Tanrı'ya İnanmayanlar, Neden İnananlardan Daha Mutludur?
- 18 Şub
- 5 dakikada okunur
Allah'a inanmayan kişiler, neden inananlardan daha mutludur? Ben Hristiyanım ve hayatım zorluklar içerisinde. Fakat inanmayan birisinin hayatı benden daha iyi ve mutlu görünüyor.
Öncelikle soru için değerli kardeşimize teşekkür ederiz. Sorunun zor olduğunun ve anında cevaplanmasının kolay olmadığının farkındayız. Yazımıza devam etmeden önce, Kutsal Ruh'un size öğretmesini ve yüreğinizi açmasını dileriz. Başlayalım:

Mutluluk mu, Kutsallık mı? (Neden Hristiyan olmak daha zordur?)
“Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.” (Matta 7:13-14)
Bazen etrafımıza bakıp sormadan edemiyoruz: "Neden Tanrı'ya inanmayanların keyfi yerinde, hayatları tıkırında gidiyor da biz imanlılar (hele ki kilisedeki kardeşler) sürekli bir mücadele, bir zorluk içinde?"
Bu soru, sadece bugünün sorusu değil. Mezmurlar'da da yer alan bazen imanlıların yüreğini sızlatan dünya gerçeği.
Kiliselerde veya Hristiyan çevrelerinde bu soruyu sorduğumuzda genellikle şu cevabı alırız: "Tanrı senin mutlu olmanı değil, kutsal olmanı ister. Sen sabret, dayan."
Kulağa çok ruhani ve doğru geliyor, değil mi? Ama durup biraz derine indiğimizde, belki de bu bakış açısının bize (ve Tanrı’nın karakterine) haksızlık ettiğini görebiliriz.
Kutsal Olmak ve Mutlululuk Birbirine Düşman mı?
Yıllarca bize "sevinç" ve "mutluluk" arasında yapay bir duvar örüldü. Dediler ki:
"Mutluluk dünyevidir, geçicidir. Sevinç ise ruhsaldır."
Sanki mutlu olmak, keyif almak, neşelenmek daha az Hristiyanca bir şeymiş gibi...
Oysa Kutsal Kitap’ın orijinal dillerine (İbranice ve Yunanca) baktığımızda bu ayrımın ne kadar zorlama olduğunu görüyoruz. İbranicedeki "asher" veya Yunancadaki "makarios" kelimeleri, çevirilerde genellikle "Ne mutlu..." veya "Mübarek, Kutlu" olarak geçer. Ama 1611 yılında King James çevirisi yapıldığında "Mübarek" kelimesi zaten "Mutlu" ile eş anlamlıydı.
Tanrı, sözünün "boşa dönmeyeceğini" söyler. (Yeşaya 55:11)
Tanrı’nın Söz'ü neşe doludur. Öyleyse neden mutluluk kelimesinden korkuyoruz? Sırf dünya bu kelimenin içini boşalttı diye mi?
Dünya sevgi kelimesinin de içini boşalttı; hamburgeri de seviyorlar, bir gecelik ilişkileri de...
Peki, dünya yanlış kullanıyor diye biz "Tanrı sevgidir" demekten vaz mı geçiyoruz? Hayır. O kelimeyi geri kazanıyoruz, içini Tanrısal gerçekle dolduruyoruz. Aynısını mutluluk için de yapmalıyız. Kutsallık ve mutluluk düşman değildir. Tam tersine, gerçek kutsallık en derin mutluluğa giden yoldur.
Peki, Neden Şimdi Acı Çekiyoruz?
Peki Umut kardeş, eğer Tanrı mutlu olmamızı istiyorsa, neden Hristiyanlar olarak bu kadar zorluk çekiyoruz? Neden inanmayanlar veya evrene mesaj yollayanlar gününü gün ederken biz bedel ödüyoruz?
"Eğer yalnız bu yaşam için Mesih'e umut bağlamışsak, herkesten çok acınacak durumdayız." (1. Korintliler 15:19)
Bu çok ağır bir söz. Neden acınacak durumda olalım?
Çünkü Hristiyan yaşamı gelecekteki o muazzam, sarsılmaz mutluluk için şimdiki anlık hazlardan feragat etmeyi gerektirir. Bir sporcunun olimpiyat madalyasını (gelecekteki mutluluğu) kazanmak için şu an antrenmanda acı çekmesi, diyet yapması, ter dökmesi gibidir.
Eğer bir madalya (Diriliş/Cennet) yoksa, o sporcunun çektiği acılar aptallıktır.
Ama eğer o madalya gerçekse, o sporcu stadyumdaki en mutlu insan olacaktır.
İman etmeyenlerin şu anki refahı ve mutluluğu genellikle anlıktır. Onlar ödüllerini şimdi alıyorlar. Bizim mutluluğumuz ise Romalılar 5'tir.
Bizim sevincimiz henüz tamamlanmadı. Şuan, gelecekteki o büyük şölenin sadece kokusunu alıyoruz, tadımlık numunelerini yaşıyoruz.
Acının İçindeki Sevinç
Hristiyan'ın mutluluğu, her şey yolunda gittiği için hissedilen yüzeysel bir neşe değildir. Bizimkisi, acının ortasında bile çiçek açabilen, meydan okuyan bir mutluluktur.
Pavlus, "Sıkıntılarla da övünürüz" der. Neden? Çünkü biliriz ki bu sıkıntılar bizi pişirir, karakterimizi sağlamlaştırır ve umudumuzu perçinler.
İnanmayan birinin mutluluğu şartlara bağlıdır: borsa çökerse, sağlık bozulursa, ilişkiler biterse mutluluk da biter. Ama bir Hristiyan'ın mutluluğu, mezarın ötesine uzanan bir umuda demir atmıştır.
O yüzden, inançsız birinin lüks içinde tasasız yaşadığını görüp imrendiğinde şunu hatırla:
Onların mutluluğu şimdi ile sınırlı. Bu dünyada alabilecekleri en iyi şey bu.
Senin zorluğun ise bir yatırım. Biz anlık hazları değil, sonsuz neşeyi seçtik.
Yolun sonu her şeyi değiştirir. Eğer İsa dirilmeseydi, evet, biz acınacak durumdaydık. Boşuna çile çekmiş olurduk. Ama İsa dirildi! Bu demektir ki çektiğimiz her acı, yaptığımız her fedakarlık, ertelediğimiz her haz, sonsuzlukta bize katbekat geri dönecek.
Tanrı mutlu olmanı istiyor. O kadar çok istiyor ki, seni sadece bu dünyanın 70-80 yıllık geçici (uyuduğumuz süreyi/yediğimiz yemeği/işe gidiş saatimizi/tuvalet duş ihtiyacımızı/hastalık zamanlarımızı düşsek yıllar daha da az) kırılgan mutluluğuyla yetinmeye bırakmıyor. Seni, acıların bile yok edemeyeceği sonsuz ve kutsal bir mutluluğa hazırlıyor.
A: Tamam da kardeşim, neden bizim hayatımız daha zor gibi?
Ölü bir balık, akıntıya karşı koyabilir mi?
Bunu hiç düşündün mü? Bir nehirde akıntıya kapılıp giden bir kütük veya ölü bir balık, suyla hiç mücadele etmez. Sakindir, rahattır, su nereye götürürse oraya süzülür. Sürtünme yoktur.
Ama canlı bir balık, akıntının tersine yüzmeye başladığı an mücadele başlar. Kasları gerilir, yorulur, enerji harcar.
Dünyanın genel gidişatı (kültür, ahlak anlayışı, bencillik, anlık hazlar) güçlü bir akıntı gibidir. İman etmeyen biri, genellikle bu akıntıyla uyum içinde yaşar. (Canın ne istiyorsa onu yap felsefesi)
Biz Hristiyanlar ise bu akıntının tam tersine, Kutsallığa ve Tanrı'nın isteğine doğru yüzmeye çalışıyoruz.
Yaşadığımız zorlukların çoğu, Tanrı'nın bizi cezalandırmasından değil sistemin tersine yürümemizden kaynaklanır. Bu zorluk, aslında canlı olduğumuzun, akıntıya kapılıp gitmediğimizin en büyük kanıtıdır. Dayanalım, yaşam İsa'dadır ve dar yoldan gitmemizi söylemiştir.
Yukarıda Bahsedilen Mezmur: Mezmur 73
Eski Antlaşma'da Asaf adında bir adam tam da bu soruyu sordu: Kötüler neden refah içinde?
Sonra tapınağa girip Tanrı'nın huzurunda durunca bir şeyi fark etti.
İman etmeyen, Tanrı'yı reddeden bir kişi için yaşayabileceği tek cennet, bu dünyadır.
Alabilecekleri en iyi yemek, görebilecekleri en güzel manzara, yaşayabilecekleri en büyük haz sadece bu 70-80 yıla sıkışmıştır. Tanrı, genel lütfuyla (güneşin herkesin üzerine doğması gibi) onlara bu geçici mutluluğu verir.
Ama bir Hristiyan için bu dünya bir otel odasıdır, evimiz değildir. Evde olmadığımız için rahatsızlık hissetmemiz, yastığın sert gelmesi, gürültü olması normaldir. Onların en iyi hayatı şimdi. Bizimki ise henüz başlamadı. Onların şimdiki refahına imrenmek, Titanik batarken birinci sınıf kamarada şampanya içen birine imrenmeye benzer.
Baba Terbiyesi - İlgisizlik
Bir parkta iki çocuk düşünelim. Biri çamurun içinde debeleniyor, diğeri ise üstünü kirletmeye kalktığında babası tarafından uyarılıyor, gerekirse elinden tutulup engelleniyor. Dışarıdan bakan biri "Şu çamurdaki çocuk ne kadar özgür, diğeri ise baskı altında" diyebilir.
Oysa gerçek şudur: Baba, kendi çocuğunu eğitir. İbraniler 12. bölüm bize Tanrı'nın sevdiklerini terbiye ettiğini söyler. (Şu ayrıntıya dikkat edelim, kendi yaptığımız hatalar dolayısıyla çektiğimiz acılardan dolayı Tanrı'yı suçlamayalım.)
Tanrı, inanmayanların günah içinde tabiri caizse keyif sürmesine bazen izin verir. (Romalılar 1'de buna "Tanrı onları bıraktı" denir. Bu korkunç bir yargıdır aslında) Ama seni o kadar çok seviyor ki karakterini bozan, seni O'ndan uzaklaştıran o rahatlığa gömülmene izin vermez. Senin hayatındaki zorluklar, Tanrı'nın seninle aktif olarak ilgilendiğinin, seni yetim bırakmadığının işaretidir. O, senin anlık konforunu değil sonsuz karakterini önemsiyor.
Son olarak, dışarıdan gördüğümüz o mutluluk gerçekten mutluluk mu? Yoksa bir tür anestezi mi?
Modern dünyada insanlar mutlu olmak için değil, mutsuzluklarını unutmak için eğleniyorlar. Netflix maratonları, alkol, aşırı tüketim, sürekli tatil planları... Bunların çoğu, içteki o derin boşluğu doldurma çabasıdır.
Bir Hristiyan'ın zorluğu, bu uyuşturucuları reddetmesinden gelir. Biz acıyı uyuşturarak değil, anlamlandırarak yaşarız.
Ameliyat masasında narkoz yiyip hiçbir şey hissetmeyen biri mi daha sağlıklıdır, yoksa iyileşme sürecinde ağrı çeken ama güçlenen biri mi? Bizim çektiğimiz zorluklar, iyileşme sancılarıdır. Onların rahatlığı ise, teşhis konulmamış bir hastalığın uyuşturulmuş halidir.
Yazımızı sonlandırırken Vaiz 5'i(Tıkla Oku) okumanızı dileriz. Umarız iyi gelecektir.
Çünkü geçici, hafif sıkıntılarımız bize, ağırlıkta hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar büyük, sonsuz bir yücelik kazandırmaktadır. Gözlerimizi görünen şeylere değil, görünmeyenlere çeviriyoruz. Çünkü görünenler geçicidir, görünmeyenlerse sonsuza dek kalıcıdır. (2. Korintliler 4:17-18)




