Arama sonuçları
Boş arama ile 72 sonuç bulundu
- 1. Korintliler 1:12-13 Ne Anlama Geliyor ?
1.Korintliler 1:12-13 Ne Anlama Geliyor? ''Mesih Yanlısıyım'' demek yanlış bir şey mi? Öncelikle soru için teşekkür ederiz. Şunu demek istiyorum: Her biriniz, “Ben Pavlus yanlısıyım”, “Ben Apollos yanlısıyım”, “Ben Kefas yanlısıyım” ya da “Ben Mesih yanlısıyım” diyormuş. Mesih bölündü mü? Sizin için çarmıha gerilen Pavlus muydu? Pavlus'un adıyla mı vaftiz edildiniz? (1. Kor 1:12-13) Bir Hristiyan'ın "Ben Mesih'in tarafındayım" veya "Ben Mesihçiyim" demesi nasıl eleştirilebilir? Sonuçta Hristiyanlığın özü bu değil midir? Ancak Pavlus'un 1. Korintliler'deki bu sitemini doğru okumak için satır aralarına bakmak, o dönem Korint kilisesindeki atmosferi koklamak gerekiyor. Çünkü sorun cümlenin kendisinde değil, o cümlenin ne amaçla ve hangi amaçla söylendiğinde yatıyor. "En Ruhani Biziz" Tuzağı Korint Kilisesi, o dönemde tam anlamıyla bir gruplaşma hastalığına yakalanmıştı. (Hala bu hastalığa sahibiz değil mi insanlar olarak? Bazen kiliselerimizde de görebiliyoruz.) İnsanlar, ruhsal önderlerini birer futbol takımı tutar gibi destekliyor, birbirlerine üstünlük taslıyorlardı. Kimisi Pavlus’un derin teolojisine, kimisi Apollos’un hitabet yeteneğine, kimisi de Petrus’un (Kefas) Yahudi köklerine ve otoritesine hayrandı. İşte tam bu kargaşanın ortasında dördüncü bir grup çıkıp "Biz Mesihçiyiz" diyordu. Kulağa en doğrusu buymuş gibi gelse de, Pavlus bu grubu da diğerleriyle aynı kefeye koyup eleştirdi. Neden? Çünkü bu grup Mesih'in adını birleştirici bir çatı olarak değil; kendilerini diğerlerinden ayıran, dışlayıcı bir parti rozeti gibi kullanıyordu. Muhtemelen şöyle bir tavırları vardı: "Siz fani insanların (Pavlus'un, Apollos'un) peşinden gidin, biz doğrudan ve sadece İsa'ya bağlıyız. Bizim sizin öğretmenlerinize ya da herhangi bir öndere ihtiyacımız yok, biz sizden daha ruhaniyiz. Daha akıllı ve bilgeyiz!" Yani buradaki "Ben Mesih yanlısıyım" ifadesi, bir iman ikrarından ziyade, kilisenin geri kalanına tepeden bakan ruhsal bir kibrin maskesiydi. Mesih Bölünmez Pavlus'un can alıcı sorusu tam burada devreye giriyor: "Mesih bölündü mü?" Eğer bir kişi "Ben Mesihçiyim" diyerek "Ben Pavlusçuyum" diyeni küçümsüyor ve kendini bedenin geri kalanından soyutluyorsa, Mesih'i de parçalamış olur. Pavlus'un anlatmak istediği şuydu: Mesih bir partinin lideri değildir. O, bütünün başıdır. Bir Hristiyan'ın "Ben Mesih'e aidim" demesi elbette yanlış değildir; hatta olması gerekendir . Yanlış olan, bunu " Ben O'na aidim, ama sen değilsin " imasıyla söylemek veya kilise içindeki önderleri ve kardeşliği reddedip "Ben tek başıma herkesten bağımsızım" havasına girmektir. Maalesef mezhepler arasındaki çatışmalarda da bunlar yaşanıyor. Sonuç: Kibir Maskesi Olarak Dindarlık Özetle, Korint'teki o dördüncü grup, en kutsal ismi (Mesih) kullanarak en dünyevi hatayı (bölücülük) yapıyordu. Bugün için de ders çok net: Eğer Mesih'e olan bağlılığımız bizi diğer imanlı kardeşlerimizden soğutuyor, bizi "özel bir elit grup" gibi hissettiriyor ve kilise birliğinden koparıyorsa, orada durup düşünmek gerekir. Çünkü Hristiyanlıkta "Ben Mesihçiyim" demek bir ayrışma sebebi değil, diğer herkesle Mesih'te bir olmaktır. Pavlus'un uyarısı hala geçerli: Mesih'i bir taraf tutma aracına dönüştürmeyin, çünkü O taraf tutmaz. O, herkesin Rab ve Kurtarıcısı'dır.
- Tüm Dinler Aynı Şeyleri Emretmiyorlar mı?
Tüm dinler aynı şeyleri emretmiyorlar mı? Tüm dinlerin mesajı aynı değil mi? Hristiyanlığa inanmamıza ne gerek var? Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Körlerin Fili ve Tüm Dinler Aynıdır Yanılgısı Size bir hikaye: altı kör adam ve bir fil. Her biri filin farklı bir yerine dokunur ve neye benzediğini tarif etmeye çalışır. Biri bacağına sarılır ve "Bu bir ağaç!" der. Diğeri hortumunu tutar, "Hayır, bu bir yılan!" diye itiraz eder. Bir başkası dişine dokunur ve filin mızrak gibi olduğunu iddia eder. Kuyruğu tutan ip der, kulağa dokunan yelpaze... Hikayenin kıssadan hissesi bellidir: Herkes gerçeğin sadece küçük bir parçasını kavrayabilir, kimse büyük resmin tamamına hakim değildir. Bu metafor, günümüzde dini çoğulculuğun en popüler savunması haline geldi. Deniliyor ki: "Bakın, tüm dinler aslında aynı dağın zirvesine çıkan farklı patikalar. İsimler değişse de hepsi aynı Tanrı'ya, aynı hakikate çıkıyor." İlk bakışta ne kadar da naif, ne kadar da hoşgörülü bir yaklaşım, değil mi? Kimseyi dışlamıyor, herkesi kucaklıyor gibi duruyor. Ama kazın ayağı hiç de öyle değil. Bu mütevazı hikaye, aslında içinde devasa bir mantık hatası ve gizli bir kibir barındırıyor. Tevazu Maskesi Altındaki Kibir Hikayenin en büyük çelişkisi şurada: Bu benzetme, ancak ve ancak hikayeyi anlatan kişi kör değilse işe yarar. Kör adamların yanıldığını söyleyebilmeniz için, filin tamamını gören, olaya dışarıdan bakan biri olmanız gerekir. Yani, "Tüm dinler gerçeğin sadece bir kısmını görüyor" dediğinizde, aslında gizlice şunu iddia etmiş olursunuz: "Siz hepiniz körsünüz, gerçeği yarım yamalak biliyorsunuz, ama ben (anlatıcı olarak) filin tamamını görüyorum. Sizin göremediğiniz o büyük hakikati ben biliyorum." Bu tevazu değil, düpedüz "Tanrısal" bir bakış açısı takınmaktır. Tüm inanç sistemlerini eksik olmakla itham edip, kendi bakış açısını hepsinin üstüne koyan, kanıtlanamaz teolojik bir iddiadır. Aynı Dağ mı, Farklı Gezegenler mi? İkinci büyük sorun ise şu: Dinlerin hepsi gerçekten aynı şeyi mi söylüyor? Bu iddia, dinlerin öğretilerini sadece yüzeysel bir iyi insan olma kuralına indirgerseniz doğru gibi gelebilir. Ama derine indiğinizde, uçurumlar görürsünüz. Hristiyanlık, "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh"tan oluşan üçlü bir birlikten (Teslis) bahseder. İslamiyet İncil mesajını reddeder. Hinduizm milyonlarca tanrıyı kucaklar, Budizm ise kişisel bir Tanrı fikrine tamamen uzaktır. Bunlar küçük detaylar veya kültürel farklar değildir. Bunlar, varoluşun temeline dair birbirine zıt iddialardır. Hepsi aynı demek, kapitalizm ile komünizmin aslında aynı ekonomik model olduğunu iddia etmek kadar absürttür. Bu dinlere saygı duymak değil, onları ciddiye almamaktır. Peki, Hristiyanlığı diğer tüm inanç sistemlerinden ayıran o keskin çizgi nedir? Yeryüzündeki neredeyse tüm dinler ve felsefeler, insanlara bir yapılacaklar listesi sunar. "İyi yaşa, kurallara uy, ibadet et, sadaka ver. Eğer yeterince çabalarsan Tanrı (veya evren) seni kabul eder." Bu, insanın kendi çabasıyla Tanrı'ya ya da bilinçsel yüksekliğe ulaşmaya çalıştığı bir merdivendir. Yani özetle: "YAP." Hristiyanlık ise tam tersini söyler. İncil, insanın durumuyla ilgili can sıkıcı bir gerçekle başlar: Biz kendimizi kurtaramayız. Ne kadar çabalarsak çabalayalım, Tanrı'nın kusursuz standardına erişemeyiz. En iyi işlerimiz bile egomuzla ve hatalarımızla kirlenmiştir. İşte "Müjde" (İncil) tam da burada devreye girer. Hristiyanlık "YAP" demez, "YAPILDI" der. Mesaj şudur: Sen yapamadın, ama Tanrı senin için yaptı. İsa Mesih, senin yaşaman gereken kusursuz hayatı yaşadı ve senin hak ettiğin ölümü öldü. Çarmıhta son nefesini verirken "Tamamlandı" dediğinde, hesabı kapattı. Diğer inançlar: "Elindeki CV'yi, sevaplarını, iyi amellerini Tanrı'ya sun ve kabul edilmeyi um" der. Hristiyanlık ise şöyle seslenir: "Senin CV'n yetmez, al İsa'nın kusursuz CV'sini kullan." İyi İnsanların Gittiği Yer? Popüler kültür, cennetin iyi insanların gittiği bir yer olduğunu fısıldar durur. Hatta dizilerde, filmlerde hep bu tema işlenir: Sevapların günahlarından fazlaysa, kapılar açılır. Ama Hristiyanlığın şok edici mesajı şudur: Cennet iyi insanların değil, affedilmiş günahkarların yeridir. Bu karşılıksız lütuftur. Eğer kurtuluş bizim iyi biri olmamıza bağlı olsaydı, o zaman İsa'nın o korkunç çarmıh ölümüne ne gerek vardı? Sonuç olarak, tüm dinlerin aynı olduğunu söylemek gerçeğin üzerini örten tatlı bir yalandan ibaret. Hristiyanlık, "Ne yaparsan yap, en iyisini yap" diyen bir ahlak öğüdü değildir. O, "Sen yapamazsın, ama senin yerine yapan biri var" diyen eşsiz bir kurtuluş haberidir. Fark, işte bu kadar derindir . "Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur." (Elçilerin İşleri 4:12)
- Archaeopteryx Evrim Teorisini Kanıtlar mı?
Arkeopteriks Evrimi Kanıtlar mı? Hristiyan Bakış Açısı Nedir? Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Evrim teorisi ilk ortaya atıldığında, Charles Darwin'in kafasında büyük bir soru işareti, daha doğrusu bir beklenti vardı. Eğer canlılar milyonlarca yıl içinde yavaş yavaş, ufak değişimlerle birbirine dönüşüyorsa, yerin altı ara form kaynıyor olmalıydı. Balıktan amfibiye, sürüngenden kuşa geçerken ne tam o, ne tam bu olan milyarlarca fosil bulunmalıydı. Darwin, bu geçişin o kadar yavaş ve belirsiz olacağını düşünüyordu ki, türler arası sınırların eriyip gittiği bir fosil kaydı hayal etmişti. Ama kazın ayağı öyle çıkmadı. Fosil kayıtları, Darwin'in öngördüğü o silik geçişleri değil, aniden ve tam teşekküllü ortaya çıkan türleri gösterdi. İşte tam bu sessizlik evrimcilerin canını sıkarken, 1861'de Bavyera'daki kireçtaşı yataklarında bir fosil bulundu: Archaeopteryx. Bu keşif, evrim savunucuları için adeta çölde bulunan bir vaha gibiydi. Sürüngenler ve kuşlar arasında bir köprü lazımdı ve Archaeopteryx, dişleri ve uzun kuyruğuyla tam da aranan kan gibi duruyordu. Ne Deve, Ne Kuş: Bir "Mozaik" Canlı Archaeopteryx'e ilk bakışta kuş dememek ayıp olur gibi. Modern kuşlardaki gibi asimetrik, uçuşa uygun, son derece kompleks tüyleri var. Yani pulların tüye dönüşürken yarım kaldığı bir deneme tahtası değil bu canlı. Tam tersine kanatları, kemikleri ve genel duruşuyla "ben uçuyorum" diye bağırıyor. Peki kafa karışıklığı nerede başlıyor? Bu canlının ağzında dişler, arkasında ise uzun kemikli bir kuyruk var. Ancak burada bir göz boyama var. Doğada farklı sınıfların özelliklerini bünyesinde toplayan mozaik canlılar her zaman olmuştur. Mesela Ornitorenk. Gagası var, yumurtluyor ama süt veriyor. Şimdi biz buna ördek ile memeli arası bir geçiş formu mu diyeceğiz? Elbette hayır. O, kendine has özellikleri olan özgün bir canlı. Ornitorenk Archaeopteryx de tam olarak böyle. Barbara Stahl gibi omurgalı paleontologları bile bu canlının fosil kayıtlarında yapayalnız durduğunu itiraf ediyor. Ne öncesinde onu sürüngene bağlayan bir atası var, ne de sonrasında ondan türeyen bir torunu. Tavukta Diş Aramak Gelelim şu meşhur diş meselesine. Modern kuşlarda diş yok, doğru. Ama geçmişte yaşamış ve yüzde yüz kuş olduğu kabul edilen Hesperornis gibi türlerin de dişleri vardı. Yani diş sahibi olmak sizi sürüngen yapmaz, sadece dişli bir kuş yapar. Daha da ilginci, modern genetik araştırmalar tavukların hala diş üretme genine sahip olduğunu, ancak bu genin kapalı konumda durduğunu gösteriyor. Manchester ve Wisconsin üniversitelerindeki araştırmacılar, bu genleri tetikleyerek tavuklarda diş büyümesini sağladılar. Bu ne demek? Demek ki dişlerin kaybolması, yeni bir türün evrimleşmesi (yeni bilgi kazanımı) değil, var olan bir özelliğin zamanla körelmesi (bilgi kaybı) anlamına geliyor. Yaratılış modeliyle birebir örtüşen bir durum: Kusursuz bir genetikle başlayıp, zamanla yıpranan ve özellik yitiren bir biyoloji. Aynısı kuyruk için de geçerli. Evrimciler, uzun kuyruğun zamanla kısaldığını iddia ediyor. Ancak fosil kayıtlarında Archaeopteryx ile aynı dönemde yaşamış, çoktan kısa kuyruğa sahip kuşlar var. Yani ortada kronolojik bir gelişim sırası yok; çeşitlilik var. Torun Dededen Büyük Olabilir mi? Archaeopteryx'i "tüm kuşların atası" ilan eden teorinin duvara tosladığı en sert viraj ise tarihlendirme. Bilim insanları, Archaeopteryx'ten (kendi yöntemlerine göre) yaklaşık 60 milyon yıl daha yaşlı olan ve tartışmasız gerçek kuş sayılan fosiller buldular. (Protoavis veya Confuciusornis gibi örnekler bu kronolojiyi alt üst eder) Düşünün, dedenizden daha yaşlı bir torununuz olabilir mi? Eğer ata dediğiniz canlı, torun dediğiniz canlıdan milyonlarca yıl sonra yaşamışsa, o soyağacı çökmüş demektir. Yale Üniversitesi'nden John Ostrom gibi uzmanlar bile bu durumu, "Kuşların atasını Archaeopteryx'ten çok daha geride aramalıyız" diyerek kabullenmek zorunda kalmıştır. Uçuş Mekaniği: Koşan Kertenkele Değil, Usta Bir Havacı Son yıllarda yapılan bilgisayarlı tomografi taramaları, tartışmaya son noktayı koyacak nitelikte. Archaeopteryx'in beyni, bir dinozorunkinden üç kat daha büyük ve modern kuşlarınkiyle aynı yapıda. Görme merkezleri gelişmiş, iç kulak yapısı hassas denge gerektiren manevraları yapabilecek kapasitede. Kemik analizleri, bu canlının bir sülün gibi güçlü kanat çırpışlarıyla havalanabildiğini, sadece ağaçtan ağaca süzülen bir planör olmadığını kanıtlıyor. İçi hava dolu kemikleri (pnömatik yapı), onun modern kuşlardaki gibi sürüngenlerin körüklü ciğerinden çok daha verimli olan "tek yönlü hava akışı" sistemine sahip olduğunu gösteriyor. Tüm bu kanıtlara rağmen, neden hala müzelerde Archaeopteryx'i "dinozor-kuş" olarak görüyoruz? Cevap, bilimin verilerinden çok, bilim dünyasının sosyolojisinde saklı. Bir teori (örneğin kuşların dinozorlardan geldiği iddiası) bir kez yerleşti mi, veriler o kalıba uydurulmaya çalışılır. Kladistik analiz dedikleri sınıflandırma yöntemlerinde, hangi özelliğin ilkel hangisinin gelişmiş sayılacağı tamamen araştırmacının tercihine (veya önyargısına) bağlıdır. Bir gün kuş dediklerine ertesi gün dinozor diyebiliyorlar, sonra tekrar kuş yapıyorlar. Ama değişmeyen tek bir gerçek var: Archaeopteryx, eksik bir parça veya hatalı bir geçiş denemesi değil. O, yaratıldığı günden beri kendine has özellikleriyle göklerde süzülen, estetik ve biyolojik bir şaheserdi. Bilimsel veriler, zorlama bir hikayeyi değil, bu eşsiz tasarımı işaret ediyor. Geriye kalan ise sadece yorum farkı.
- 2. Samuel 24:1 ve 1. Tarihler 21:1 Konusu, Çelişki midir?
Kutsal Kitap'ta, Tevrat'ta 2. Samuel 24:1 ve 1. Tarihler 21:1 çelişki midir? Öncelikle soru için teşekkür ederiz. Kutsal Kitap'ta, Tevrat'ta 2. Samuel 24:1 ve 1. Tarihler 21:1 çelişki midir? Tevrat çelişkisi diyorlar, gerçekten de öyle midir? Beraber inceleyelim: "RAB İsrail halkına yine öfkelendi. Davut'u onlara karşı kışkırtarak, “Git, İsrail ve Yahuda halkını say” dedi." (2. Samuel 24:1) "Şeytan İsrailliler'e karşı çıkıp İsrail'de sayım yapması için Davut'u kışkırttı." (1. Tarihler 21:1) Peki, Davut peygamberi asıl kışkırtan kimdi? Tanrı mı, Şeytan mı? Kısa cevap: Şeytan. Ancak elbette ki nedenini derinlemesine incelemeliyiz. Bugün teolojide sıkça Tanrı’nın aktif ve pasif (veya izin veren) iradesinden bahsederiz. Tanrı’nın bir olayın gerçekleşmesine izin vermesiyle, o olayın doğrudan faili olması aynı şey değildir. Ancak Eski İbrani düşünce yapısında bu ayrım, modern dünyadaki kadar keskin değildi. Onlar için nihai otorite Tanrı’ydı ve aradaki ikincil nedenleri (Şeytan'ın kışkırtması gibi) her zaman dilbilgisel olarak ayrıştırmazlardı. Bu iki pasajı yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan tablo şu: Şeytan, Davut'u doğrudan ayarttı. Davut kendi özgür iradesiyle bu ayartıya kapılmayı seçti, Tanrı ise tüm bu sürecin yaşanmasına egemenliği dahilinde izin verdi. Tarihler bölümü olayı Davut'un düşüşü ve Şeytan'ın tuzağı olarak ele alırken, Samuel kitabı Tanrı'nın İsrail üzerindeki hakimiyetine odaklanır. Yani ortada bir çelişki değil, aynı olaya farklı açılardan (biri insan sorumluluğu, diğeri ilahi egemenlik) bir bakış var. Nüfus Sayımı Neden Bu Kadar Kötüydü? "Alt tarafı insanları saydı, ne var bunda?" diyebilirsiniz. Kutsal Kitap nüfus sayımını kategorik olarak yasaklamaz. Ancak Mısır'dan Çıkış ve Çölde Sayım bölümlerine baktığımızda, sayımın kişisel hırslar için değil Tanrı’nın emriyle (genellikle savaş veya tapınak hizmeti için) yapıldığını görürüz. Davut'un yaptığı ise muhtemelen bir güç gösterisiydi, Tanrı’ya güvenmek yerine ordusunun kalabalığına güvenmekti. Sonuçta bir ceza geldi. Peki, Davut'un hatası yüzünden neden halk cezalandırıldı? Burada İsrail'in bir aile gibi tek vücut sayılması ilkesi devreye giriyor. Ama mesele sadece ceza değil. Tanrı bazen bizi günahımızı göstermek, bizi terbiye etmek ve daha derin bir tövbeye yönlendirmek için denenmelere izin verir. Genelde hatayı şöyle bölüştürmeye meyilliyiz: "%20 Şeytan yaptı, %20 Tanrı izin verdi, %60 Davut yaptı." Kutsal Kitap mantığı böyle işlemiyor. Olayda Tanrı, Şeytan ve Davut; hepsi %100 işin içindeydi ama her biri kendi alanında hareket ediyordu. Şeytan’ın amacı yok etmekti. (Davut'u günaha sokarak İsrail’i vurmak) Ama Tanrı’nın amacı, aynı olay üzerinden halkı arındırmak ve Davut'u tövbeye yöneltmekti. Şeytan kötülük tasarlar, Tanrı ise o kötülüğü bile nihai iyiliğe dönüştürür. Davut bir kukla değildi; özgürce seçti, hata yaptı ve sonuçlarıyla yüzleşti.
- Hristiyanlıkta Kadınların Kapanması Konusu
" Hristiyanlıkta kadınlar başını örtmeli midir? Korintliler'de bu yazıyor, fakat bunun o bölgeye has olduğu söyleniyor. O zaman örneğin Romalılar mektubu da Romalılar'a özgü değil mi? Evrensellikte bir problem olmuyor mu? " Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Yazımıza öncelikle ''Yorum bilimi nedir?'' açıklamasıyla başlayalım: "Hermeneutik, genel anlamda, herhangi bir ifade, anlam, metin ya da sanat eserini yorumlama sanatıdır . Yaygın olan diğer bir tanıma göre hermeneutik, anlama öğretisidir. Hermeneutik tarihsel gelişim süreci içerisinde çeşitli alanlara uyarlanmıştır. Bu alanlardan başlıcaları teoloji, hukuk, filoloji, tarih ve felsefedir. (Kaynak : Bingöl Üniversitesi - Felsefi Hermeneutik)" Korintliler'de geçen bu olayın bölgesel ve o döneme özgü olduğunu neden yorumlamışlar? Teknik olarak bakarsak, Romalılar bölümü de tıpkı Korintliler gibi belli bir dönemde, belli bir coğrafyada yaşayan somut bir topluluğa yazılmış bir mektup. İkisi de tarihsel birer belge aynı zamanda. Ancak ilahiyatçılar bu iki bölüm arasında bir ayrım yaparken, mektubun nereye yazıldığından çok, içeriğin niteliğine odaklanıyorlar. Evrenselliğe etkisi nedir, neden böyle yaptılar birlikte devam edelim. Mektupların Amacı ve İçeriği Farklıdır Korintliler, Kilisede Yaşanan Bir Problemi Çözmeye Yöneliktir: Pavlus bu mektubu yazarken yangın söndürüyordu gibi düşünebiliriz. Korint kilisesinde sürtüşmeler, ahlaki çöküşler ve ibadette kargaşalar vardı. Mektubun yapısı bu yerel sorunlardı. Bahsettiğimiz 1. Korintliler 11’deki başörtüsü meselesi de tam olarak böyle. O dönemde örtünmek, kadının statüsü ve toplumdaki durumu ile ilgili bir semboldü. Pavlus, o günün kültürel kodları üzerinden bir sorunu çözüyordu. Bu yüzden bu kısımlar bağlamsal yorumlanmaya daha açıktır. Romalılar, Teolojik Manifesto: Buradaki durum bambaşka. Pavlus henüz Roma’daki kiliseyi ziyaret etmemişti mesela, yani yerel problemleri çözmeye çalışmıyordu. Bunun yerine Hristiyan inancının temellerini (Günah, Kurtuluş, Tanrı'nın Merhameti) sistematik bir ders gibi anlattı. Konu Romalıların sorunu değil, insanlığın sorunu olduğu için bu bölüm daha evrensel/zamandan bağımsız kabul edilir. İlke ve Uygulama Ayrımı İlahiyatçılar yorumlarken şu bakış açısından bakarlar: "Burada anlatılan şey değişmez bir ahlaki ilke mi, yoksa o ilkenin o günkü kültürel bir yansıması mı?" Korintliler Örneği: Pavlus'un savunduğu asıl ilke ibadette düzen, saygı ve toplumsal kodlara uyumdur. Ancak uygulama (yani bunu başörtüsüyle yapmak) o dönemin kıyafet kodudur. Bugün hakim görüş şudur: Aynı saygı ilkesini, o dönemin kıyafeti olan başörtüsü olmadan da sürdürebiliriz. (Şehveti çağrıştıracak veya talep edecek giyim tarzından uzak durmak gibi) Romalılar Örneği: Ama Romalılar kitabında "İnsan yalnızca imanla aklanır" dendiğinde, bu bir kıyafet kuralı değildir; inancın merkezidir. Kültür ve zaman değişse de inanç esasları şekil değiştirmez. Romalılar Bölümü ve Bazı Başka Bölümler de Tamamen Kültürden Muaf Değildir Mesela Romalılar 16:16 "Birbirinizi kutsal öpüşle selamlayın" der. Bugün kiliselerde kültüre uygun selam veriliyor. Örneğin Amerika'da sadece el sıkışma varsa İstanbul'da sarılarak selamlaşılıyor. Yani Romalılar'ın içindeki bu emirler de bağlamsal görülür ve harfiyen uygulanmaz. Bu Durum İncil'in Evrenselliğini Engellemez mi? "Madem bazı yerlere 'bu kültüreldir, bugün uygulamıyoruz' diyoruz, o zaman bu kitabın evrenselliği zedelenmiyor mu?" Hayır, aksine bu yaklaşım kitabın evrenselliğini koruyan şeydir. Şöyle düşünelim: Biçim ve Dış Değil, Öz Evrenseldir: Eğer İncil, "İbadet ederken mutlaka 1. yüzyıldaki gibi giyinmelisin, onlar gibi selamlaşmalısın!" deseydi, işte o zaman evrensel olamazdı. O zaman sadece eski bir inanç kitabı olurdu ve Afrika'daki, Asya'daki ya da bugünün dünyasındaki bir insana hitap edemezdi. Dışsal Esneklik Sayesinde Her Çağa Ulaşır: Evrensellik kuralları robotik bir şekilde kopyalamak değil, o kuralın altındaki anlamı her çağa taşıyabilmektir. Selamlaşma örneğinden gidelim: İlke (Evrensel): "Kardeşini samimiyetle ve sevgiyle karşıla." Kültürel Uygulama (Değişken): Romalılar için bu yanaktan öpmekti, günümüz batı dünyası için tokalaşmak, Kore için eğilerek selam vermek olabilir. Eğer "ille de öpüşeceksiniz" diye dayatılsaydı, temasın hoş karşılanmadığı kültürlerde bu kitap reddedilirdi. Ama "kardeşçe selamlayın" ilkesi, her kültüre girebilir.
- Tanrı Neden Kötülüklere İzin Veriyor?
" Tanrı neden kötülüklere izin veriyor? Allah neden kötülüklere izin veriyor? Allah varsa neden dünyada kötülükler oluyor? Tanrı varsa neden kötü şeyler oluyor? " Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Bu sorunun cevabını bulmak için en başa, her şeyin başladığı yere bakmamız gerekiyor. Kutsal Kitap’ın ilk sayfalarına, Tevrat’ın Yaratılış bölümüne baktığımızda, Tanrı’nın dünyayı kaos veya acı içinde yaratmadığını görürüz. Yaratılışta her şey iyi ve mükemmeldi. Hastalık, ölüm, savaş veya gözyaşı yoktu. Tanrı, insanı bu mükemmel düzenin içine, bizzat kendisiyle ve doğayla uyum içinde yaşaması için yerleştirdi. Ancak burada kritik bir detay var: Tanrı, insanı iradesiz bir robot olarak tasarlamadı. Eğer Tanrı isteseydi, bizi sadece iyiyi yapmaya programlanmış, asla hata yapmayan, asla kötülük düşünmeyen varlıklar olarak yaratabilirdi. O zaman dünya, hiç acının olmadığı ama aynı zamanda hiç sevginin de olmadığı mekanik bir tiyatroya dönerdi. Neden mi? Çünkü sevgi, ancak bir seçim olduğunda gerçektir. Bir robotu sizi sevmesi için programlayabilirsiniz. Size her gün "Seni seviyorum" diyebilir. Zorla dayatılan sadakat, sadakat değildir. Tanrı bizimle gerçek, samimi ve gönüllü bir ilişki istedi. Bu yüzden insanlığa kainattaki en tehlikeli ve en değerli hediyeyi verdi: Özgür İrade . Tevrat'taki o meşhur ağaç sahnesinde, insan yasak olana elini uzattığında Tanrı neden bileğini tutup onu durdurmadı? Neden o an göklerden inip müdahale etmedi? Çünkü müdahale etseydi, özgür iradeyi yok etmiş olurdu. Bu adil olmazdı. Seçim hakkımızı elimizden alırdı. Tanrı, insanın yanlış yapma pahasına da olsa özgür olmasını, zorla itaat eden köleler olmamıza tercih etti. İnsan, özgür iradesiyle Tanrı’nın düzeninden çıkmayı seçtiğinde o mükemmel uyum bozuldu. Kapı aralandı ve o kapıdan içeri günah, ölüm ve bugün gördüğümüz o kaos girdi. Tanrı ile ilişkimiz bozuldu. Birbirimizle ilişkimiz bozuldu. Doğa ile ilişkimiz bozuldu. Kendimiz ile olan ilişkimiz bile bozuldu. Kendimizden bile bazen nefret eder hale geldik. Yani dünyanın şu anki hali, Tanrı’nın yetersizliğinin değil, insanın özgürlüğünün ve bu özgürlüğü kullanış biçiminin bir sonucudur. Peki Tanrı Şimdi Nerede? Tarihsel kökeni anladıktan sonra, bugünkü tabloya bakalım. Kutsal Kitap Tanrı hakkında üç şeyi netleştirir: Tanrı güçlüdür , Tanrı iyidir ve Tanrı bilgedir . O Güçlüdür: Evreni yoktan var eden O’dur. O'nun için imkansız diye bir şey yoktur. O İyidir: Merhameti sonsuzdur. O Bilgedir: Biz olaylara buğulu bir camın arkasından bakarız. Resmin tamamını göremeyiz, sadece kenarları seçebiliriz. Ama O, tüm resmi görür. Tanrı hem bu kadar güçlü hem de bu kadar iyiyse, neden hala kötü olaylar yaşanıyor? Acının Kaynağı: Hayatta acıya sebep olan üç temel kırılma noktası vardır: A. Özgür İradenin Bedeli Birinin sarhoş araba kullanıp kaza yapması Tanrı'nın güçsüzlüğü değil, insanın özgür iradesini kötüye kullanmasının trajik bir sonucudur. Özgür irade, hem büyük bir sevgi potansiyeli hem de büyük bir acı riski taşır. Tanrı riski göze aldı, çünkü bizi seviyordu. B. Düşmüş Bir Dünya Şu an yaşadığımız yer, artık mükemmel değil. Günahın girmesiyle birlikte dünya düştü ve bozuldu. Bu bozulma sadece ahlaki değil, fiziksel dünyayı da etkiledi. Hastalıklar, virüsler, doğal afetler, engelli doğumlar... Romalılar 8. bölümde dendiği gibi, dünya sanki doğum sancısı çeker gibi inliyor. Depremler ve yangınlar, bu kırılmış yaratılışın göstergelerinden bazıları. C. Kötülüğün Güçleri Görmezden gelemeyeceğimiz bir de ruhsal boyut var. Kutsal Kitap, kötülüğü organize eden, kışkırtan, görünmez ruhsal güçlerden bahseder. Terör veya saf kötülük içeren olayların arkasında, sadece insan hatası değil, bu karanlık ruhsal etkinin izleri vardır. Bazen Acının bir amacı vardır Bu belki de zor şeylerden biri. Ama acı anlamsız değildir. Acı Bir Megafondur: Yazar C.S. Lewis’in dediği gibi, "Tanrı zevklerimizde bize fısıldar, vicdanımızda konuşur ama acılarımızda bağırır." İşler yolundayken Tanrı'yı unutmaya meyilliyizdir. Acı, bizi sarsar ve bu dünyanın bizim asıl evimiz olmadığını hatırlatır. En Büyük Acı, En Büyük Kurtuluşu Getirdi: Tanrı, acıyı uzaktan izlemedi. İsa Mesih çarmıhta, Tanrı'dan ayrı kalmanın o korkunç acısını yaşadı. (İnsan bedeni yönü) Tanrı'nın en büyük zaferi, en büyük acı (Çarmıh) aracılığıyla geldi. Bu bize şunu söyler: Acı, hikayenin sonu değildir. Bilgi güzeldir ama canınız yanarken bu bilgiler belki de acınızı tam olarak dindirmez. Şu an acı çekiyorsanız, işte bu süreci atlatmanıza yardımcı olabilecek bazı adımlar: Duygularınızdan Korkmayın: Kutsal Kitap'taki Habakkuk peygambere bakın. Tanrı'ya kızgın olduğunu söyledi, sordu, sorguladı. Tanrı onu çarptı mı? Hayır. Öfkenizi, şüphenizi O'na dökün. O, bu duyguları kaldırabilecek kadar büyüktür. Tanrı'nın Yanıtı, O'nun varlığıdır: Tanrı acıyı her zaman anında yok etmeyebilir ama O'nun dediği şudur: "Seninle olacağım." İsa Mesih, tanıdığı Lazar öldüğünde ağladı. O, acılarımıza uzaktan bakan soğuk bir yönetici değil, bizimle birlikte olup bizi teselli eden bir Tanrı'dır. "Artık size kul demiyorum. Çünkü kul efendisinin ne yaptığını bilmez. Size dost dedim." (Yuhanna 15:15) İnsanlara İzin Verin: Acı bizi izole eder. Yapmayın. Güvendiğiniz kişilere dertlerinizi açın. Acı çekiyoruz çünkü seviyoruz. Acı çekiyoruz çünkü dünya, Yaratılış'taki halinden uzaklaştı. Ama umutsuz değiliz. Kutsal Kitap'ın sonlarında muazzam bir ayet vardır. " Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.” (Vahiy 21:4) Konu hakkında bir film için yazıya tıklayınız : Baraka (The Shack)
- Tanrı İnsanları Cehenneme Yollar mı?
" Siz Hristiyanlar Sevgi Tanrısı diyorsunuz ama Tanrı insanları cehenneme yollar mı? Neden Tanrı insanları cehenneme yollar? Allah neden insanları cehenneme yollar? " Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. İncil okumalarında insanların karşılaştığı en dikkat çekici detaylardan biri nedir biliyor musunuz? İsa Mesih’in cehennem konusundan asla kaçınmamasıdır. Genellikle insanlar Tanrı’nın yargısı veya gazabı gibi kavramları daha çok Eski Ahit'e (Tevrat ve Zebur dönemine) yakıştırır, İsa Mesih'i ise sadece "sevgi pıtırcığı" gibi düşünür. Oysa gerçek şu: İsa Mesih, Kutsal Kitap’taki diğer herkesten çok daha fazla cehennemden bahsetmiştir. Kabul etmek lazım, cehennem üzerine konuşmak veya düşünmek kimsenin hoşuna gitmez, iç karartıcıdır. Ama bir şeyin hoşumuza gitmemesi, onun gerçek olmadığı anlamına gelmez. Eğer İsa Mesih iddia ettiği kişiyse (yani insan bedenindeki Tanrı’ysa) ölümden sonra bizi nelerin beklediği konusunda söylediklerine kulak kabartmalıyız. Peki, İsa Mesih Cehennem Hakkında Neler Söyledi? 1. Orası gerçek bir mekan: Bu kulağa çok basit gelebilir ama önemli bir nokta. İsa, Luka bölümünde "öldü, gömüldü ve cehenneme gitti" derken mecazi bir anlatım yapmıyordu. Yani bizlerin bazen çok kötü bir gün geçirdiğimizde "cehennem azabı çektim" dememiz gibi sadece üzgün veya depresif hissetmekten bahsetmiyor. Ya da bu dünyada başımıza gelebilecek en kötü felaketlerden (yeryüzündeki cehennem) söz etmiyor. Fiziksel ölümün ötesinde, varoluşun devam ettiği gerçek bir yerden bahsediyor. 2. Korkunç bir yer: İsa oradaki insanların acı ve ıstırap içinde olduğundan bahseder. Şöyle düşünün: Bu dünyada inansın veya inanmasın, şükretsin veya görmezden gelsin; Tanrı herkese bir tür lütuf sağlar. Güneşin doğuşu, lezzetli bir yemek, dostluk, umut, aşk... Bunların hepsi, kaynağı Tanrı olan hediyelerdir. Ancak ölümün diğer tarafında işler değişiyor. İncil'e göre ya Tanrı'yla ve O'nun bu güzel hediyeleriyle yaşarız ya da O'nun olmadığı, dolayısıyla hediyelerinin de (huzur, neşe, sevgi, güvenlik) zerresinin bulunmadığı bir yerde oluruz. İyi olan hiçbir şeyin olmadığı bir varoluşu hayal etmek bile zor. 3. Geri dönüşü yok: İsa, cennet ile cehennem arasına "büyük bir uçurum yerleştirildiğini" yani kimsenin karşı tarafa geçemeyeceğini söyler. Yani ikinci bir şans, "cezayı çekip çıkma" durumu veya bir kaçış maddesi yoktur. "Cehennemde şu kadar yıl cezamızı çekeriz ve ardından cennete gideriz, çünkü imanlıyız" da yoktur. 4. Sonsuzdur: İsa orayı sık sık "asla sönmeyen bir ateş" olarak anlatır. Garip gelebilir ama aslında hepimiz sonsuza dek yaşamak üzere yaratıldık. (Adem ve Havva Tanrı gibi olmak istemeseydi, bizler sonsuz yaşayacaktık, ölüm olmayacaktı.) Sormamız gereken soru, bu sonsuzluğu nerede geçireceğimizdir. Orası adil bir yerdir: Burası insanların en çok takıldığı yerdir. Ama mantık şudur: Cehennem, Tanrı'nın sevgi dolu yönetiminin olmadığı yerdir ki oraya gidenler zaten hayatları boyunca tam olarak bunu, yani Tanrı'sız olmayı tercih etmişlerdir. Hiçbirimiz mükemmel değiliz, bu yüzden Mükemmel Olan'ın dünyasında yaşamayı hak etmiyoruz. Çünkü o kusursuz yere leke sürecek hiçbir şey girmeyecektir. Tanrı hem sevgi doludur hem de mükemmel derecede adildir. Tıpkı bir suçlunun mahkemede ceza almasını adil bulduğumuz gibi, Tanrı’nın kurallarını ihlal edip O'nun dünyasında yaşayan bizlerin de bir yargıyla yüzleşmesi adildir. Aslında bakış açımızı değiştirmemiz lazım. Hiçbirimiz mükemmel olmadığımıza göre, asıl soru "Neden insanlar cehenneme gidiyor?" değil, "Nasıl oluyor da birileri cennete gidebiliyor?" olmalı. Eğer hayat sadece adalet üzerine kurulu olsaydı, hepimizin sonu hüsran olurdu. Ama inanılmaz haber şudur: Tanrı, bizim gibi kusurlu insanların, ölümden sonra O'nun kusursuz krallığında yaşayabilmesi için bir yol açtı. Bunu da Oğlu İsa aracılığıyla yaptı. İsa dünyaya yargılamak için değil, kurtarmak için geldi. "Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu'nu verdi. Öyle ki, O'na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun." (Yuhanna 3:16) İsa, bizim hak ettiğimiz o "ayrılık" cezasını kendi üzerine alarak, bize asla hak edemeyeceğimiz bir yaşam sundu. Çarmıhta "Tanrım, beni neden terk ettin?" diye bağırdığında, insan bedeni olarak Yaratıcıdan ayrılma deneyimini yaşadı. O an, bizim yerimize cehennemi (Tanrı'dan mutlak ayrılığı) deneyimledi. Böylece biz bunu yaşamak zorunda kalmayalım diye... Bu sayede cehennem artık kaçınılmaz bir son değil, kaçınılabilir bir tercih haline geldi. Sonuç olarak elimizde bir seçim var. Cehennemden kaçınmak ve Tanrı'nın krallığında bir yaşam sürmek mümkün. Tek yapılması gereken yönümüzü Tanrı'ya çevirmek ve İsa'nın bizim yerimize yaptığı fedakarlığı kabul etmek. Maalesef birçok insan bu lütfu reddetmeyi seçiyor. Şimdiki hayatta Tanrı'nın hediyelerinin tadını çıkarıp O'nu yok saydıkları gibi, ölümden sonra da O'nsuz bir sonsuzluğu, yani kendi tercihlerinin sonucunu yaşıyorlar. Hristiyanlar (ve İsa Mesih), cehennemden insanları korkutmak için bahsetmezler. Tam tersine, uçuruma giden birini uyarmak gibi düşünün bunu. Amaç sevgidir. Bu konuların konuşulmasının tek sebebi, İsa’nın sözlerinin doğru olduğuna inanılmasıdır. Cehennem gerçektir, korkunçtur ama O’nun ölümü ve dirilişi sayesinde oraya gitmek zorunda değilsiniz...
- İyi Bir İnsan Yaratıcıya İnanmazsa Cehenneme Gider mi?
" İyi biri Hristiyan olmasa da cennete gider mi? İyi bir insan Allah'a inanmazsa cehenneme gider mi? İyi biriyim ama Mesih İsa'ya iman etmezsem cehenneme gider miyim? İyi bir insan olmak cennete gitmek için yeterli mi? " Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Çoğumuzun içinde, farkında olsak da olmasak da taşıdığımız o çok bilindik inanç var: "Ben özümde iyi bir insanım. Kimseyi öldürmedim, hırsızlık yapmadım, elimden geldiğince yardımsever oldum. Seven ve merhametli bir Tanrı, beni neden cennetine almasın ki?" Kendi bakış açımızdan durum gayet makul görünür. Çoğu insan, dünya üzerindeki iyi veya kötü davranışlarına göre cennete veya cehenneme gideceğine inanır. Hatta durum biraz kritik olsa bile, terazinin "iyilik" kefesinin ağır basacağını ve kapağı cennete atacaklarını düşünürler. Ancak İncil'in sayfalarını araladığımızda, bu yaygın inancın tam tersi bir tabloyla karşılaşırız. Tanrı’nın Sözü bize sarsıcı bir gerçeği fısıldar: Sorun şu ki, hiç kimse Tanrı'nın cenneti için "yeterince" iyi değildir. Gözünüzün önüne bir benzetme getirmek istiyorum. Bir kafeye oturdunuz, ağaçların altında bir kafe. İki çay istediniz. Gelen çaylar masalara kondu. Bir bardak, tükürük lekeleri ve dudak kısmı parmak izleriyle dolu. İçinde de bir şeyler yüzüyor gibi. İkinci bardağı da arkadaşınızın önüne doğru iterken hay aksi! Ağaçlardaki kuşlardan biri çayın içine pisledi ve çayın rengi tavşan kanından bembeyaza döndü neredeyse! Hangisi daha temizdir sizce? Hangi bardaktan çay içerdiniz? Ya da ikisini de iade edip yenisini mi alırsınız? "İyi İnsan" Yanılgısı İsa Mesih'e biri gelip "İyi öğretmen" diye seslendiğinde, İsa Mesih ona şöyle bir yanıt vermişti: "Bana neden iyi diyorsun? Tanrı'dan başka iyi olan yoktur." (Markos 10:18) -Kafası karışan kardeşler için, bu İsa Mesih'in insan yönünün bir yanıtıdır. Daha detaylı bilgi için üçlü birlik konusu.- Bizler "iyi" olmayı, genellikle başkalarıyla kıyaslayarak tanımlarız. Bir katille, bir dolandırıcıyla kendimizi kıyaslar ve "Ben iyi biriyim." deriz. Bunu şöyle bir örneklendirebiliriz: 10 katlı bir binanın tepesinden aşağıya baktığınızı düşünün. Aşağıdaki insanlar karınca gibi görünür. 1.50 boyundaki biriyle 1.90 boyundaki birini ayırt edemezsiniz, herkes size küçük görünür. İşte Tanrı'nın bakış açısı da böyledir. O'nun kutsallık ve mükemmellik standardından bakıldığında, ahlaklı insanla ahlaksız insan arasındaki fark kaybolur. Ömrünüz boyunca aklınızdan gerçekten hiç mi kötü düşünce geçirmediniz? Mükemmel misiniz? Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı. (Romalılar 3:23) Eğer cennete giriş bileti "iyilikler, sevaplar" (yani bizim yaptıklarımız) olsaydı, hiç kimse o kapıdan giremezdi. Çünkü günahlı halimizle cennete girseydik, orayı da mahvederdik. Gözümüzün, organlarımızın değeri bile kaç para ederken, sonsuzluğu nasıl alışveriş gibi iyi işlerimizle satın alabiliriz ki? O zaman iyi işlerimizi karşılık bekleyerek yapmış oluruz , bu ikiyüzlülük olmaz mı? Büyük Yargılama ve Açılan Kitaplar "Sonra büyük, beyaz bir taht ve tahtta oturanı gördüm. Yerle gök önünden kaçtılar, yok olup gittiler. Tahtın önünde duran küçük büyük, ölüleri gördüm. Sonra kitaplar açıldı. Yaşam kitabı denen başka bir kitap daha açıldı. Ölüler kitaplarda yazılanlara bakılarak yaptıklarına göre yargılandı. Deniz kendisinde olan ölüleri, ölüm ve ölüler diyarı da kendilerinde olan ölüleri teslim ettiler. Her biri yaptıklarına göre yargılandı." (Vahiy 20:11-13) Burası, bir Kurtarıcı'ya (Mesih'e, Rab'be) sığınmadan ölenlerin, neden cennete girmeleri gerektiğini Tanrı'ya kanıtlamaya çalışacakları yerdir. Bu sahnede kilit nokta iki farklı kitaptır: Yaşam Kitabı ve İşler (Ameller, Sevaplar) Kitabı. Hayal edin: insanlar İsa'nın karşısında sıralarını beklerken, O'na neden cennet için yeterince iyi olduklarını anlatmak üzere konuşmalarını hazırlıyorlar. "Bak Tanrım" diyecekler, "Şu iyi işlerime bak, bunları kötülerin yanına koy, kesinlikle iyiler ağır basacaktır! Mizan terazisinde ben üstünüm!" "Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: “Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıktı. 11Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: ‘Tanrım, öbür insanlara –soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere– ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.’ “Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, ‘Tanrım, ben günahkâra merhamet et’ diyordu. “Size şunu söyleyeyim, Ferisi değil, bu adam aklanmış olarak evine döndü. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.” (Luka 18:9-14) Ama Tanrı, onların "İşler Kitabı"nı açtığında, en iyi sandıkları işlerin bile Tanrı'nın standardı (İsa'nın kusursuz yaşamı) yanında ne kadar yetersiz kaldığını gösterecek. Sonra İsa Mesih, Yaşam Kitabı'nı açacak ve isimlerini orada arayacak. Kurtarıcıya iman etmemiş olanların isimleri orada olmayacak. Bizim bir Kurtarıcıya ihtiyacımız var. Tanrı Bizi Nasıl Değerlendirir? Elçi Pavlus, Romalılar'da (Bölüm 2), Tanrı'nın yargılamasında kullanacağı yolu açıklar. Bu yolun bize nasıl kurtulacağımızı değil, kendi çabamızla neden kaybolmuş durumda olduğumuzu gösterir: Gerçeğe Göre: Tanrı bizi başkalarıyla kıyaslamaz, mutlak gerçeğe ve Kutsal Kitap'ın standartlarına göre yargılar. Tanrı'nın İyiliğine Göre: Tanrı'nın bize yaşamımız boyunca gösterdiği sabır ve iyilik, bizi tövbeye yöneltmek içindir. Eğer bu iyiliği görmezden gelirsek, yargı günü mazeretimiz kalmaz. Biriken Haklı Yargıya Göre: Tövbe edilmeyen her gün, Tanrı'nın adil yargısının biriktiği bir gündür. Kalp katılığı, insanı ruhsal ölüme götürür. İşlere Göre: Eğer işlerimize göre yargılanmak istersek, Tanrı en iyi işlerimizi İsa'nın mucizeleri ve kusursuz fedakarlığıyla kıyaslayacaktır. Kimse bu kıyaslamadan galip çıkamaz. Ayırt Etmeden: Tanrı taraf tutmaz. Zengin, fakir, kültürlü veya eğitimsiz.. O'nun gözünde günah konusunda herkes eşittir. Aldığımız "Işığa" Göre: Herkes bildiği gerçek oranında sorumludur. Vicdanımız ve yaratılışın kendisi bile birer tanıktır. Bildiğimiz doğruları bile tam olarak yerine getiremiyoruz. Yüreğin Sırlarına Göre: O gün tüm kapılar açılacak, tüm düşünceler dökülecektir. Kimsenin bilmediği sırlar, Tanrı'nın önünde açık olacaktır. Bu durum korkutucu görünebilir, ancak İncil'in müjdesi (İyi Haber) tam da burada bizleri sevindirir. Tanrı adildir, bu yüzden günahı cezalandırmak zorundadır. Ama Tanrı aynı zamanda sevgidir. Bu yüzden kendi Oğlu İsa Mesih'i, bizim günahımızın bedelini ödemesi için kurban olarak vermiştir. "Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı'nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa'da sonsuz yaşamdır." (Romalılar 6:23) Kurtuluş, bizim ne kadar "iyi" olduğumuzla değil, Tanrı'nın ne kadar lütufkar olduğuyla ilgilidir. Bu dünyaya gelmeyi biz seçmedik. Bu yüzden Rab, kurtuluşu kucağımıza bırakıyor. Karşılıksız kurtuluşu almalıyız. "İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı'nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir." (Efesliler 2:8-9) Cehennem bizim için değil, İblis için yaratıldı. Kendimiz bilerek ve isteyerek iblisin ve cinlerinin yanında olmayalım. “Sonra solundakilere şöyle diyecek: ‘Ey lanetliler, çekilin önümden! İblis'le melekleri için hazırlanmış sönmez ateşe gidin!" (Matta 25:41) Eğer iyi bir insan olduğunuza güveniyorsanız, bu durum delik bir şişme yelekle okyanusa açılmak gibidir. Samimiyet tek başına yetmez, doğruyu kabul etmek gerekir. Kollarınızı ne kadar samimiyetle çırparsanız çırpın, uçamazsınız. Cennet, iyi insanların gittiği bir yer değil; günahlı olduklarını kabul edip, Tanrı'nın lütfuyla bağışlanmış insanların, yani aklanmışların gittiği yerdir. Henüz vakit varken ve bunu okuyorken, bu eşsiz lütfa sarılın. Ya da lütfen bu lütfun ne olduğunu araştırın. (Lütuf: Önem verilen, sayılan birinden gelen iyilik; armağan, kayra, ihsan, inayet, atıfet. -Kaynak TDK-)
- Hristiyanlıkta Teslis Nedir? Hristiyanlıkta Üçlübirlik Nedir?
" Hristiyanlıkta Teslis Nedir? Hristiyanlıkta Üçlübirlik Nedir? " Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Tanrı’yı Anlamanın En Zor Ama En Önemli Kısmı: Teslis (Üçlübirlik) “ Teslis nedir? ” sorusu, belki kahve içerken arkadaşınızla konuşacağınız ilk konu olmayabilir. Ancak dürüst olmak gerekirse, bu hayatta sorabileceğimiz en hayati sorulardan biridir. Neden mi? Çünkü Tanrı hakkında ne düşündüğümüz, aslında bizim kim olduğumuzu ve hayatı nasıl yaşadığımızı belirleyen en temel faktördür. Kısacası, Tanrı’yı algılayış biçimimiz günlük hayatımıza yön verir. İşte bu noktada Teslis , Tanrı’yı doğru anlamamız için kilit bir doktrin olarak karşımıza çıkar. En basit tanımıyla Teslis: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un tek bir Tanrısal öz içinde üç farklı kişi olarak birlikteliğidir. Bu tanım ilk bakışta göz korkutucu, hatta karmaşık gelebilir. Endişelenmeyin, bu çok normal. Hadi bu derin konuyu birlikte, adım adım ve anlaşılır bir dille inceleyelim. 1. Teslis Kelimesi Nereden Geliyor? Kutsal Kitap’ı baştan sona okuduğunuzda "Teslis" kelimesini doğrudan göremezsiniz. Ancak kavramın kendisi, Kutsal Kitap'ta sıkça görülür. (Örneğin: Matta 28:18-20; 2. Korintliler 13:14) Kutsal Kitap bize net bir şekilde şunu söyler: Tanrı tektir, ancak bu tek Tanrı sonsuzluktan beri özünde üç Kişi olarak var olmuştur: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh. Buradaki kafa karışıklığının ana sebebi genellikle "Öz" ve "Kişi" kavramlarının birbirine karıştırılmasıdır. Oysa bu ikisi birbirinden tamamen farklıdır. 2. Tek Tanrılı İnançlar Arasında Benzersiz Bir Yer Hristiyanlık, tıpkı Yahudilik ve İslamiyet gibi tektanrılı (monoteist) bir inançtır. Yani tek bir Tanrı’ya inanırız. Ancak Hristiyanlığın Tanrı tanımı, diğerlerinden keskin bir şekilde ayrılır: O, Teslis olarak vardır. Bu kavramı insan zihniyle tam olarak idrak etmek zordur . Çünkü sonlu bir varlık olan insan, sonsuz olan Tanrı’yı bütünüyle kavrayamaz . İsa Mesih de Markos 12:29’da Eski Antlaşma’dan (Yasa'nın Tekrarı 6:4) alıntı yaparak bu birliğe vurgu yapmıştır: “Dinle ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rab'dir.” Eğer bu konu önemsiz veya mantıksız olsaydı, İsa Mesih bunun üzerinde bu kadar durmazdı. 3. Çelişki Değil, Bir "Gizem" Dünya üzerindeki inanç sistemleri arasında Teslis’e inanan tek grup Hristiyanlardır. Bu öğretiye göre Tanrı; özde bir, kişilikte üçtür. Burada dürüst olmalıyız: Teslis’i tam manasıyla çözmeye çalışmak, okyanusu bir bardağa sığdırmaya çalışmak gibidir . Bu bir "gizemdir" ve bu gizem bizi hayal kırıklığına uğratmak yerine hayranlığa sürüklemelidir. Ünlü yazar C.S. Lewis’in dediği gibi: “Eğer Hristiyanlığı biz uyduruyor olsaydık, elbette daha kolay anlaşılır bir şey yapardık. Ama biz bir gerçeklikle uğraşıyoruz ve gerçekler her zaman basit değildir.” Bazı şeyler Tanrı’nın doğası gereği gizemlidir ve idrakı zor olabilir; İsa’nın Tanrılığı veya Kutsal Yazılar’ın vahyedilmesi gibi. Mucizeler gibi. 4. Bu Gizemi Nasıl Öğreneceğiz? Bazı insanlar bu durumu bir "mantık hatası" veya "çelişki" olarak görür. Ancak durum öyle değil. Bizler sınırlı varlıklarız ve sınırsız bir Tanrı’yı (Romalılar 11:33-36) her yönüyle analiz edemeyiz. Kutsal Kitap bize her şeyi değil, ama bilmemiz ve iman etmemiz gereken kadarını açıklar. İsa'ya iman edince ve Rab'bin Ruh'unu alınca, bu gerçek size açılacaktır. Bunu kalbinizle idrak edebileceksiniz. Fakat kelimelere dökmek sizin için de zor olacaktır belli bir oranda. 5. "Ne" ve "Kim" Farkı: Öz ve Kişilik Teslis’i anlamadaki en büyük engel, "öz" ve "kişilik" kavramlarının birbirine girmesidir. Gelin bunu basitleştirelim: Öz: Bir şeyin "Ne" olduğudur. Tanrı’nın tek ve ilahi doğasıdır. Kişilik: Bir varlığın "Kim" olduğudur. Yani formül şudur: Tanrı, TEK bir "Ne" (Öz) ve ÜÇ farklı "Kim"den (Kişi) oluşur. 6. Basit Bir Benzetme: Üçgen Hiçbir benzetme Tanrı’yı mükemmel anlatamaz ama zihnimizde canlandırmak için "Üçgen" örneğini kullanabiliriz. Bir üçgeni düşünün: Tek bir "üçgenlik" özü vardır (Tek Tanrı) Ama üç ayrı köşesi vardır (Üç Kişi) Köşeler birbirinin aynısı değildir ama hepsi aynı üçgenin parçasıdır. Köşeleri ayırırsanız ortada üçgen kalmaz. 7. Teslis Hakkında Bilmemiz Gereken 8 Temel Gerçek Toparlamak gerekirse, Kutsal Kitap’ın ışığında şu 8 maddeyi netleştirebiliriz: Tek Tanrı vardır: Hem Eski hem Yeni Antlaşma bunu tartışmasız kabul eder. Birlik Özdedir: Tanrı’nın birliği, O’nun ilahi özündedir. Üç Kişi Vardır: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh birer "kişi"dir. Üçü de tek bir Tanrı’dır. Birlikte Anılırlar: Kutsal Kitap (örneğin vaftiz buyruğunda) üçünü eşit sıralar. Birbirinden Farklıdırlar: Baba, Oğul değildir; Oğul, Kutsal Ruh değildir. Kişilik Özellikleri Gösterirler: Her birinin aklı, hisleri ve iradesi vardır. Bu Bir Çelişki Değildir: Biz "1 Tanrı eşittir 3 Tanrı" demiyoruz. "1 Özde 3 Kişi" diyoruz. Kategoriler farklı olduğu için matematiksel bir hata yoktur. Teslis, imanımızın temelidir. Tanrı’nın büyüklüğünü ve karmaşıklığını gösterir. Daha da önemlisi, Tanrı’nın sonsuzluktan beri kendi içinde mükemmel bir sevgi birliği yaşadığını kanıtlar. Eğer Hristiyan inancına sahipseniz, bu derin gerçeği düşünmek Tanrı’ya olan hayranlığınızı artıracaktır. Eğer değilseniz, sizi bu gizemi düşünmeye ve Kutsal Kitap’ın sunduğu bu benzersiz Tanrı tanımını araştırmaya davet ediyorum. Çünkü Tanrı’yı tanımak, O’nunla ilişki kurmanın ilk adımıdır. Bu konuyu daha iyi anlamak istiyorsanız, Rab'be dua ediniz ki size gerçeğini açıklasın ve kendini tanıtsın.
- Bir Hristiyan için Kilise Gerekli midir?
"Bir Hristiyan için kilise gerekli midir? İsa Mesih'e iman ediyorum, bu bana yetmez mi? İnsanlarla buluşmak zorunda mıyım?" Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Bir Hristiyan için kilise gerekli midir? Soruyu soran değerli kardeşimiz, muhtemelen geçmişte bir kilisede yer aldınız ve belli bir süreçten geçtiniz. Bu süreç neticesinde, belki de insanlarla pek iyi olmayan bir tecrübe yaşadınız. Bunu bilmiyoruz, fakat kilisenin neden gerekli olduğunu açıklamaya çalışacağız. "Kilise" kelimesinden bahsederken lütfen bina olarak bir yapıyı değil , bir insan topluluğunu düşününüz. Tanrı’nın çağrısında "yalnızlık" diye bir kavram yoktur. Kurtuluşumuz şahsidir belki ama imanımız, ancak başka yüreklerle temas ettiğinde kök salar. Bizler birbirimizin aynasıyız; kimi zaman ne yapmamız gerektiğini, kimi zaman da ne yapmamamız gerektiğini birbirimizde görürüz. Kutsal Kitap'ın o muazzam tanımını hatırla: "Mesih'in Bedeni" Sen bu bedenin yaşayan, hisseden bir parçasısın. Bedenden ayrılan bir uzuv nasıl hayatta kalamazsa, biz de kardeşlikten uzaklaştığımızda ruhsal olarak solmaya başlarız. Sizler Mesih'in bedenisiniz, bu bedenin ayrı ayrı üyelerisiniz. (1. Korintliler 12:27) Tanrı’nın arzusu; çocuklarının aynı çatı altında toplanması, birbirini teşvik etmesi ve hayatın ağırlığını birlikte yüklenmesidir. Bazılarının alıştığı gibi, bir araya gelmekten vazgeçmeyelim; o günün yaklaştığını gördükçe birbirimizi daha da çok yüreklendirelim. (İbraniler 10:25) Birbirinizin ağır yükünü taşıyın, böylece Mesih'in Yasası'nı yerine getirirsiniz. (Galatyalılar 6:2) İlk kiliseye baktığımızda gördüğümüz şey sadece dua eden insanlar değil, hayatı " bölüşüp paylaşan " bir ailedir. Ekmeği de, derdi de, sevinci de paylaştılar. Tanrı seni bu ailenin içine bilerek ve isteyerek yerleştirdi. Her gün tapınakta toplanmaya devam eden imanlılar, kendi evlerinde de ekmek bölüp içten bir sevinç ve sadelikle yemek yiyor ve Tanrı'yı övüyorlardı. Bütün halkın beğenisini kazanmışlardı. Rab de her gün yeni kurtulanları topluluğa katıyordu. (Elçilerin işleri 2:46-47) İman, yalnız başına bir odada olmak değil, kalabalık ve sevgi dolu bir sofraya oturmaktır.
- Hristiyan Olmak İçin Dua
Hristiyan olmak için dua var mı? İsa'ya iman etmek için dua var mı? Hristiyan olmanın şartları var mı? Öncelikle, soruyu soran değerli kardeşimize teşekkür ediyoruz. Hristiyan olmak için dua var mı? İsa'ya iman etmek için dua var mı? Hristiyan olmanın şartları var mı? Bu duayı, sessiz sakin ve yalnız olduğunuz bir yerde tüm kalbinizle okuyun. Gerçekten Rab'bimizin bizi işittiğini gözlerinizin önüne getirin. Gerçek de budur, O seni duyuyor ve seni görüyor. Her söylediğiniz kelime ve cümlede, üzerine derin derin düşünün: " GÖKLERDEKİ TANRIM, BABAM, RAB'BİM GÜNAHKAR OLDUĞUMU, SENİN DOĞRULUĞUNA VE İYİLİĞİNE ULAŞAMAYACAĞIMI BİLİYORUM. SEN TEMİZSİN, BENSE KİRLİYİM. YÜREĞİM, DÜŞÜNCELERİM KİRLİ. AMA SEN DOĞRUSUN, KUTSALSIN. GÜNAHKAR OLDUĞUMU KABUL EDİYORUM. GÜNAHLARIMDAN DOLAYI SONSUZ CEHENNEMİ HAKETTİĞİMİ BİLİYORUM. YARGINI HAKEDİYORUM. AMA SEN BENİ YALNIZ BIRAKMADIN. BENİ BU DURUMDA TERK ETMEDİĞİN İÇİN SANA ŞÜKREDİYORUM. MERYEM'DEN BEDEN ALIP DOĞAN BİRİCİK SÖZ'ÜN, OĞLUN İSA MESİH'İ BENİM İÇİN GÖNDERDİN. BENİM GÜNAHLARIM İÇİN ÖLDÜ, HAKETTİĞİM CEZAYI ÇARMIHTA ÜSTLENDİ. BENİM ÇEKMEM GEREKEN CEZAYI O ÇEKTİ. BUNA İMAN EDİYORUM. İSA MESİH'İN ÜÇÜNCÜ GÜN ÖLÜMDEN DİRİLDİĞİNE İMAN EDİYORUM. RAB'BİM VE KURTARICIM OLDUĞUNA İMAN EDİYORUM. İŞTE BUGÜN, SENDEN BAĞIMSIZ OLDUĞUM İÇİN TÖVBE EDİYORUM. YÜZÜMÜ SANA ÇEVİRİYORUM. SENİN YÜZÜNÜ ARIYORUM. HAYATIMI BÜTÜNÜYLE RAB İSA MESİH'İN EGEMENLİĞİNE TESLİM EDİYORUM. İSA MESİH, SENİN RAB'BİM VE KURTARICIM OLDUĞUNU İLAN EDİYORUM. RUHUN ARACILIĞIYLA HAYATIMA GEL VE TANRI'NIN BİR ÇOCUĞU OLMAM İÇİN BENİ DEĞİŞTİR. BİR ZAMANLAR KARANLIKTAYDIM, KARANLIĞIN İŞLERİNİ SENİN İSMİNLE REDDEDİYORUM. BUGÜNDEN İTİBAREN SEN YÜREĞİMDE ÇALIŞ, LÜTFUN VE MERHAMETİN SAYESİNDE SENİN İÇİN YAŞAYACAĞIM. ÇÜNKÜ SONSUZA DEK YAŞAYAYIM DİYE BENİM İÇİN İNSAN BEDENİ ALDIN VE CANINI VERDİN. RAB, SANA ŞÜKREDİYORUM. HAYATIM ARTIK TAMAMEN SENİN ELLERİNDE. SÖZÜN UYARINCA, ASLA UTANDIRILMAYACAĞIM. İSA MESİH'İN ADIYLA, AMİN. " "‘Göklerdeki Babamız, Adın kutsal kılınsın. Egemenliğin gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de Senin istediğin olsun. Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, Sen de bizim suçlarımızı bağışla. Ayartılmamıza izin verme. Bizi kötü olandan kurtar. Çünkü egemenlik, güç ve yücelik Sonsuzlara dek senindir! Amin" Şimdi yapmanız gereken, bir kiliseyle mümkünse iletişime geçmektir. İman yolculuğunda, tıpkı sizin gibi bu yoldan geçenler bildiklerini size öğretecektir. "Sonsuz yaşam, tek gerçek Tanrı olan seni ve gönderdiğin İsa Mesih'i tanımalarıdır." (Yuhanna 17:3)
- Yaşadığım Yerde Bir Kilise Yok, Nasıl İbadet Edeceğim?
Yaşadığım yerde bir kilise yok, nasıl ibadet edeceğim? Kiliseye gidemiyorum, ne yapmalıyım? Öncelikle soru için değerli Hüseyin kardeşimize teşekkürler. Bu konuya birlikte bakalım: Kilise binasına veya Hristiyanlara erişiminizin olmaması, Tanrı ile iletişimde olamayacağınız anlamına gelmemektedir. Elbette İsa Mesih'in öğrencileriyle birlikte olmak harika bir duygu, fakat belirttiğiniz durum göz önüne alınınca Kutsal Ruh'un bizi yalnız bırakmayacağını bilmeliyiz. Dua etmek yani Rab'bimiz ile konuşmak, Kutsal Kitap okumak için bireysel olarak binaya ihtiyacımız yoktur. Fakat kendimizi nasıl canlı tutabiliriz? Devam edelim: 1) Dua Etmek ve Kutsal Kitap'ı Düzenli Okumak: Her gün düzenli olarak dua edebilir ve Kutsal Kitap'ı okuyarak Tanrı’nın Söz'ü üzerinde düşünebilirsin. Bu, Ruh'unu besler ve tıpkı fiziksel bedenin nasıl yemek yemediğinde çöküyorsa; senin çökmeni engeller. Hristiyan ilahilerine Youtube'dan ulaşıp Rab'bi övebilir, Mezmurlar okuyabilirsin. 2) İnternet Üzerinden Kiliselere Ulaşma, İnterneti Etkin Kullanma: Kiliselerin düzenlemiş oldukları Zoom toplantılarına katılabilirsin. Youtube üzerinde Kanal Hayat, Sat7 Türk ve daha nice değerli Youtube kanallarını keşfedebilir ve Söz'ü derinlemesine öğrenebilirsin. Kiliselerin Sosyal Medya hesaplarını takibe alabilir ve paylaşımları düzenli takip edebilirsin. Fakat takip ederken, Hristiyan olmayan sahte öğretilere/tarikatlere karşı dikkatli ol. (Yehova Şahitliği, Mormonluk ve benzeri gibi tarikatler.) Google Play ve Appstore üzerinden ücretsiz Kutsal Kitap uygulamalarını indirebilir ve internetsiz bile okuyabilirsin. İncil, İyi Haber her yerde! 3) Belki de Henüz Farketmediğin Kiliseler: Yaşadığın ilde bir kilise olabilir fakat haberdar olmayabilirsin. Bunları öğrenmek için Cankurtaran Kiliseleri Vakfı Sosyal Medya hesaplarına yazabilirsin. Belki yaşadığın ilçede, belki de şehrine yakın bir yerde senin gibi birisi vardır. Kim bilir? 4) Kutsal Ruh'a Yakarış Rab'bin bulunduğun bölgede kilisesini kurması için dua edebilirsin. Belki Rab bu yolda seni kullanır, belki de bir başkasını. Unutma, Tanrı senin nerede olduğunu biliyor. Samimi bir kalple O'na yönel, seni asla yalnız bırakmaz. "İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim." (Matta 28:20)












