Hristiyanlıktaki Peygamberlerle İslam'daki Peygamberler Aynı mı?
Soruyu soran kişi: "Hristiyanlıktaki Peygamberlerle İslam'daki Peygamberler Aynı mı? Yahudilik ve İslam gibi dinlerde Hristiyanlık inancındaki peygamberlerin olması nasıl açıklanıyor?"
Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz.

Türkiye’de doğup büyüyen hemen herkesin aşina olduğu o tanıdık cümleyle başlayalım: "Zaten hepimiz aynı peygamberlere inanıyoruz."
İbrahim, Musa, Davut, İsa... İsimler tanıdık, hikayelerin bir kısmı çok benzer.
Haliyle dışarıdan bakıldığında hepsi tek bir zincirin halkaları gibi duruyor. Peki ama Hristiyanlık bu duruma kendi penceresinden nasıl bakıyor?
Neden hem kendinden önceki Yahudilikte hem de 600 yıl sonra ortaya çıkan İslam'da bu kadar çok ortak isim var? Ve daha da önemlisi, bu inanç sistemlerinin birbirlerine yönelttiği ağır teolojik eleştirilere Hristiyanlık nasıl cevap veriyor?
Kökler, Ağaç ve Beklentiler (Yahudilik)
Hristiyan bakış açısına göre Yahudilik bir başka din veya rakip değildir. O, köklerin ta kendisidir. Bu cümleyle birlikte taşa tutmadan önce konuyu iyi kavrayalım.
Hristiyanlar, Eski Antlaşma'yı (Tevrat ve Zebur) Tanrı'nın insanlıkla kurduğu iletişimin ilk adımı ve Yeni Antlaşma'nın gölgesi olarak kabul eder. Hristiyanlar günümüzde hala Tevrat ve Zebur okurlar, çünkü RAB'bin Sözleri asla değiştirilemez. Ezelden ebede sonsuzdur. Hiçbir insan buna güç yettiremez. RAB de buna izin vermez. Nitekim vermemiştir de.
Bu metinlerdeki Musa, Yeşaya veya Yeremya gibi peygamberler aslında bir hazırlık aşamasıdır ve asıl görevleri kurtuluşu getirecek Mesih'i müjdelemektir.
Yani Hristiyanlar için Yahudilikteki peygamberlerin varlığı bir tesadüf değil, teolojik bir zorunluluktur. Tohum toprağa atılmış, filizlenmiş ve İsa Mesih'in gelişiyle ağaç meyvesini vermiştir. Hristiyanlara göre burada bir kopukluk yoktur. hikaye aynıdır, sadece tamamlanmıştır.
Ancak tam bu noktada Yahudi teolojisinin o haklı görünen itirazı yükselir: "İyi de bizim beklediğimiz Mesih profili karşılanmadı!"
Hristiyanlık, Kutsal Kitap'ın bütüncül bir okumasıyla bu beklenti sorununa cevap verir. Hristiyan teolojisine göre Eski Antlaşma zaten tek bir değil, iki farklı Mesih profili çizer. Biri Yeşaya 53'te anlatılan acı çeken ve reddedilen hizmetkar, diğeri ise zaferle gelen kraldır. Hristiyanlık, İsa'nın ilk gelişinde bu acı çeken hizmetkar rolünü üstlenip insanlığın en temel problemi olan günah sorununu çözdüğünü, beklenen o devasa barışın ise İkinci Geliş'e bırakıldığını savunur.
Zaten İsa, "Benim krallığım bu dünyadan değildir" diyerek Yahudilerin beklediği askeri ve politikacı figürü baştan reddetmiştir. Tanrı'nın planı önce insanların içsel dünyasında ruhsal bir krallık kurmaktır. Fiziksel değişim ancak bunun sonucu olabilir. Üstelik İsa, Yasa'yı (Şeriat) iptal etmemiş, bizzat kusursuzca yaşayarak tamamlamıştır.
Yahudilerin beklediği Üçüncü Tapınak inşa edilmemiştir çünkü tapınağın asıl amacı olan Tanrı ile insanın buluşması ve günah kurbanı, İsa'nın bizzat kendisinde nihayete ermiştir.
Yeniden Yazılan Roller ve Güncelleme Tartışması (İslam)
Hristiyanlık birinci yüzyılda şekillenirken İslam yaklaşık 600 yıl sonra, Hristiyanların ve Yahudilerin bir arada yaşadığı kozmopolit bir coğrafyada ortaya çıktı. Hristiyan teolojisine göre İslam'ın bu peygamberleri içermesi son derece nettir. Çünkü kültürel adaptasyon ve yeniden tanımlama bulunmaktadır.
İslam, yeni bir inanç sistemi inşa ederken toplumda zaten saygı duyulan bu figürleri kendi hikayesine dahil etmiştir. Fakat kritik bir ayrım var: İsimler aynı kalsa da karakterlerin içi baştan aşağı değiştirilmiştir.
İslam'daki sadece bir peygamber olan, çarmıha gerilmeyen İsa Mesih ile Hristiyanlıktaki Mesih ve kurtarıcı olan İsa tamamen farklı kişilerdir. Düşünsenize, sizden 600 yıl sonra sizin hakkınızda sarışın ve mavi gözlü olduğunuz yazılıyor. Fakat gerçekte esmersiniz. Mümkün mü?
Türkiye'de büyümüş herkesin çok iyi bildiği o argüman hemen devreye girer:
"Zamanla insanlar dini bozdu, Tanrı yeni peygamber gönderdi. İslam da bir nevi ilahi yazılım güncellemesidir."
Akla yatkın gibi görünse de Hristiyanlık bunu temelden reddeder:
Güncellemeye İhtiyaç Yoktur: İsa sadece Rab'bin sözünü ileten bir peygamberlerden biri değil, insan bedeni almış Tanrı'nın Sözü'dür. Eğer Tanrı bizzat yeryüzüne inip çarmıhta kurtuluş planını tamamlamışsa, artık yeni bir mesaja ihtiyaç kalmamıştır. Vahiy, İsa'da zirveye ulaşıp sonlanmıştır.
Zaten Hristiyanlıkta da yeni bir kitap veya peygamber beklenmez. Çünkü zaten her şey tamam olmuştur.
Hikayenin Özü Reddedilemez: Kuran, İsa'nın çarmıhta ölmediğini söyler. Hristiyanlar için bu ufak bir detay değil, Tanrı'nın kurtuluş planının direkt inkarıdır. Önceki dinin temel olayını tamamen reddeden bir inanç, onun güncellemesi olamaz. (Yukarıda belirttiğimiz gibi, zaten bir güncelleme olacağı veya beklendiği asla yok.)
Bu kesin reddedişin ardından İslam cephesinden doğal olarak "Tahrifat" (metinlerin bozulduğu) iddiası gelir.
Hristiyanlık bu iddiaya karşı hem tarihi kanıtları hem de mantığı masaya koyar.
Ölü Deniz Tomarları ve ilk yüzyıllara ait binlerce Grekçe el yazması, İncil'in İznik Konsili'nde masa başında kendi çıkarlarına göre baştan yazılmadığını kanıtlar.
Kendi sözünü koruyamayan bir Tanrı fikri, Kadir-i Mutlak inancıyla çelişir. Söz'ünün değiştirilmesine izin verip 600 yıl sonra gerçeği duyuruyorsa, bu da kötü niyetli olduğunu gösterir. Böyle bir şey mümkün mü?
Mesele sadece İbrahimi dinler arası tartışmalarla bitmiyor. İşin felsefi boyutu, özellikle "Enkarnasyon (Tanrı'nın beden alması) mantıksal bir çelişkidir." diyerek Hristiyanlığa karşı çıkan bir kesim de mevcuttur.
Hristiyan filozofların cevabı sarsıcıdır: Eğer Tanrı her şeye kadirse, kendi yarattığı evrene girmekten neden aciz olsun?
Tanrı'nın insan olamayacağını söylemek, aslında Tanrı'ya sınır koymaktır. Üstelik bu süreçte (Hipostatik Birlik) Tanrı özünden bir şey kaybetmemişti. Tanrısal ve insan doğası birbirine karışmadan tek bir kişide birleşmiştir. Çarmıhta acı çeken kısım insani doğadır. Bu, uzaktan emir yağdıran bir diktatörün değil, insanlığın acısına bizzat ortak olup bedel ödeyen bir Babanın kusursuz sevgi eylemidir.
Son olarak, Hristiyanlığın pagan ve Helenistik kültürlerin bir sentezi olduğu iddiası (Dinler Tarihi Okulu argümanı) modern tarihçiler tarafından Paralelomanya (aşırı benzerlik arama hastalığı) olarak görülür. Dionysos gibi pagan tanrılarının ölüp dirilmesi tarımı ve mevsimleri simgeleyen mitolojik döngülerdir. Oysa İsa'nın dirilişi, Pontius Pilatus döneminde yaşanmış somut bir tarihsel iddia olarak sunulur.
Hristiyanlığın temel kavramları (Logos/Tanrı'nın Oğlu) Yunan felsefesinden kopyalanmamıştır. Kökleri Yahudi düşüncesindeki Memra'ya (Tanrı'nın eyleme geçen sözü) dayanır. Zaten Hristiyanlık sadece dönemin Roma kültürüyle harmanlanmış uysal bir sentez olsaydı, ilk yüzyıllardaki Romanın yaptığı o korkunç zulümler yaşanmazdı.
Binlerce ilk dönem Hristiyanı, sırf imparator heykeline tütsü yakmayı (paganizme entegre olmayı) reddettikleri için arenalarda aslanlara atıldı.
Sentezci bir dinin böyle tavizsiz ve radikal bir duruş sergilemesi beklenemez.




