hristiyan kadınlığının bir emri olsaydı, onun bu konuyu ele alacağı rahatlıkla varsayılabilir. Yazdığı kişiler kimlerdi? Bölgelerinin ortak kıyafetleri neydi? Bu soruları okurken sormayı unutmayalım. Neden yazdığını kendimize soralım. Pavlus'un geldiği Orta Doğu'da kadınların başörtüsü takması yaygındı. Hem İsrail'de hem de Korint'te kadınlar genellikle saçlarını uzun tutuyorlardı. Yunanistan'da kadınlar pagan tapınağı fahişesi olduklarını belirtmek için başlarını tıraş ediyorlardı. Dolayısıyla Hristiyan bir kadının başını örtmesi ve saçını kazıması Korint'te sıkıntılı bir davranıştı ve inanmayan Yunanlılara onun Hristiyan olduğuna dair bir işaret göndermiyordu. Bunun yerine çok farklı bir şeyin sinyalini veriyordu. Birisi yalnızca Pavlus'un hitap ettiği kadınların başlarını örtme emrine baktığında, başörtülerinin farklı kültürlerde farklı amaçlarla var olduğunu unutuyor. Kültürel bağlamın bir diğer önemli parçası da Korint'te kadınların evli olduklarını ve kocalarına itaat ettiklerini göstermek için başörtüsü takmalarıdır. Bir kadının başı örtülmeden dışarı çıkması, evli olmadığının ya da evliliğinde boyun eğmediğinin, hatta muhtemelen sadakatsiz olduğunun göstergesiydi. Bu, o bölgeye has bir durumdu. Erkekler nasıl her ihtiyaç anında Tanrı'ya ibadet edebiliyorsa, kadın da öyle ibadet edebilir. Sevinçli ve sıkıntılı bir anında, ibadette veya Rab'bin sözlerini derin düşünürken başı örtülmeden Tanrı'ya feryat edebilir. Başı ibadette örtmeyi veya örtmemeyi tercih edebilirsiniz. Bir ayetle sonlandırmak istiyorum: "İmanı zayıf olanı aranıza kabul edin, ama tartışmalı konulara girmeyin. Biri her şeyi yiyebileceğine inanır; imanı zayıf olansa yalnız sebze yer. Her şeyi yiyen, yemeyeni hor görmesin. Her şeyi yemeyen, yiyeni yargılamasın. Çünkü Tanrı onu kabul etmiştir. Sen kimsin ki, başkasının kulunu yargılıyorsun? Kulu haklı çıkaran da haksız çıkaran da efendisidir. Kul haklı çıkacaktır. Çünkü Rab'bin onu haklı çıkarmaya gücü vardır." (Romalılar 14:1-4) Her insanın Rab ile ilişkisini nasıl yürüteceği konusunda kendi mücadelesi, kendi vicdanı ve inancı vardır. Eninde sonunda, her erkek ve kadın, inananlar da dahil olmak üzere, Tanrı'nın huzuruna çıkacak ve hesap verecektir. Bu her Hristiyan kadının esenliğine kalmıştır. Bazıları aynı fikirde olmasa da çoğu ilahiyatçı ve mezhep, Pavlus'un başörtüsünü kültürün bir unsuru olarak ele aldığı konusunda hemfikir.

  • İsa Mesih'in Matta ve Luka'da Soyağacı Neden Farklı?

    İsa Mesih'in Matta ve Luka'da Soyağacı Neden Farklı? İsa'nın soyağacı Kutsal Yazılar'da iki yerde verilmektedir: Matta 1 ve Luka 3:23-38. Matta soyağacının izini İsa'dan İbrahim'e kadar sürer. Luka, soyağacının izini İsa'dan Adem'e kadar sürer. Ancak Matta ve Luka'nın farklı bir soyağacı şemasını kullanırlar. Örneğin Matta, Yusuf'un babasının Yakup olduğunu belirtir (Matta 1:16), Luka ise Yusuf'un babasının Heli olduğunu söyler. (Luka 3:23) Matta çizgiyi Davut'un oğlu Süleyman'a kadar takip ederken (Matta 1:6), Luka ise Davut'un oğlu Natan'a kadar çizgiyi takip eder. (Luka 3:31) Bazıları bu tarz durumları " İncil'deki çelişkiler " diyerek sunma gafletinde bulunuyorlar. Ancak Yahudiler, özellikle soyağacı konusunda titiz kayıt tutuculardı. Matta ve Luka'nın aynı soydan tamamen çelişkili iki soykütüğü oluşturabilmeleri düşünülemez. Düşündük diyelim, bunun çelişki olduğunu düşünüp kitabı değiştirmezler miydi? 1. Cevap Soyağaçlarından biri, Hz. Meryem'i temel alır. Luka bize Hz. Meryem'in soyağacını verirken, Matta bize Yusuf'un soyağacını verir. Luka'nın doğum anlatısı Meryem'e odaklanır. Bu öneri bazen, Yehoyakim'in (Yeremya 36:30) ya da oğlu Yehoya'nın (Yeremya 22:24-30) soyundan gelenlerin Davut'un tahtına oturmayacağını peygamberlik eden Yeremya tarafından Süleyman'ın soyuna karşı verilen vaatle bağlantılıdır. İsa yasal soyundan olduğu için bu hükümde değildir; Davut'un fiziksel soyundan ziyade Meryem aracılığıyla. Matta ise soyağacının Yusuf tarafından takip ediyor. 2. Cevap Bir soyağacı devletsel veya yasal soyağacı, diğeri ise fiziksel yani biyolojik soyağacıdır. Matta, İsrail'in krallarının resmi soyunu listeliyor. Onun amacı Yusuf'un o çizgiyle akraba olduğunu göstermektir. Luka bize fiziksel torunları, başka bir deyişle, düşünmeye alıştığımız şekilde bir soyağacı veriyor. 3. Cevap Matta'nın birincil veya biyolojik soyun izini sürerken Luka'nın "levirat evliliği" olayını hesaba kattığıdır. Bir adam hiç oğlu olmadan ölürse, adamın erkek kardeşinin dul kadınla evlenmesi ve ölen adamın adını taşıyacak bir oğlu olması bir gelenekti. Bu cevaba göre, Malki (Luka 3:24) ve Mattan (Matta 1:15) farklı zamanlarda aynı kadınla evlenmişlerdi. (gelenek ona Estha adını verir). Bu, Heli'yi (Luka 3:23) ve Yakup'u (Matta 1:15) üvey kardeş yapar. Heli daha sonra oğlu olmadan öldü ve böylece (üvey) kardeşi Yakup, Heli'nin Yusuf'u doğuran dul eşiyle evlendi. Bu, Yusuf'u yasal olarak "Heli'nin oğlu" ve biyolojik olarak "Yakup'un oğlu" yapacaktır. Dolayısıyla, Matta ve Luka aynı soyağacını (Yusuf'unki) kaydediyorlar, ancak Luka yasal, devletsel kayıt soyunu takip ederken Matta biyolojik soyunu takip ediyor. Luka Hz. Meryem'in soyağacını kaydediyor ve Matta da Yusuf'un soyağacını kaydediyor. Matta, Davut'un oğlu Süleyman aracılığıyla Yusuf'un (İsa'nın yasal babası) soyunu takip ederken, Luka, Davut'un oğlu Natan aracılığıyla Meryem'in (İsa'nın kan akrabası) soyunu takip ediyor. "Damat" için özel bir Koini Grekçesi kelimesi olmadığından, Yusuf, Heli'nin kızı Meryem ile evlendiğinde "Heli'nin oğlu" olarak anılıyordu. Meryem ya da Yusuf'un soyundan gelen İsa, Davut'un soyundandır ve bu nedenle Mesih olmaya uygundur. Soyağacını anne tarafından takip etmek alışılmadık bir durumdur ama bakireden doğum da aynı şekilde alışılmadık bir durumdur, mucizedir. Luka'nın açıklaması, İsa'nın Yusuf'un oğlu olduğu yönündedir, "böyle sanılıyordu" diye yazmıştır. Devlet kayıtları da o yöndedir. (Luka 3:23)

  • Hardal Tanesi Benzetmesi nedir? Hardal Tohumu En Küçük Tohum mu?

    Hardal tanesi benzetmesi ne anlatıyor? Hardal tohumu en küçük tohum mudur? Hardal tanesi benzetmesi ne anlama geliyor? Tüm benzetmelerde olduğu gibi, Hardal tanesi benzetmesinin amacı, başka bir şeyi temsil eden çeşitli anlatı unsurlarını veya ayrıntılarını kullanarak bir kavramı veya "büyük fikri" öğretmektir. Öğelerin kendileri önemli olsa da, ayrıntılara aşırı vurgu yapmak veya bir öğeye harfiyen odaklanmak genellikle yorumlama hatalarına ve benzetmenin ana noktasının kaçırılmasına yol açar. Hardal tohumu benzetmesi, kısa olan benzetmelerden biridir: İsa onlara bir benzetme daha anlattı: “Göklerin Egemenliği, bir adamın tarlasına ektiği hardal tanesine benzer” dedi. “Hardal tohumların en küçüğü olduğu halde, gelişince bahçe bitkilerinin boyunu aşar, ağaç olur. Böylece kuşlar gelip dallarında barınır.” (Matta 13:31-32) İsa'nın bunun gibi benzetmeler kullanmasının nedenlerinden biri; kavramları sözlü resimlerle tasvir ederek mesajın kelime kullanımı, teknoloji, kültürel bağlam veya zamanın akışındaki değişiklikler nedeniyle kaybolmamasıdır. İki bin yıl sonra bile anlatılan resim, benzetme hala canlıdır. Büyüyen tohum kavramını hala anlayabiliyoruz. İsa’nın benzetmelerinin basitliği göz kamaştırıyor. 2000 yıl önceki bir çiftçi de, günümüzdeki birisi de anlatılan bu benzetmeyi tamamen kavrıyor. Bu durumu hayal etmeni istiyorum. Hardal Tohumu benzetmesi İncil'in ilk üç bölümünde yer alır. (Matta 13:31–32; Markos 4:30–32; Luka 13:18–19) Bu benzetmede İsa, göklerin egemenliğinin şaşırtıcı şekilde büyüyeceğini önceden bildiriyor. Hardal tohumu oldukça küçüktür, ancak büyüyerek üç metre yüksekliğe kadar büyük bir çalıya dönüşür ve İsa bunun krallığın büyümesinin bir resmi olduğunu söyler. Hardal Tohumu benzetmesinin amacı büyük ve kutsanmış bir şeyin, yani Tanrı'nın egemenliğinin, mütevazi başlangıçlara sahip olduğudur. Mesih'in hizmeti ne kadar anlamlı, bir düşünün. Sadece üç yıl. Bu üç yılda bir avuç öğrencisi vardı. Rütbesi olmayan ve dünyasal imkanları olmayan bir adamdı ve herkesin dünyanın geri kalmış bir bölgesi olarak gördüğü bir yerde yaşıyordu. İsa'nın yaşamı ve ölümü, dünyanın dikkatini yol kenarında yerde yatan bir hardal tanesinden daha fazla çekmedi. Ama bu Tanrı'nın bir işiydi. İlk başta önemsiz gibi görünen şey, İsa Mesih'in dirilmesiyle dünya çapında etkili bir harekete dönüştü ve kimse bunu durduramadı. (bkz. Elçilerin İşleri 5:38-39) Hala günümüzde, bu egemenlik büyüyor ve Rab İsa'nın ikinci gelişiyle tamamlanacaktır. Kuşlar, (Bizler, ruhlarımız) bu egemenliğin dallarında barınacağız. Kutsal Yazılar'ın başka bir yerinde Tanrı'nın egemenliği bir ağaç olarak resmedilir. Örneğin Hezekiel'deki bir bölüm, Hardal Tohumu benzetmesiyle birçok yönden paralellik gösterir. Bu bölümde Rab Tanrı “yüksek ve ulu bir dağa” bir filiz dikeceğini vaat ediyor. (Hezekiel 17:22) Bu küçük dal “ Dal budak salıp ürün verecek, meyve verecek ve muhteşem bir sedir ağacına dönüşecek. Her türden kuş dallarında tüneyecek; dallarının gölgesine sığınacaklar.” (Hezekiel 17:23) İsa Mesih'ten yıllar önce, Kutsal Ruh aracılığıyla peygamber tarafından yazılan bu satırlar; Mesih'in krallığının çok küçük bir başlangıçtan büyük bir yere kadar büyüyeceğini önceden bildirir. Daha küçük tohumlar ve daha büyük bitkiler varken, İsa'nın neden hardal tohumunu tohumların "en küçüğü" ve olgun hardal bitkisini bahçedeki bitkilerin "en büyüğü" olarak adlandırdığını merak ediyorsunuz değil mi? İsa neden böyle bir şey söyledi? Cevap, İsa'nın retorik abartıyı, yani bir noktaya değinmek için edebiyatı kullandığıdır. Botaniksel olarak değil, benzetme yaparak konuşuyor. İsa, boyutun küçükten büyüğe değişimine ve büyümenin şaşırtıcı doğasına vurgu yapıyor. Anlatmak istediği nokta budur, bitki bilimi değildir. Şunu unutmayalım ve hayal edelim: O dönemde yaşayan, okuma yazma bilmeyen bir çiftçisiniz. İsa Mesih sizin köyünüze geldi ve bu benzetmeyi anlatıyor. Ne demek istediğini kavrarsınız. Belki şuan bir öğrencisiniz, ya da bir fabrika işçisi. Mağazada çalışan biri, ya da bir esnafsınız. Mesleğiniz, eğitim durumunuz ne olursa olsun bu benzetmedeki anlatımı anlıyorsunuz. İşte, Mesih İsa'nın odaklandığı şey buydu. Benzetme yaparak, geçmişe ve geleceğe anlatmak istediğini basit ve etkili bir şekilde anlattı. Bu egemenlik, hala günümüzde büyüyor...

  • Manifesting : Hristiyanlık ne diyor?

    'Manifestlemek, Manifest yapmak' nedir? İncil, bu ve buna benzer şeyler hakkında ne diyor? Manifesting gerçek mi? Çekim yasasına inanmalı mıyız? Manifesting, gerçek olması istenilen bir dileği düşünceyle odaklanarak gerçeğe dönüştürmek olarak ifade ediliyor. Türkçedeki karşılığıysa tezahür. Tezahür kavramı bir süredir var ancak son yıllarda çok daha popüler hale geldi. Sosyal medya, istediğiniz her şeyi ve daha fazlasını ortaya koyma konusunda farklı yaklaşımlarla dolup taşıyor. "Düşün, hayal et ve zengin ol. Evrene mesaj yolla, başarılarla dolup taşacaksın. Manifesting nasıl yapılır?" gibi videolar sosyal medyanın her köşesinde. Ancak olumlu düşünceler, günlük ritüeller ve deftere rakamlar yazma aracılığıyla 30 gün içinde Boğaz'da villada oturmaya inanmaya başlamadan önce, biraz daha derine inelim. Neydi şu manifesting? Manifesting, yaşamınıza olumlu bir sonucu sadece bunun size ait olduğunu "iddia ederek" ve bunun olacağına inanarak getirebileceğiniz fikridir. Hızlı bir internet araması, hayallerindeki yaşamlara ve hedeflere gerçeğe dönüşene kadar dikkatli bir şekilde odaklanarak başarı ve zenginlik bulduğunu söyleyen en sevdiğiniz ünlülerden bazılarını size gösterecektir. Bazıları 3-6-9 yöntemine yemin ederler; istek ve arzuları gerçekleşene kadar günde birkaç kez sabah, öğlen ve gece bir yere kaydederler. Manifesting ile hayatınızın kontrol panelini yönetmeyi hayal ediyorsunuz. Peki Kutsal Kitap manifesting hakkında ne diyor? Kutsal Kitap manifesting'den özel olarak bahsetmese de, Rab bize Kutsal Kitap'ta kontrolün O'nda olduğunu, bizim ise böyle olmadığımızı defalarca hatırlatır. Özgür irademiz vardır, eylemlerimiz belli sonuçlara neden olabilir. Fakat bunun manifest etmek ile ilgisi yoktur. Kendi yaşamlarımızı kontrol etmeye çalıştığımızda Tanrı'nın egemenliğini, güvenilirliğini, planının mükemmelliğini ve sunduğu bereketli yaşamı gözden kaçırırız. Çünkü Tanrı, geleceği ve her şeyi bilen Rab'tir. Bizi bizden iyi tanır, bizim için neyin iyi olacağını bilir. Dua etmek mi, manifesting mi? Duada, isteklerimizi Tanrı'ya getiriyoruz ve bunun gerçekleşmesi için “evrene” ya da içimizdeki güce güvenmek yerine, sonuçları konusunda O'na güveniyoruz. (Efesliler 3:20) Unutmayın, her şeyin yaratıcısı O'dur. O'nun için imkansız yoktur. Bir sonucu manifest etmeye çalıştığınızda Tanrı'yı denklemin dışına çıkarmaya çalışıyorsunuz. Bir nevi şunu diyorsunuz: "Ben güçlüyüm, Tanrı'ya hiç mi hiç ihtiyacım yok. Ondan iyisini bilirim, O'ndan daha güçlüyüm." Ama bu yanılsamadır, gerçeği yansıtmaz. Kutsal Kitap'ta Tanrı “manifest”den bahsetmez ama Hristiyanlara dua etmelerini ve isteklerini kendisine iletmelerini emreder. (Filipililer 4:6-7) Hayatı kendi ellerinize alma veya Tanrı yerine manifest etmeye güvenme arzusuyla mücadele ettiğinizde hatırlamanız gereken 4 gerçeği sıralayalım: 1.) Rab, Her Şeye Egemendir O'dur zamanları ve mevsimleri değiştiren. Kralları tahttan indirir, tahta çıkarır. Bilgelere bilgelik, Anlayışlılara bilgi verir. Derin ve gizli şeyleri ortaya çıkarır, Karanlıkta neler olduğunu bilir, Çevresi ışıkla kuşatılmıştır. (Daniel 2:21-22) Biz hayatlarımızı ne kadar kontrol etmek istesek de, kontrol sahibi olan Tanrı'dan başkası değildir. Her durum ve sonuç O'nun kontrolündedir. Bunu hatırladığımızda, Tanrı'nın üzerimizdeki gücünün farkına varırız ve alçakgönüllülükle, yaşamlarımıza gelen her türlü iyiliğin eylemlerimiz veya düşüncelerimiz aracılığıyla değil, Tanrı aracılığıyla olduğunu hatırlatırız. 2.) Rab, Her Zaman Bizim İyiliğimizi İster. Bunun İçin Ruh'uyla Etkindir "Tanrı'nın, kendisini sevenlerle, amacı uyarınca çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz." (Romalılar 8:28) Çoğu zaman, "ipleri elimize almak" veya bir şeyi gerçekleştirmek için yeni bir yöntem bulmak istediğimizde, bunun nedeni bizim için en iyisinin ne olduğunu bildiğimizi varsaymamızdır. Manifesting gibi. Son dakika haberi: Bunu yapamayız! Tanrı bizim için neyin en iyi olduğunu bilir çünkü O kutsaldır, güçlüdür ve her şeyi bilir. Koşullarımızı, en dayanılmaz olan acılarımızı bile; iyilik için ve kendi büyük amacı için, yani O'nu yüceltmek için kullanacağına güvenilebilir. Bizi tüm acılardan kurtarabilir. Ya da bu acılı anları, iyiyle sonuçlanacak şekilde yönlendirebilir. 3.) Tanrı'nın Bizim İçin Olan İyi Amaçları Saptırılamaz “Senin her şeyi yapabileceğini biliyorum, Hiçbir amacına engel olunmaz." (Eyüp 42:2) Günah insanlığı sonsuza dek değiştirse de, Tanrı'nın amacını asla değiştirmedi. Tanrı, Adem ile Havva'nın başına ne geleceğini biliyordu ve tüm insanlığı kurtarmak için Söz'ünün beden alıp çarmıha gerileceğini biliyordu. Yaşamlarımızı nasıl planlamaya, değiştirmeye ya da yeniden yönlendirmeye çalışırsak çalışalım; Tanrı bize amacının gerçekleşeceğini vaat ediyor. 4.) Tanrı, bize Mesih İsa'da Bol Yaşam Sunar "Hırsız ancak çalıp öldürmek ve yok etmek için gelir. Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim." (Yuhanna 10:10) Bolluk içinde bir yaşam için strese girmemize gerek yok çünkü Mesih bunu bize karşılıksız olarak veriyor. Hayatımızı daha iyi, daha dolu ve daha başarılı kılacaklarını umarak dünyevi şeyleri ve maddi şeyleri arzulamak kolaydır. Eğer sürekli olarak bu dünyaya ait şeylere özlem duyuyorsak, Mesih'in şu anda bizim için sunduğu yaşamı kaçırıyoruz. O'na bağlı bir hayattan daha iyi bir hayat yoktur. Kariyerimizin, ilişkilerimizin veya ailemizin kontrolünün elimizde olmasını ne kadar umutsuzca istersek isteyelim, Tanrı’nın planı yapabileceğimiz her planın yerine geçer. Ve O'nun planı daha iyi! Bir malikaneyi ya da mükemmel eşi “manifest etmeye” çalışmıyor olsanız bile, yaşamınızda kendi planlarınızla gayet iyi (ya da daha iyi) yaptığınızı düşündüğünüz alanları göz ardı etmeyin. Tanrı ile dua yoluyla ve Kutsal Kitap'ı okuyarak konuştunuz mu? Arzularınız, O’nun Sözü'yle örtüşüyor mu? (1. Yuhanna 2:15-17) Tam olarak bilmeseniz bile Tanrı'nın sizin için hazırladığı planlara güveniyor musunuz? Ritüellerden, olumlu düşüncelerden veya söyleyebileceğimiz veya yapabileceğimiz herhangi bir şeyden bağımsız olarak koşullar değişecektir. Ama Tanrı bizi o kadar çok seviyor ki, yalnızca dünyadaki yaşamlarımızı değil, O'nunla olan sonsuzluklarımızı da planladı. Kararı verme veya en iyi olduğunu düşündüğümüz şeyi "manifestleme" girişimlerimize rağmen, Tanrı'nın güçlü, sevgi dolu, iyi ve mükemmel olduğu gerçeğinde dinlenmekte özgür olabiliriz.

  • Pavlus Kimdir?

    İncil'de ve Hristiyanlık aleminde adı geçen Pavlus kimdir? Elçi Pavlus'un hayatından öğrenebileceğimiz çok şey var. Sıradan olmaktan çok uzak olan Pavlus'a, Tanrı'nın krallığı için olağanüstü şeyler yapma fırsatı verildi. Pavlus'un hikayesi, İsa Mesih'teki kurtuluşun hikayesidir ve hiç kimsenin Rab'bin kurtarıcı lütfunun ötesinde olmadığına dair bir tanıklıktır. Ancak bu adamı tam olarak anlamak için onun karanlık tarafını ve Saul, Pavlus olmadan önce neyi sembolize ettiğini incelemeliyiz. Pavlus'un erken yaşamına dinine tamamen adanmışlık, acımasız şiddet ve ilk kiliseye yönelik acımasız zulüm damgasını vurdu. Neyse ki Pavlus'un yaşamının sonraki yılları, yaşamını Mesih için ve O'nun krallığının ilerlemesi için yaşamasıyla belirgin bir farklılık göstermektedir. Pavlus aslında Saul olarak doğmuştu. Asıl ismi Saul'dur. MS 1-5 yılları arasında Mersin Tarsus'ta, Türkiye'de doğdu. Benyamin oymağından ve İbrani soyundan geliyordu. (Filipililer 3:5-6) Anne babası, çocuklarını Yahudi olmayanlardan gelen “kirlenmeye” karşı korumaya çalışan, Tevrat'a sıkı sıkıya bağlı kalan, ateşli Yahudi milliyetçileri olan Ferisilerdi. Saul'un evinde Yunanca olan herhangi bir şey küçümsenirdi, ancak kendisi Yunanca ve yeterli derecede Latince konuşabiliyordu. Ailesi, Yahudiye'nin resmi dili olan İbranicenin bir türevi olan Aramice konuşuyordu. Saul'un ailesi Roma vatandaşıydı, dönemin süper gücünün vatandaşlığına doğuştan sahipti. (Elçilerin İşleri 22:22-29) Saul on üç yaşındayken Gamaliel adındaki bir Ferisi inanç önderi tarafından yetiştirilmesi için Yahudiye'ye gönderildi; Saul onun yönetiminde Yahudi tarihi, Mezmurlar ve peygamberlerin eserleri konusunda uzmanlaştı. Saul, Kutsal Yazıları incelemek gibi şeyleri öğrendiğinde eğitimi beş veya altı yıl daha devam etti. (Elçilerin İşleri 22:3) Antik çağda "eleştiri, hiciv" olarak bilinen soru-cevap tarzı öğretimi bu dönemde geliştirdi. Bu ifade yöntemi, hahamların yasayı çiğneyenleri savunmak veya kovuşturmak için Yahudi hukukunun daha ince noktalarını tartışmasına yardımcı oldu. Saul avukat olmaya devam etti ve tüm işaretler onun, Yahudi yaşamı ve dinini yöneten 71 kişiden oluşan Yahudi Yüksek Mahkemesi olan Sanhedrin'in bir üyesi olacağına işaret ediyordu. Saul imanı konusunda ateşliydi ve bu iman karşıt fikirlerle uzlaşmaya izin vermiyordu. Saul'u dinsel aşırılık yoluna sürükleyen işte bu gayret oldu. Dünyasal anlamda geleceği o dönemde çok parlaktı. Elçilerin İşleri 5:27-42'de Petrus, Saul'un duyacağı şekilde, Sanhedrin'in önünde sevindirici habere ve İsa'ya ilişkin savunmasını yaptı. Gamaliel de oradaydı ve konseyi sakinleştirmek ve Petrus'u taşlamalarını önlemek için bir mesaj iletti. Saul da İstefanos'un (İlk Hristiyan şehit) duruşmasında hazır bulundu. Taşlanması ve ölümü için oradaydı; taşlayanların giysilerini tutuyordu (Elçilerin İşleri 7:58). İstefanos'un ölümünden sonra "Yeruşalim'deki kiliseye karşı büyük bir zulüm başladı" (Elçilerin İşleri 8:1). Saul, Tanrı adına hareket ettiğine inandığı için Hristiyanları yok etmeye kararlıydı; bu mücadelesinde acımasızdı. Tartışmasız, dindar bir teröristten daha korkutucu veya daha gaddar kimse yoktur, özellikle de masum insanları öldürerek Tanrı'nın iradesini yerine getirdiğine inandığında. Mersinli Saul da tam olarak böyleydi: Dindar bir terörist. Elçilerin İşleri 8:3 şunu belirtir: "Saul ise inanlılar topluluğunu kırıp geçirmeye başladı. Ev ev dolaşarak, kadın erkek demeden imanlıları dışarı sürüklüyor, hapse atıyordu." Pavlus'un öyküsündeki en önemli bölüm, Pavlus'un Yeruşalim'den Şam'a giden yolda, yaklaşık 250 kilometrelik bir yolculukta İsa Mesih'le buluşmasını anlatan Elçilerin İşleri 9:1-22'dir. Saul gördükleri karşısında öfkelendi ve Hıristiyanlara karşı ölümcül bir öfkeyle doldu. Yolculuğuna çıkmadan önce, başrahipten Şam'daki sinagoglara mektuplar istemişti ve Hristiyanları Kudüs'e geri getirip hapsetmek için izin istemişti. Yolda Saul gökten gelen parlak bir ışığa yakalandı ve bu onun yüzüstü yere düşmesine neden oldu. Şu sözleri duydu: "Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, “Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?” dediğini işitti. Saul, “Ey Efendim, sen kimsin?” dedi. “Ben senin zulmettiğin İsa'yım” diye yanıt geldi." O andan itibaren Saul'un hayatı alt üst oldu. Rab'bin ışığı onu kör etti ve yolculuğuna devam ederken arkadaşlarının elinden tutmak zorunda kaldı. Saul, İsa'nın talimatı uyarınca, Hananya adında bir adamla temas kurmak üzere Şam'a gitti; bu adam, Saul'un kötü bir adam olarak ününü bildiği için ilk başta Saul'la tanışmaktan çekinmişti. Ancak Rab Hananya'a, Saul'un kendi adını diğer uluslara, krallara ve İsrailoğullarına taşımak için "seçilmiş bir araç" olduğunu (Elçilerin İşleri 9:15) ve bunu yapacağı için acı çekeceğini (Elçilerin İşleri 9:16) söyledi. Hananya, Rab'bin talimatlarını uyguladı ve üzerine el koyduğu Saul'u buldu ve ona İsa Mesih'le ilgili görümünü anlattı. Saul dua yoluyla Kutsal Ruh'u aldı (Elçilerin İşleri 9:17), yeniden görme yetisine kavuştu ve vaftiz edildi (Elçilerin İşleri 9:18). Saul hemen havralara gitti ve İsa'nın Tanrı'nın Oğlu olduğunu ilan etti (Elçilerin İşleri 9:20). Saul'un ünü iyi bilindiği için halk şaşkına döndü ve şüpheci davrandı. Yahudiler onun Hristiyanları götürmek için geldiğini sanıyordu (Elçilerin İşleri 9:21), ama aslında o da onlara katılmıştı. Şam'da yaşayan Yahudiler, Saul'un İsa'nın Mesih olduğunu kanıtlayan iddiaları karşısında şaşkına döndükçe, Saul'un cesareti arttı (Elçilerin İşleri 9:22) Saul Arabistan'da, Şam'da, Kudüs'te, Suriye'de ve memleketinde vakit geçirdi ve Barnabas, Antakya'daki kilisede bulunanlara ders vermek için ondan yardım istedi. (Elçilerin İşleri 11:25) İlginç bir şekilde, İstefanos'un ölümünden sonra ortaya çıkan zulüm nedeniyle Yahudiye'den sürülen Hristiyanlar bu çok etnik kökenli kiliseyi kurdu. (Elçilerin İşleri 11:19–21) Saul üç müjdeyi iletme yolculuğunun ilkini MS 40'ların sonlarında yaptı. Saul, Yahudi olmayan bölgelerde daha fazla vakit geçirdikçe, Romalı ismi Pavlus'u kullanmaya başladı. (Elçilerin İşleri 13:9) Pavlus Yeni Ahit kitaplarının çoğunu yazdı. Daha önce de belirtildiği gibi, İncil'in Elçilerin İşleri bölümü bize Pavlus'un yaşamına ve zamanına tarihsel bir bakış sunuyor. Elçi Pavlus, hayatının çoğunu büyük tehlikelere rağmen, dirilen Mesih İsa'yı Roma dünyasında ilan ederek geçirdi.(2 Korintliler 11:24-27) Pavlus, MS 60'ların ortalarından sonlarına doğru Roma'da kafası kesilerek şehit edildi. Peki, Elçi Pavlus'un hayatından ne öğrenebiliriz? Öncelikle Tanrı'nın herkesi kurtarabileceğini öğreniyoruz. Pavlus'un dikkate değer öyküsü, dünyanın her yerindeki günahkar, birçok kötülük yapmış insanların Tanrı'nın İsa Mesih'teki kurtarıcı lütfuyla dönüştürülmesiyle her gün kendini tekrarlıyor. Bugün teröristleri veya diğer suçluları, insanlığa karşı işledikleri suçlar çok büyük olduğu için kefarete layık olmayanlar olarak görebiliriz. Pavlus'un hikayesi bugün anlatılabilecek bir hikaye; bizim gözümüzde ikinci bir şansa layık değil ama yine de Tanrı ona merhamet etti. Hayatının zorlukla, ama esenlikle geçtiğini tekrardan hatırlatalım. Gerçek şu ki, "iyi, düzgün" ortalama insandan "zalim, kötü" yozlaşmış insana kadar her insan Tanrı için önemlidir. Bir canı cehennemden ancak Rab İsa Mesih kurtarabilir. İkinci olarak, Pavlus'un hayatından herkesin İsa Mesih için alçakgönüllü, güçlü bir tanık olabileceğini öğreniyoruz. Tartışmasız, İncil'deki başka hiçbir insan figürü, Pavlus olarak İsa Mesih'in müjdesini paylaşırken bu kadar alçakgönüllülük göstermedi. Elçilerin İşleri 20:19 bize onun "Yahudiler'in kurduğu düzenlerden çektiğim sıkıntıların ortasında Rab'be tam bir alçakgönüllülükle, gözyaşları içinde kulluk ettim." söyler. Elçilerin İşleri 28:31'de Pavlus, İsa Mesih'in iyi haberini paylaşıyor: "Hiçbir engelle karşılaşmadan Tanrı'nın Egemenliği'ni tam bir cesaretle duyuruyor, Rab İsa Mesih'le ilgili gerçekleri öğretiyordu." Pavlus, Rab'bin kendisi için yaptıklarını başkalarına anlatmaktan korkmuyordu. Pavlus, İsa'ya iman ettiği ilk günden şehitliğe kadar tüm günlerini yorulmadan Tanrı'nın krallığı için çalışarak geçirdi. Sonunda herkesin Tanrı'ya tamamen teslim olabileceğini öğreniyoruz. Pavlus kendini tamamen Tanrı'ya adamıştı. Filipililer 1:12-14'te Pavlus hapishaneden şunları yazdı: "Kardeşler, şunu bilmenizi isterim: Başıma gelenler daha çok Müjde'nin yayılmasına yaramıştır. Sonuç olarak bütün saray muhafızları dahil, herkes Mesih uğruna zincire vurulduğumu öğrendi. Kardeşlerin çoğu da zincire vuruluşumdan ötürü Rab'be güvenerek Tanrı'nın sözünü korkusuzca söylemekte daha da cesur davranıyorlar." Pavlus, içinde bulunduğu koşullara rağmen Tanrı'yı övdü ve sürekli olarak iyi haberi paylaştı (ayrıca bakabilirsiniz: Elçilerin İşleri 16:22–25 ve Filipililer 4:11–13). Pavlus, yaşadığı zorluklar ve acılar sayesinde, Mesih için adanmış bir yaşamın sonucunu biliyordu. Her şey için Tanrı'ya güvenerek hayatını tamamen teslim etmişti. Şöyle yazdı: “Çünkü benim için, yaşamak Mesih'tir, ölmek kazançtır.” (Filipililer 1:21) Aynı iddiayı biz de ileri sürebilir miyiz?

  • Dua hayatımı nasıl geliştirebilirim?

    10 adımda dua hayatını nasıl geliştirirsin? Giderek daha meşgul ve dikkat dağıtıcı şeylerle dolu bir dünyada dua bir kenara bırakılabilir. Ancak aynı zamanda hepimiz duanın önemli olduğunu söyler ve buna inanırız, ancak çoğu zaman bu Rab'le olan yürüyüşümüzde odak noktamızdan uzaktır. Sürekli olarak (1 Selanikliler 5:17) ve her zaman (Efesliler 6:18) dua etme çağrısını unutuyoruz veya bu çağrıdan bunalıyoruz. Çünkü duanın ne demek olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Duanın, yaptığım her şeyin önemli bir parçası olduğuna inanıyorum ama yine de gerektiği gibi dua etmekte zorlanıyorum. Kalbimi ve zihnimi Tanrı'nın isteğiyle nasıl aynı hizaya getirdiğimi ve O'nun bende ve benim aracılığımla çalıştığını bilerek (Filipililer 2:13), yardıma ihtiyacım olmayacağını düşünebiliyorum bazen, ama her gün ihtiyaç duyuyorum. Sürekli olarak dua konusunda gelişmek istediğim için, daha sık ve derinlemesine bir dua hayatı yaşamama yardımcı olacak yollar aradım. Deneyimlerime dayanarak, dua etmemde bana yardımcı olan ve size de yardımcı olması için dua ettiğim 10 şeyi burada bulabilirsiniz. 1.) Dua Günlüğü Bana göre, dualarınızı günlüğe kaydetmek (temel olarak, ne için dua ettiğinizi yazmak veya en azından ne için dua ettiğinizi listelemek) faydalıdır çünkü ne için dua ettiğinizin ve Tanrı'nın zaman içinde dualara nasıl cevap verdiğinin bir kaydını görebilirsiniz. Geçmişte cevaplanmış bir dua, sizi cesaretlendirir ve canlandırır. Bunu yapmanın birçok farklı yolu ve kullanabileceğiniz birçok günlük türü vardır. Günlük türleri araştırmanızı size bırakıyorum. Ya da en basitinden bir defter alıp, normal günlük tutar gibi ne için dua ettiğinizi yazabilirsiniz. Hayatınızda olacak veya olan değişiklikleri de not almayı unutmayın. Size teşvik olacağından eminim. 2.) Ayetleri kullanarak dua edin Ne için dua etmeniz gerektiğinden emin değil misiniz ya da dua ederken aklınızı başıboş mu buluyorsunuz? Tanrı'nın Sözü'nü kullanarak dua edin. İncil'i, Mezmurlar'ı, Süleyman'ın Özdeyişleri'ni kullanabilirsiniz örneğin. Ancak ezberci bir şekilde değil, Kutsal Ruh'un rehberliğinde. (Efesliler 6:18) Şöyle yapabilirsiniz: Rab'den kendinize rehberlik etmesini isteyin, sonra yavaş yavaş ayetleri okuyun, kelimeler üzerinde derin derin düşünün. Bunlar için Tanrı'ya dua edin. Spontane itiraf, şükran, yakarış, hayranlık ve daha pek çok şeye yol açar. Size minicik bir örnek: "Rab, sen sözünde dedin ki ''Kaygılanmayın.'' ama ben kaygılanıyorum. Bana bu konuda yardım et.." 3.) Dua notları, minik dua kağıtları Göreceğim yerlere yapıştırmak üzere post it kağıtlarına veya telefonumun notlarına dua edeceğim şeyleri yazıyorum. Dua edilecek belirli kişiler ve durumlara dair bu hatırlatıcılara sahip olmak, dua hayatınızı bencilliğe veya narsistliğe değil; yukarıya ve dışarıya, derinlemesine geliştirmeye yardımcı olur. Unutmayın, siz çarmıhınızı yüklendiniz. Benliğe karşı ölüsünüz. Sadece kendiniz için değil, başkaları için de dua etmeyi unutmayın. 4.) Telefona dua etmek için hatırlatıcı kur Akıllı telefonlar çoğu zaman bizi kişisel gelişimimizden uzaklaştıran bir dikkat dağıtıcı işlevi görse de, telefonunuzu daha fazla dua etmenize yardımcı olması için kullanabilirsiniz. Belirli zamanlarda belirli insanlar veya şeyler için dua etmeyi hatırlatıcı olarak yinelenen günlük alarmlar ayarlayın. Örneğin tanıdığınız birinin duaya ihtiyacı varsa, her gün saat 19.30'a bir hatırlatıcı kurup o kişiye dua edebilirsiniz. 5.) Dua için hazırlan Tanrı bizi beden, zihin ve ruh olarak yarattı. Kutsal Yazılar boyunca insanların çeşitli fiziksel şekillerde dua ettiğini görüyoruz. Yalvarmak için örneğin ellerimi bir çocuk gibi kaldırırım, teslim olmada yüzüm yere doğru diz çökerim, şifa isterken de ellerimi iyileşmesini istediğim bölgenin üstüne koyarım. Ya da genellikle, avuçlarımı yukarıya doğru çevirerek dua ederim. Bazen otururken, sadece gözlerimi kapatarak içimden dua ederim, Rab ile konuşurum. Dua ederken fiziksel duruşunuzu değiştirmeyi düşünebilirsiniz. Odaklanmanızı arttırır. Özellikle gözlerinizi kapamanızı öneririm. Dua ederken hiç İsa'nın yaptığı gibi başınızı kaldırıyor musunuz? (Luka 9:16) Oturup dinleniyor musunuz?(1. Tarihler 17:16) Alçakgönüllü bir şekilde diz çöktünüz mü ya da eğildiniz mi? (Mezmur 95:6) Övmek ve teslim olmak için ellerinizi kaldırdınız mı? (1. Timoteos 2:8) Bunların hepsi (ve daha fazlası) Kutsal Yazılar'da tasvir edilmiştir ve bunların kalbimin duamla aynı hizaya gelmesine yardımcı olduğunu tecrübe ettim. Her güne dizlerimin üzerinde, sevinçli bir teslimiyetle, Rab'den bana yol göstermesini isteyerek ve O'nun dışında hiçbir şey yapamayacağımı itiraf ederek başlıyorum. 6.) Başkalarından dua iste Herkes kendi içinde bir mücadeleyle karşı karşıya. Durup sorsak, dua etme fırsatı veren acıları ve pişmanlıkları duyarız. Yakup 5:16 şöyle diyor: "Bu nedenle, şifa bulmak için günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin. Doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir." Ne zaman biri size bir günah itiraf etse, önce kendi günahınızı itiraf edip sonra birbiriniz için dua ederek karşılık vermeyi unutmayın. Hiçbir şey, kendi itirafınıza yanıt olarak bir itirafı duymak ve ardından duayla örtülmek kadar suçlamayı ortadan kaldıramaz. Örnek: Ali : Mehmet abi, geçen öfkeme yenik düştüm ve eşime kaba davrandım. Mehmet : Ben de geçen gün zamanımı boş yere heba ettim kardeşim. Hadi bunun için Rab'be dua edelim. Rab'bin çarmıhının önüne getirelim. Rab bize şifa verir, O yaşayan diri Rab'tir. Rab bize güç kuvvet versin ve her gün bizi Ruh'uyla yönetsin.. 7.) Bir işe başlamadan veya biriyle buluşmadan önce dua et Yapılması gereken projeler, görevler, işler veya buluşmalar dua etmeyi hatırlatıcı görevi görebilir. İster bir LEGO seti açmak, ister işe giderken araba kullanmak ya da otobüse binmek, ister bir futbol maçı olsun bir şeye başlamadan önce dua etmek; Tanrı'yı işe dahil etmenin, O'na zaman ayırmanın ve O'ndan bilgelik istemenin bir yoludur. Her işinize duayla başladığınızda, bereketin ve kutsamanın ne kadar aktığına şahit olacaksınız. 8.) Dua ederek yürümeyi öğren Bir iş arkadaşımın belirli bir dua isteği olduğunu biliyorsam, yanından her geçtiğimde onun için dua edebilirim mesela. Onlara, onlar için dua ettiğimi söylemek için durmam gerekmez, en azından yanlarından geçtiğimde onlara bir kez onlar için düzenli olarak dua ettiğimi söyleyebilirim. Bu uygulamadan bazı cevaplanmış duaların geldiğine şahit olduk. Bunu arabanızla geçerken komşularınızın evleri, geçtiğiniz diğer yerler, iş arkadaşlarınız, oda arkadaşlarınızın kapıları, okuldaki arkadaşlarınız ve daha fazlasıyla yapabilirsiniz. Ya da bir yere yürüyerek gidiyorum diyelim. O yere giderken Tanrı ile konuşabilirim. Gözlerimi kapatmam gerekmez, sesli olması gerekmez. Kulağı yaratan duyar, gözü yaratan görür. 9.) Hemen, o an dua et Geçmişte, birisi bir endişesini paylaştığında veya dua istediğinde kendimi sıklıkla "Senin için dua edeceğim." derken buluyordum ve sonra bu sözü yerine getirmeyi her zaman hatırlamıyordum. O yüzden şimdi bu şekilde karşılık vermek yerine hemen orada, bulunduğum yerde sadece dua ederek karşılık vermeye çalışıyorum. Talep kısa mesaj veya Whatsapp yoluyla ise, "Şu anda senin için dua ediyorum." veya "Arkadaşım ve ben senin için dua ettik." şeklinde yanıt verebiliyorum. Çünkü dua isteğini görür görmez, hemen o an dua ediyorum. Bunun faydasını çok gördük. Bir konu hakkında konuşuyoruz diyelim. O konu hakkında, hemen o an dua etmeliyiz. 10.) Kilisenle beraber (ve oradakiler için) dua et Bazen uzun süre dua etmek korkutucu olabilir, ancak başkalarıyla birlikte dua ettikçe inancınız gelişecek ve daha fazla dua etmeye teşvik edileceksiniz. İlk adımı atın, gerisi gelecektir. Herkes ilk seferinde çekiniyordu. Bu 10 şeyin hepsini yapmak zorunda değilsiniz. Ancak şu anda yapmadığınız bir şeyi seçseniz bile, Rab'be günlük bağımlılık içinde kaldığınızda meyvelerinizin çoğaldığını göreceksiniz. Tanrı çoğu zaman halkının dualarıyla hareket eder.

  • İncil giyim hakkında ne söyler?

    İncil'e göre giyim nedir? Giyinmek nedir? Hristiyanlıkta giyimin yeri nedir? Giyim, Tanrı'nın insanlıkla etkileşiminin tarihinde önemli bir rol oynamıştır ve Yaratılış'tan (3:7) Vahiy'e (22:14) kadar belirgin bir şekilde öne çıkar. Dış giyim bazen içsel gerçekleri sembolize eder ve Kutsal Kitap'ta giyim çoğu zaman ruhsal bir öneme sahiptir. Giyimden ilk söz edilen yer Aden Bahçesi'ndedir. Adem ile Havva günah işlediğinde gözleri açıldı.(Yaratılış 3:6–7) Bu da onların çıplak olduklarına dair yeni bir farkındalığa sahip oldukları anlamına gelir. Buna eşlik eden utanç, onları ilk kıyafetleri yapmaya itti; vücutlarını örtmek için incir yapraklarını birbirine diktiler. Yani kıyafet, başlangıçtan beri utancımızı ve günahı örtme ihtiyacını simgelemektedir. Tanrı, merhametiyle bir hayvanı öldürdü ve hayvanın derisinden Adem ile Havva için giysiler yaptı.(Yaratılış 3:21) Tanrı'nın bu eylemi, kendi günahımızın kefaretini etkili bir şekilde ödeyemediğimizin bir resmi olarak hizmet eder. Adem ile Havva'nın utancını örtmek için bir hayvanın ölmesi (kan dökülmesi) gerektiği gerçeği, Mesih'in daha sonraki kurbanlığının bir habercisi ve simgesidir. Kendi günahımızı örtme konusundaki yetersizliğimiz, bizim kendi başımıza yapamayacağımız şeyleri bizim için yapmak üzere Tanrı'nın Oğlu'nun yeryüzüne gelmesini gerektirdi. (Filipililer 2:6–8; Titus 3:5) İnsanlık tarihi boyunca giyim tarzları ve renkleri; kişinin statüsünün, zenginliğinin, konumunun ve cinsiyetinin göstergesi olmuştur. Kutsal Kitap'ta farklı şeyleri anlatmak için kullanılan birçok giysi örneği bulunur. Kraliyet cübbeleri krallar tarafından halktan ayırt edilmek için giyilirdi. (2. Tarihler 18:9; Ester 6:8; 1. Krallar 22:30) Giyilmesi rahatsız edici olan kaba bir kumaş olan çuval, keder ve yas zamanlarında sevilen birinin kaybından dolayı duyulan iç acıyı simgelemek (Yoel 1:8) tövbeyi göstermek (Yunus 3:5) ya da siyasi bir trajedinin yasını tutmak (Yoel 1:13; 2. Krallar 19:1) için giyilirdi. Hayat kadınlarının belirli bir giyim tarzı vardı ve giyimlerinden tanınabiliyorlardı. (Yaratılış 38:14–15; Özdeyişler 7:10) Deri kemerler yoksulluğun ya da çileciliğin işaretiydi; İlyas ve Vaftizci Yahya'nın ikisi de deri kemer takıyordu. (2 Krallar 1:8; Markos 1:6) Yasa'da erkeklere ve kadınlara yalnızca cinsiyetlerine uygun kıyafetler giymeleri emredilmişti (Yasa'nın Tekrarı 22:5) çünkü karşı cinsin kıyafetlerini giymek Tanrı'nın tasarımına karşı isyan anlamına geliyordu. İncil boyunca beyaz giysiler saflığı simgelemektedir. Görünümün değişmesiyle birlikte İsa'nın giysileri “ışık gibi bembeyaz oldu.” (Matta 17:2) Vahiy kitabında İsa, kendi sonsuz krallığında kendisiyle birlikte hüküm sürmeye layık görülenlerin kıyafetlerini anlatır. Kıyafetler beyazdır. (Vahiy 3:18; 4:4; 6:11; 7:9) İsa genellikle beyaz giyinmiş olarak görülür. (Daniel 7:9; Markos 9:2) Meleklerin de sıklıkla beyaz kaftanlar giydiği anlatılır. (Matta 28:3; Yuhanna 20:12) Giyim yaşamın temel ihtiyaçlarından biridir. (1 Timoteos 6:8) İsa, ilk önce O'nun krallığını arayan öğrencilerine, giyecek kıyafet konusunda endişelenmemelerini öğretti çünkü tarladaki zambakları giydiren, aynı zamanda kendi çocuklarını da giydirecektir. (Matta 6:28-33). Giyimin evrensel standardı tevazudur, sadeliktir: " ..altınlarla, incilerle ya da pahalı giysilerle değil, sade giyimle, edepli ve ölçülü tutumla.." (1 Timoteos 2:9-10) Pahalı kıyafetlerden ve ünlü markalardan çok daha değerli olan, Rab'bine adanmış bir hayatın getirdiği güzel işlerdir. Giyim insanlık tarihinin önemli bir parçası olmuştur ve insanlığın günahına bir yanıt olarak başlamıştır. Giyim iyidir çünkü hem koruma hem de sadelik için vücudumuzu kapalı tutma ihtiyacımız vardır. Tanrı, başkalarının "çıplaklığını ortaya çıkaran" kişilere hükümler verdi. (Çıkış 20:26; Levililer 18:6; Yeşaya 47:3) Kutsal Yazılar'da çıplaklık neredeyse her zaman cinsel günah ve/veya utançla ilişkilendirilir. Sadece ebedi(ruhsal) kıyafetlerimizi değil, aynı zamanda Tanrı dünyevi kıyafetlerimizi de önemli görüyor.

bottom of page